ilkcoskun@hotmail.com

28 Haziran 2026 Pazar

Kapı Karşı

Kapı Karşı

“Kapı Karşı” Yazar Zekiye Kahraman’ın Çıra Kültür etiketiyle, Ocak 2026’da okurlarıyla buluşturduğu öykü kitabıdır. Otuz yedi öykünün yer aldığı kitap, yüz kırk dört sayfa hacmindedir. Öyküleri ortalama üçer sayfalık kısa, küçürek (sigara içimlik) öyküler olarak adlandırabiliriz.

“Kapı Karşı” kitap ismi, kitapta yer alan aynı isimli öyküden gelmektedir. Kitap isminden de anlaşıldığı üzere başat olarak komşuluk ve misafirlik konuları yer almaktadır. Bunlarla bağlantılı olarak çocukluk, yolculuk, okul hayatı, ev hayatı, evlilik, bayramlar gibi hayatın içindeki diğer birçok konuya da temas edilmektedir.

Öykülerde dış anlatıcı olarak daha çok yazarın sesi duyulmaktadır. Yazarın, çocukluk yılları olan 1960’lar, 1970’lerden günümüze değin geniş bir zaman dilimindeki konuların işlendiği anlaşılmaktadır. Yazar, belki öykü karakter isimlerini değiştirmiş belki de bazı öykülere kurgu dâhil etmiş olabilir ama öykülerin geneli yaşanmışlık hissini uyandırmaktadır. O yıllarda hayatlar daha sade yaşanmaktadır elbette. Bu yıllarda her ne kadar zorluklar ve güçlükler daha çok yaşansa da bütün hareketliliğiyle evlerde, mahallelerde ve sokak içlerinde doludizgin hikâyeler yaşanmaktaydı. Mahallelerde etkileşimle beraber çoğul kültürler de yer almaktaydı.

Selam vererek, ‘maşallah’ gibi türlü çeşit esenlik içeren ihtiram cümleleri çokça kurularak, komşuluk, misafirlik gibi birlikteliklere değer katılmaktaydı. Her ne kadar birkaç tane olumsuz tavır sergileyen öykü karakterleri olsa da anlatımlarda yer alanların geneli dünya nimetini çoğaltma derdinde olmayan, azın bereketiyle yetinmeyi bilen insanlardır. Yani, öykü kahramanları genellikle edep, adap, görgü, saygı ve sevgi gibi karşılıklı güzellikleri taşımaktadırlar. Onurlarını kimselere yem etmeyen, fedakârlıklarıyla insanlar biriktiren kişiliklerdir. Dünyanın faniliğini iyi anlamış, çoğa tamah etmeyen, ölüme müheyya olan insanlardan müteşekkildir. Geçmişe romantik bir özlem hali olarak algılanmasın ama o yıllarda ahlâkî umdelere, gelenek ve göreneklere sahip olan nesiller bulunmaktaydı.

Mahalleler, komşuluklar, sokaklar gibi toplu yaşam alanları çocuklar başta olmak üzere bütün müdavimlerini eğitmektedir. Sokak oyunları, mahalle kültürü gibi değerler çocukluğun safiyane duygularına şahitlik etmekteydi. Öyle ya bunlar gibi bütün yaşanmışlıklar, tecrübeler insanın rotasındaki inhirafı düzelten olmaktadır. İnsanlar arasında yakın iletişim hali, lafına dost insanlar yerine çileye dost insanları gün yüzüne çıkarmaktaydı. Bunlar gibi hayatlar yaşanıyor ve hayatlar sonlanıyor. Her bir yaşantı bir izini ve hikâyesini bırakıyor geleceğe. Bu hayatları geleceğe bırakanlarda hikâye, roman yazarları oluyorlar. Hayalî’nin “Ol mahiler (balıklar) ki derya içredir, deryayı bilmezler” sözündeki gibi kimileri hikâyeyi yaşıyor kimileri de hikâyenin geleceğe aktarılmasına vesile oluyor. “Akvaryumu görmek için önce balık olmamak lazım” diyen Charles Lalo sözündeki gibi olayın dışında olmak gerekiyor bir yönüyle elbette.

Öykülerde kahramanlar üçü dördü geçmemektedir. Hatta bazı öykülerde Hanım Teyze, Hacı Amca gibi isimlendirmeler bulunmaktadır. “Melek Abla, Ali Amca, Hacı Arif, Fadime, Münevver Hanım, Ayşe Hanım Teyze, Ahmet Nuri Efendi, Ali” gibi az sayıda olan karakter isimlerle karşılaşmaktayız. Bunlarla beraber, Hz. Âdem, Havva, İsmail, İbrahim, Hacer, Yusuf, Mekke, Kâbe, Mina, Müzdelife, Arafat, Nuh’un gemisi gibi isimleri de ekleyebiliriz.

Yazar, öykülerinde anlamlı, güzel hatta çerçevelik kimi ifadelere de bolca yer vermektedir. Bazılarını da olsa buraya taşımak istiyorum izninizle. “Vefa bir gemi, ben de bir yolcuyum. Geçerken uğradım sadece.” (s. 16) “Vermiş olmak, olanın olmayana borcudur.” (s.44), “Hırs içerdeyse bereket dışarıdadır.” (s. 56), “İnsan geçmişini ve geleceğini davranışlarıyla belirler.” (s. 105), “Zaman her şeyin ilacı olsa da insanın karakteri her daim onunladır.” (s. 105), “Kaptan dediğin, son yolcu ininceye kadar gemiyi terk etmeyendir.” (s. 133), “Toprak geçmişteki başlangıcımız olsa da gelecek de bizi ağırlayan son durağımız olacaktır. Kalıcı olan asıl yurdumuzun giriş kapısı…” (s. 137), “Çabalamak iyi olmanın yarısıdır.” (s. 141) Gibi.

Daha genel bir çerçevede Anadolu insanının birbirine benzer portreleri serimleniyor diyebiliriz. Anadolu insanı bir cihetiyle cahil görülse de “Dünyadan kırk yaş kocaman” bir hali ve yaşanmışlıkları da bulunmaktadır. Bu yazılanlarla, Anadolu insanının arifane yönüne şahitlik etmekteyiz. Öz olarak, yazarın veya yazarın yakınlarına dâhil olmuş, dokunmuş güzel insan portreleri ve yaşanmışlıkları okumaktayız. Bu minvalde yazar, daha çok kepçesini taşra kazanında gezdirmektedir. Bu öyküler vasıtasıyla yazar, yer yer de olsa kendi kendine, kendiyle konuşur gibi bir anlatım içerisine de girmektedir. Elbette ki bütün bu yazılanlardan, yazarın kendi iç dünyasının izlerini ve bakış açısını da görmekteyiz. İyi okumalar efendim. Buyurunuz.

İlkay Coşkun
Şehir Defteri Dergisi
Sayı 23, Ağustos 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder