6 Mart 2019 Çarşamba

Havayı İzleyen Adam / Aydili Sanat Dergisi





Havayı İzleyen Adam
Her şey meteorolojide kullanılan doksan dokuz hava olayını ezberlemekle başladı. Atmosferin biz insanoğlu ve diğer canlılara sunduğu muhteşem görselliğini fark etmemizle devam ediyor.
Meteoroloji okulunu okuyan ve mezun olan biri için ilk yakıştırılan unvan “çocuk hava durumu sunacak” olmuştur. Maalesef bu işin en basit kısmı olduğunu işin içine girdiğimizde fark ettik. Fedakârlıklar, bayram ve uzun gece nöbetleriyle birlikte artık gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı. Çok az kişiye nasip olan hava durumu spikerliği görevinin bu meslekte çalışan tüm personele layık görülmesi ise işin ilginç yanı olsa gerek. Meteoroloji eski tabirle rasathaneler de çalışan memur sayısının diğer meslek kollarına göre azlığının olumlu ve olumsuz yansımalarını aleni bir şekilde gözlemliyoruz. Bina ve başkaca fiziki şartlar bu alanda kısıtlı imkânlar sunmaktadır. Bunun sebebi Meteoroloji kurumunun devlet yapılanmasında daha küçük kurumlar içerisinde yer almasından kaynaklanmaktadır.
Taşra kurumlarında işler daha çok müdür, rasatçı ve hizmetli üçgeninde yürümektedir. Taşra teşkilatında çekilen aile fotoğraflarında bu üçgen yapıyı her daim görmekteyiz.
Her hava olayına kimyadaki periyodik cetvel elementleri gibi bir rakam verilerek şifrelenir. Meteoroloji biliminde doksan dokuz rakamıyla bütünleşen bir cetvel kullanılır. Hava olaylarına karşılık gelen ifadeler rakamsal şifrelemelerle yapılır ve bu şekilde bir iş bütünü oluşturulur. Mesela doksan dokuz hadisenin içerisinde kırklı hadiselerde vardır. Kırklı hadiseler dediğimiz hava olayları sis ve sis çeşitleridir ve her biri farklı bir rakamla tanımlanır.
Rasat işi; meteorolojik cihazların kullanımı, ayarlarını, bakımlarını kapsayan, ölçüm yapmaya dayanan daha çok tecrübenin önem arz ettiği bir meslektir aslında.
Mizahi yönünü çok geliştirmiş olan milletimiz meteorolojiyi de ihmal etmez tabi ki. Bunların en ilginci köy ve kasabalarda eski yıllarda kurulmuş olan yağış istasyonlarındaki rasat parklarına giren bazı insanların yağışölçerin içine su koyduğu veya küçük abdestini buraya yaptığıdır. Bu hoş olmayan olaylar, rasat işiyle uğraşan memurlara yapılan bazı şakalardandır maalesef.
Şifreli rasat kodlarından olan 9999 ifadesinin karşılığı meteorolojik görüş on kilometre ve üzerinde demektir. Bu şifreli bilgi kodunu bazen merkeze telefonla ya da eskiden kullanılan telsizle iletilirken 9999 kodunu dörtdokuz (49) şeklinde iletildiği de olmuştur. 49 sis hadisesinin bir kodu olduğundan, raporda karmaşaya sebebiyet verdiğini bir emekli çalışanımızın bizlere aktardığı ilginç bir hadise olarak hafızalarımızda saklıdır.
Bir başka hafızamda kalan ilginç bir olayı daha size nakletmek istiyorum. Bu olayı da yine emekli bir meteoroloji çalışanımız bizlerle paylaşmıştı. Ankara dışı şehirlerden gelen tüm veriler Ankara’da rasat toplama merkezinde toplanmaktaydı. O zamanlarda bu işlem mors alfabesinin kodları ile iletilen telsizlerden kısa ve uzun gönderilen seslerden oluşmaktaydı ve bu şekilde iletişim sağlanmaktaydı. Bu alfabeyi çok iyi bilen çok az personel vardı taşrada. Ankara’nın rasat toplama zamanı bu telsizlerden iletilirdi.  Mors alfabesini tam iyi bilmeyen birçok taşra çalışanı telsizin çıkardığı seslerle harekete geçerlerdi. Bunu fırsat bilen Ankara rasat toplama memuru mors alfabesiyle komutu “sıraya girin inekler” şeklinde uyarı mesajını yollamaktaydı. Taşra çalışanları ise bunu uzun bir süre anlamamışlardı. Ta ki askerde mors alfabeyi çok iyi derecede öğrenen bir taşra çalışanının bu komutu çözmesiyle kendini Ankara’da bulması bir olmuş ve Ankara’ya gidişiyle bu hoş olmayan olay son bulmuştur.
