(Şair İlkay Coşkun Hakkında)
Şiir yazmak için bahanesi olmayan, her hâlükârda durum ve şartta yazan; bir kamu kurumunda mühendis…
Dergilerden, antolojilerden, ödüllerden, şiir cemaatinden önce şiirin kendisini kabul etmesini önemli bulan bunun için de yazının türlü yollarında bir isim...
Yola önce kalemle kâğıdın büyüsüne kapılıp şiirle başlanılan bir heves…
Somut -görsel- ve deneysel şiirlerinin bazıları Ukrayna Kiev Üniversitesi akademik çalışmasına konu olma ve Ukraynacaya çevrilme…
...
Yüreğimden Süzülen Nağmeler… Bu ilk kitaptan sonra Düş Yolcusu, Bilonsa, Bimola adlı üç eseri daha yayımlanır. Bu eserlerin şiir alanında verildiği dikkate alınırsa Coşkun’un yazınsal yolunu şiir katında yürüme isteği görünür. Araya deneme kitabı girer: Kahve Bahane. Kahve Bahane’den sonra doğar: +Uç. Coşkun aynı yıl tekrar deneme yoluna girer: İç Hatlar. Bu denemeyi Sinan Ayhan’la birlikte yazdığı ikili bir şiir kitabı takip eder: Tekrarın Tiryakisi Zaman. Bir yıl sonra Coşkun yeni bir denemeyle gelir: Cenne.
Şiiri, öyküyü bir kardeşlik bahçesi olarak görüp şiir, öykü yazmayı bir tür selamlaşma sayan, çevresine Kitap Gözü ile bakan, samimi ve sahici bir kalemdir. Kitap Gözü onlarca ismin çalışmaları üzerine, dili en olgun hâliyle kullandığı denemelere odaklanır. Otuz üç metinle gönül borcunu ödemeyi dener bir bakıma: Sonbahar ve Sen’de Duygulu Anlatım ve Aşk / Böyle Uzakta Kitabına Bir Bakış / Harp Çantası: Hayatı Sorgulayan Epik Şiirler / Deliliğe Hicret’le Hasbihal / Rubaiyyât-ı Oğuz’da Tasavvufi Bakış / Unutmanın Sabahı’nda Hayat Bilgisi Duyarlılığı / Rubâiyât-ı Âşık Ednâ’da Mistik ve Felsefî Yaklaşımlar / Yağmurun Gözleri’nde Yağmur’un Hâlleri / Bir Yudum Şiir’de Gelenekle Yeni’nin Buluşması / Melekler İnsan Doğar: Yalın ve Hikemî Şiirler / Mehmet Ali Kalkan Şiirlerinde Türklük / Dilim Türkü Gönlüm Gazel’de Beşerî Aşk / Lâl Renkli Yara’da Mistisizm ve Sağduyu/ Mehtap Altan’ın Tuz Adlı Şiir Kitabı: Konuşan Şiirler / Hayat Meydanı’nda Kadın Olgusu ve Savaşlar/ Ateş Bandosu: Rindane Bir Ses / Kırk Yama / Yüksek Sesli Şiir / Uygunsuz Adım: Güzel Bir Serazat / Kutlu Şiirler: İçtenlikli Söyleyiş / Dünya Telaşı’nda Şehir Olgusu / Yatağı Küften Bir Çocuk: Çocuk ve Anne İçin Şiirler/ Önce Zambakları Çaldılar Uykularımızdan Kitabında Gelenek / Düşlem Elçisi’nde Munis, Dingin Bir Şiir Dili / Delitay’da Türk Olmak / Kaçış Rampası’nda Su Misali Akıcı Bir Dil/ Topraktan Ayrılalı: Toplumsal Duyarlıklı Şiir / İç Rölyefler ’de Derinlikli Mitoloji / Gecenin Yelesi ve Çağrışımı Yüksek Şiir / Güvercin Çığlığı: İnsan Yüzlü Şiirler / Aşk Risâlesi: Kendine Has Üslubu Olan Şiirler / “Bir Yüzü Esmer” Üzerine Değinmeler / Duvarlarda Gözlerim Üşüyor: Şairlik Kumaşı Sağlam Şiirler/ Göç Divanı’nda Göç Olgusu
Otuz üç metinlik bu yazınsal izleğin söylediği bir şey vardır: İlkay Coşkun şiirle denemeyi birlikte götürmek isteyen bir yazardır. Bu birliktelikte denemenin öne çıktığı görülür.
Öte yandan edebiyatın mutfağına da girmiştir Coşkun. Bir grup arkadaşıyla Poyraz edebiyat dergisini yirmi sayı çıkarır. Sivas İrade gazetesinde köşe yazarlığı yapar. Radyoda edebiyat sohbetleri yapar. Radyo Hilal’de İlkay Coşkun’la Edebî Sohbetler isimli programı hazırlayıp sunar.
Bu etkinliklerinin söylediği bir şey var: O, edebiyat bahsini kamulaştırma gayretiyle koşturur. Bu gayretleriyle daralan edebî kamusal coğrafyanın sınırlarını geniş kesimlere açma niyeti taşır.
Çok sayıda dergide ürünleri yayımlanır. Her zaman çalışmaktan yana görünür.
Coşkun +Uç adlı kitabıyla arzu ve isteklerinden şiir adına sağ çıkış yolunda
bir adım atar.
Kısa şiirlerinden bazıları, Özdemir Asafça yazılmış özdeyişleri hatırlatır.
Zaman kavramını çok önemser.
Şiir kuramı üzerine zihin yorar.
...
Mustafa Nurullah Celep, İlkay Coşkun’un Havamız Olsun isimli kitabı hakkında şu tespitleri yapar: “İlkay Coşkun’un bu eserinin öne çıkan en belirgin özelliği, hava durumu ve iklim olaylarına, mesela dört elemente, insani bir mühür vurması. Deyim yerindeyse meteorolojiyi insanlaştırmasıdır. İnsanın hâlleriyle hava olayları edebiyatın potasında eriyerek “nevi şahsına münhasır” estetik bir eser vücuda gelmiş, içinde soluduğumuz coğrafi atmosfer insani bir nitelik kazanmıştır. Havamız Olsun eserinin bir diğer alametifarikası, bu sahada yani meteoroloji alanında farklı iki disiplini bir deneme formatında birleştiren ‘nadirattan’ bir kitap oluşudur.”
İlkay Coşkun’dan Bir Şiir
ALÇAKTAN UÇUŞ
(Kudüs’e)
serçe mütevazılığında, güvercin edasında
sınır tanımayan kaç kuş geçti üzerimizden
sokaklarına çocukların haram olduğu günde
hangi yaraya pansuman hangi sızıya çare bulundu
sınır tanımayan yeryüzü doktorlarından öte
dün ebabillerin taş fırlatması şahidimizken
ne çok medet umar olduk bu günlerimizden
karıncanın su taşımasından, kelebeklerin ömründen
saflarımızı sıklaştırmaya başladık neyse
duvarlarda -defol İsrail- yazılarından sonra
asırlık uykularımızdan uyanmışken
sığınaklara yol, sokaklarda acıya direngeç olduk
çocuk olduk genç olduk büyüdük her birimiz
ve Selahaddinler serpildi duvar kenarlarında
güvercinlerin sokaklarımıza konduğu günde
ağlasınlar duvarlarında, Matza doyurmuyor karınlarını/
umutları diriltip harekete geçtiğimiz ilkbaharda/
güneşin yatık açısı gölgelerini büyüttü çocuklarımızın/
küfürsüz duvar yazılarının yanı başında/
güvercinlerin sokaklarımıza konduğu zamanda/
Mekke’nin fetih sabahı güneşiyle uyandık/
burçlarına özgür güvercinler konsun Aksa’nın/
adına ebabil de, Selahaddin de, sapan de, taş de/
yeter ki Çin Seddi misali uzun olsun firavun korkuları/
--siyonist’e alçaktan uçuşlarımızı göster artık Allah’ım/
Cafer Uzunkaya / Sözde Kalmasın
Portre Antoloji Sanat Kültür Sohbetleri
Şubat 2026
Sözde Kalmasın - Vildan Poyraz Coşkun
Eğitimci, şair ve yazar kuşağından…
Artvinli…
Matematik öğretmeni…
Kitap kokusunun klavye seslerine karıştığı edebiyatla dolu bir evin şairi…
Yazar, şair İlkay Coşkun’un eşi…
...
Mor İklim ve Bir Yüzü Esmer şiirlerde, hüzün ve umut iç içe yan yana…
Altı çizilmiş bir yalnlızlıkla kuşlara maviyi sevdiren bir umudun; zamansız bir hatırlamakla üstü örtülen bir unutuluşun zaman zaman yer değiştirdiği bir duyarlılık…
Bir Yüzü Esmer, şiirin hüznünü taşıyan öteki yüzü…
Mutluluk kırıntılı şiirlerin yanında, uzunçalar bir sızıyı yüklenen şiirlerin yüzü…
Adına Afrika desen de Asya desen de esmerliği yazgı, insanlığın üveylik hâli…
“Her şiir bir gün ağıta dönüşecektir.” Borges’in dediği gibi kaçınılmaz sonun öncesi bir esmerlik...
Bir Yüzü Esmer, “mutluluk kırıntılı şiirlerin yanında, uzunçalar bir sızıyı yüklenen şiirler…”
...
Poetikasını, bir bakıma şiir tanımı şöyle özetler: “Şiir, kural tanımayan aynı zamanda kıvrak zekâlı beyinlerin yaptığı egzersizlerdir. / “İşini en iyi yapan kalemim / ben düşünür söylerim / o dinlediğini yazar.”
Tematik açıdan şiirleri, daha çok insani duruş önceler. Yalnızlığında, mutsuzlukla daha sık bir arada olan günümüz insanına sevgi, aşk ve umut gibi duygu temlerini hatırlatır.
Vildan Poyraz Coşkun’un şiirleri, tebliğ şiiri değil telkin ve imâ şiiridir. Ferdî bir hissiyattan, ferdî tecrübeden yola çıkmakla birlikte, toplumsal, sosyal ve psikolojik semboller, beşerî eleştiriler, ölüme ve erdeme işaret eden ahlâkî göndermeler taşır. Şiirleri yer yer mistik kavramlarla tezyin edilmiştir. Tarihî, sosyolojik ve geleneği çağrıştıran arka planı; derin bir kültür damarı, medeniyet referansı, kültürel ve manevi cevheri vardır. Şiiri, değerler manzumesini, kültürümüzün köklerini, çağrıştırır; mensubiyet ve kimlik şuuruna dikkat çeker. Şiiri, fikrî, metafizik derinliği, estetik inceliği, sosyal çağrışımları ve sembolik işaretleri olan, mürekkep bir terkiptir. Okuru itidale davet eden derinden gelen bir sesi vardır: “Toparlanıyoruz hadi kalkın / aksetmeyecek artık hiçbir şey / bu yırtık perdeden / esmer değil artık gördüklerin / kelebek mutluluğu bu içtiğimiz.” Bir anne duyarlılığıyla çocuğuna seslenirken sesini bütün çocuklar duysun ister: “İşte senin dünyan Poyraz’ım / biz kalemimizle inşa ettik / düşmeyesin diye tüm korkulukları / akıl savaşındasın artık / bilesin ki ardında her daim/ anne ve baban olacak senin” Ülkemizde yaşanan sıkıntılara, toplumsal acılara dizelerinde yer verir:
“Hüzün perde perde aralanıyor Soma’da / ekmek kavgasının son günü / ağaran gün bile karanlık bugün”
Vildan Poyraz Coşkun’dan Bir Şiir
ZAMANIN
NERESİNDEYİM
yaşamın ince kıyısına kurulmuş
yeni iremler diziliyor boy boy
bağları sarıyor düş yolumu
neresinde dursam
gölgen yüklü bir kervan geçiyor
derinlikli bir hal var esrarlı menzilde
belki de bir çizgi romandayım
bilmiyorum
zamanın neresindeyim
toprağı delen gözlerim kararıyor
sanki zamanın tam dibindeyim
revaklardan gölgesiz geçip gidiyorum
varla yok arası
tutamadığım bir kaç damla yaş
buz gibi kayıyor
kavuşuyor gül dibinde perisine
bilmiyorum
zamanın neresindeyim
ortalık karışık bağlarında iremin
hiddet yüklü yağmur tufan gibi
içinden geçenlere ve de ateşe
var gücü ile saldırıyor
zebun bırakıyor
yarıyor dik başını alevin
günahlar dağılıyor, sönüyor
susamıyor artık eskisi gibi
bilmiyorum
zamanın neresindeyim
zamanın kucağındayım belki de
kaç kez aldatıyor
kaç kez sınıyor zaman beni
dağıtıyor dizkapaklarımı yokluğunda
cümlelerim noktasız, başıboş uzuyor
ahu zarım
bilmiyorum
zamanın neresindeyim
pürüzsüz bir vicdanla yürüdüğüm
kıvrımlı yollarında zaman yordu beni
tersi yüz etmek
ben’i sen etmek
bir bilinmez denklem lakin
biliyorum artık
aşkın maşukuna vardığı andayım
Cafer Uzunkaya / Sözde Kalmasın
Portre Antoloji Sanat Kültür Sohbetleri- Şubat 2026
biliyorum artık
aşkın maşukuna vardığı andayım
Cafer Uzunkaya / Sözde Kalmasın
Portre Antoloji Sanat Kültür Sohbetleri- Şubat 2026









