Bu iş dalında gelişebilen komik sayılabilecek olaylar hiç bitmez sanırım. Özellikle hava durumu sunucularının “hava durumu nasıl olursa olsun, yeter ki sizin havanız iyi olsun”  ya da “donsuz bir gece dilerim” gibi haberi sonlandırma cümleleri de hafızalarımızda yer edinmiştir.
Güzel ve anlamlı bir söz vardır. Bütün hava tahmincileri bunu iyi bilir. "Tahmin edemediğimiz bir damla yağış bizi sırılsıklam ederken, beklediğimiz şiddetli yağış bizi ıslatmaz".
Rasatçıların, kendilerinin ve cihazların hatalarını gizlemeye yönelik ufak tefek hile yöntemleri de vardır tabi ki. Bunu birçok çalışan, müdür ve kontrol memuru da bilir. Mesela yazıcı kalemin diyagramda çizmediği bölümler elle çizilir. Çıkartılması unutulan bir yazıcı cihazın çizdiği kalem bölgesi, çamaşır suyuna pamuğu sürerek çıkartılıp yok edilebilir. Günümüzde bazı bilgisayar programları kullanarak uzaktan, evden dairedeki bilgisayara ulaşarak rasatları yapmak gibi. Bu listeyi pekâlâ uzatabiliriz.
Yaklaşık yüz yıl önce illere ve bazı ilçelere kurulan meteoroloji binaları ilk kurulumlarında şehrin ve yerleşim yerinin dışındayken günümüzde şehirleşmeyle beraber şehrin içerisinde kalmıştır. İlk yıllarda bahçeye kurtların ve yaban hayvanların geldiğini çokça duymuşluğumuz vardır. Ayrıca “zamanında buradan bir tarla alsaydım”, “bir zamanlar buralar tarlaydı” cümleleri aşina olduğumuz cümlelerdir.
Belli bir yaşın üzerinde meteoroloji çalışanlarının, “elektrik kesikti rasadı gönderemedim” bahanesine sarıldıkları çok olmuştur. “Elektrik kesikti ders çalışamadım” öğrenci bahanesine çok benzer olan bu ifade “gece uyuya kalmışım, rasadı gönderemedim” ifadesinin karşılığı olduğunu pekâlâ herkes bilmektedir.
Ülkemiz son yıllarda bu sektörde büyük atılımlara imza atmıştır. Telsizli, telemli, teleksli ve bilgisayarsız günlerden meteorolojik radarların, meteorolojik uyduların, otomatik istasyonların olduğu günlerdeyiz.
Diğer mesleklerde olduğu gibi mesleğine hastalık boyutunda tutkun olanları görmek de mümkündür. Otuz yıl memuriyet hayatında hiç senelik izin almamış memurlara da rastlayabiliyoruz. İzinlerinde ve istirahatlarında dahi ısrarla havayı takip etme isteklerine ne demeli?
Atmosferin genel yapısıyla ya da meteoroloji cihazlarıyla ilgili bilgiler genel kültür yarışmalarında gerek bulmacalarda önemli bir yer tutmaktadır. Meteorolojik cihazlardan plüviyometre, anemometre, barometre, higrometre, evaporimetre, helyograf gibi kelimelerin ne anlama geldiği çokça sorulmaktadır.
Meteoroloji çalışanlarının dışında gönüllü meteorolojist diyebileceğimiz birçok insanda hava olaylarını özellikle tarımsal ve iklim boyutuyla takip ettikleri bir gerçektir. Bazı insanlar var ki koltuklarında şemsiyelerini ihmal etmezler ve hava durumu hakkında bilgilenmeden evlerinden dışına ayaklarını basmayan insan örnekleri de vardır.
Bu kurum çalışanlarıyla ilgili bir diğer bilgi; öteden beridir meteoroloji okul mezunlarının inşa ettikleri devrecilik sistemi birçokları tarafından pek hoş karşılanmasa da kör topal da olsa devam etmektedir. Bir nevi askeriyedeki devrecilik uygulamasının sivil versiyonu gibi düşünebilirsiniz. Alt devre diye ifade edilen daha çok bulaşık ve çay servisi gibi yardımcı işlere de koşturulan genç memurları görmek mümkün. Bu memurlar kendilerinden sonra gelen genç memurlara alt devre görevini devrederek bu sistemin devamlılığını sağlamaya çalışıyorlar.
Suhunet, cumulus, aero gibi Arapça, Latince ve İngilizce birçok kelimeyi hayatımıza sokmuş olan meteoroloji ilmi coğrafya, tarım, havacılık gibi birçok iş koluyla birlikte işlevini sürdürmeye devam etmektedir.
Bayram, hafta sonu, gece demeden hava olaylarını sürekli gözlemleyerek çok önemli bir görevi üstlenen meslektaşlarıma sağlıklı huzur dolu güzel bir hayat dilerim.
İlkay Coşkun
Aydili Sanat dergisi
Aralık-Ocak-Şubat 2019
Sayı 24




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder