28 Haziran 2026 Pazar

Kapı Karşı

 Kapı Karşı





Kitap Kutuları

Selamlar arkadaşlar.

Şair ve yazar arkadaşların kitaplarına özel kitap kutular tasarlanır. vilart_ sanat instegram adresinden dm den İrtibata geçebilir ve özel kitap kapaklarınızın ahşap kitap kutularının siparişini verebilirsiniz.






25 Haziran 2026 Perşembe

İlkay Coşkun Kitap Kapakları

 İlkay Coşkun Kitap Kapakları












-------------------------------------------------------------------


21 Haziran 2026 Pazar

Soylu Çehreler

Soylu Çehreler 2
(Sanat Kültür Edebiyat Yazıları)
Gece Kitaplığı / Şubat 2026

Mahmut Topbaşlı






2 Haziran 2026 Salı

Şıvgın

Şıvgın

“Şıvgın” * şiirlerin serlevhasında aşk ve hüzün kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Kitabın içeriğine dair ilk ipucunu daha çok girizgâh mısraından anlıyoruz: “içimde hüzün biriktire biriktire/ hayat denilen acı kahvenin/ telvesi oldum.” Bunlarla beraber: özgürlük, barış, sessizlik, ölüm gibi farklı konularda şiirler yer almaktadır. Konular çerçevesindeki anlatımlar da şairin içsel fırtınasının, devrimci bakış açısının, dine ve tasavvufa yönelişinin emarelerine şahitlik ediyoruz.

Şairin şiirlerindeki hüzün imgesini, dinginliği taşıyan mısralar olarak addedebiliriz. Burada Hilmi Yavuz’un “Hüzün ki en çok yakışandır bize” sözünü hatırlamamız gerekiyor. “…bitanem gözünde hüzün izi var/ mutluluk yaşlarıyla yıka gözlerini” (s. 27), “…ah!/ hangi masalı örtünsem/ kalbimin bir yanı açıkta kalır” (s. 32), “...hastayım huzursuzum/ ama ergen kanlarından sızım/ bu metropolitan şehirde/ ten içinde tin kadar ıssızım” (s. 34) gibi birçok şiirde bu hali görmekteyiz. Aşkın, ilahî aşka evirilmesini en güzel, “Çölde Vaha Arayan Gül” isimli şiirinde görmekteyiz. Şiirin son bölümü şu şekildedir: “...tattın diyelim aşk şarabından/ kırklarla çarka döndün mest oldun/ ten ağır ruh kınnap// sen çölde vaha arayan gülsün, gül!/ tek yâr Rab” (s. 9) Şiiirin devamı şöyledir: “...dert değil/ aşk meclisinde/ herkes kalbinin döndüğü kadar aşk yaşar” (s. 10)

Şiirler de yer yer dinginliğe kavuşulsa da ziyadesiyle gür sesli, lirik bir tarz kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Özgürlük, barış, sıkılı yumruklar, kavga, isyan, kelepçe, devrim gibi kavramla Köroğlu, Dadaloğlu vb. halk şairlerinin devrimci şiir söyleyişini de sürdüğünü söyleyebiliriz: “…bir akak arıyorum sokaklara taşmaya/ yorgun bir yak gibi ayak sürüyerek/ benim işim bu, hürriyet ve aşk için/ bodoslama dalmak kavgaya/ beynimde dirençsiz erekleri kürüyerek…” (s. 40) Aynı zamanda şair, ilahî aşka, tasavvufa yönelmesiyle beraber şiirlerinde adeta “Ba’sü ba’de’l-mevt” dönemi de yaşanmaktadır.

Şairin, şiirlerinde kullandığı kimi kelimelerle, geniş bir dil birikimine sahip olduğunu görmekteyiz. Bu kelimelerin bazılarında yöresel ağız söyleyişleri görülür; bazılarında ise kelime birleştirmeleriyle yeni ve farklı bir sese ulaşma arzusu güdülür. Şiirler de farklı anlamlarda kullanımlar olabilse de en azından kelimelerin ilk anlamlarına bir bakalım: “dalaşkan acı (hırçın acı), kınnap (sicim, ip), barkan (yığın, kum), çıma (denizcilik terimi, halat), çıdam (sabır, dayanma gücü), aden (cennet bahçesi), havanlanma (havalanma), lahuri (Hint kumaşı), göztaşı (göz taşı), yerağzı (yer ağzı), seirene (büyüleyici), buses (bu ses), dağcıl (dağla ilgili), çığlın (bağırmak), balkır (şimşek, parıltı), kancıl (kanda yaşayan asalak), alatan (alaca karanlık), lök (hantal, deve), sertelmek (sertleşmek), taflan (bir bitki), şayak (kaba kumaş), pazubent (kolçak, muska kabı), evirgeç (sacda yufka ekmeği çevirici), kakışlamak (itelemek, dürtmek), tiksinç (iğrenç), kalgır (güçlü, etkili), gubarmak (kibirlenmek), burmak (bükmek), dalgır (dalgalı parlaklık), polye (kireçtaşından oluşmuş düzlük), apalak (iri, tombul), gayya (cehennem çukuru)” Şeklindedir.

Şairin şiir dilini ve şiir konusunu işleyişini daha iyi anlayabilmemiz açısından en çok beğendiğim, “Varlık Hiçlik Meseli” şiirini buraya taşımak istiyorum izninizle: “beni hiçlikte gördüler/ iç sesim sıcacıktı/ sesim kar yangısı// beni varlığa itemediler/ içimde sonsuz okyanuslar/ gözlerimde çiçeklerin renkli bakışları/ bunda bir aşk var dediler// aşkın kızılı bir ilizyondur/ kalpten kalbe yansıyan/ bilmeyen varlıkta kalır/ bilen hiçlikte// hiçlik iremdir aşığa/ varlık gayya” (s. 50)

Şiir, yaşayarak ve zamanla ortaya çıkan kıymetli bir yazıttır. Şiir de aynı hayat gibi daha çok anlamında saklıdır. Bir cihetiyle de tasavvuftaki, “bildiğini görmek, gördüğünü bilmek” gibi hikmet ve irfan mertebesindedir. Başka bir ifade ile yine bu felsefe de “hem bilen söyler, hem de söyleyen bilir” bakışını da yansıtmaktadır. Estetik formda yazılmış gerçek şiirler, okurun duygusal yönünü, manevi ve toplumsal beklentilerini tatmin etme, anlama, irdeleme ve hatta eleştirme hallerine de hitap etmektedir. Sadece ne toplumsal bir nostaljizm ne de duygusal ve kişisel bir romantizm içermektedir. Tam da hayatın kendisini ve anlamını taşımaktadır. Kitapta her ne kadar ayrı konularda şiirler yer alıyor gibi gözükse de şiirler, kendi içerisinde daha çok derinlikli anlam örgüleri taşımaktadır. Başka bir ifade ile konular çerçevesinde, şairin iç dünyasına doğru uzunca bir yola çıkılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bahusus, önceki açıklamalara bir zeyl olarak; şiirlerde hem fütüristik hem de geleneksel izler kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Bununla birlikte felsefi ve hermenötik tavrı da bitişik görebiliriz. Bu bağlamda şiirlerin düşünsel, fikirsel iletisinin yüksek ve önemsenmiş olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Tadında imgelerle, derinlikli bir anlatım tercih edilmiş görülüyor. Yani şiirler, hormonal şişmanlıklar içermez. Başka bir ifade ile işlevsiz hiç bir söz, şiirlerde yer almaz desek yeridir. Esinlenen öğeler yaşamdan seçilmiş diyebiliriz. Öyle ya şiir; bir duyuşun, bir kültürün yansıması değil midir? Hemedanlı bir Bilge’nin buyurduğu gibi “İlim bilgiye, zikir duyuşa götürür. Duyuşla yeşerir düş çınarları” İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.


* “Şıvgın” daha çok şairliğiyle tanıdığımız Muammer Can'ın, Temren Yayınları etiketiyle, 2017'de okurlarıyla buluşturduğu şiir kitabıdır. Elli üç şiirin yer aldığı kitap, altmış dört sayfa hacmindedir. Şair, şiir kitabını hayat arkadaşı Rukiye hanıma atfetmiştir.


İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151





Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

‎İnsan olmanın kıymetini öğrendiğimiz en mühim zamanlarda, içindeki çocuğu yaşatmayı başarabilenlere ve bu zamanların en nadide cevherleri olan çocuklara selam olsun. Bizler hep büyümeği tercih etsek de bir taraftan içimizdeki çocuğu daha çok beslemeği de yeğleriz. Bütün büyümüşlüğümüzle ve aklıselimliğimizle içimizdeki hayal ve düş gücüne ihtiyaç duyarız. En zor zamanlarımızda çocukluk ülkesinden gelen küçüklüğümüz bizlere yaşama ve moral sevincini sunmaktadır. Günümüzün kargaşa, savaş ve bütün mihnet olumsuzluklarına karşın çocuklar umut vericidir. Her ne kadar çocukluk cepkenimizde ki yaramazlıklarımız gani olsa da arzumuz bu dönemlerde hem daha çok mutluyuz hem de daha iyi kalpliyizdir.

Çocuklar büyüdükçe güçlüklerde eskiyecektir. Henüz yürekleri pas tutmamışken, titrek, camdan bir kristal kalp naifliğindedir. Öyle ya çocuklukla beraber gençlik yılları ülfet, yaşlılık yılları uzleti barındırmaktadır. Umulur ki henüz savaşlar ve acılar insanlığın üzerine kara bulutlarını indirmemiştir. Mesela Filistinli çocuklar, savaş şartları içerisinde kendilerine sunulan daha az elvanlı ve daha az cömert bir dünyayı yaşamaktadırlar. Hayat, çocuğa göre daha çok mücadeleler içerse de hiçbir şey çocuksu kolaylığında olmamaktadır. Oscar Wilde’nin dediği gibi “insan daha iyi kalplidir mutlu olduğu zaman” İnsan, çocukken daha henüz büyük yaralar almamış olmalı. Bu dönemlerde zaman hem ahestedir ve hem de hayal defteri daha rengârenktir. Çocuklar, yüreklerinde zamansal ve mekânsal üşümeleri daha hissetmeye başlamamışlardır. Tilmizleri olmayan bir asıllıkta ve bütün safiyetiyle eski bir zaman masalında gibidirler.

Her şairin; mutluluğu ve umudu çağıran güzel bir çocukluk şiiri var/olmalıdır. “Taşlardan yollarını yaptığım karınca dostlarım/ ayaklarınız toz toprak yıllar yılı/ aklımda ki çal çamur dönemeyen araba tekerlerim/ düzine topaçlarım fır fır dönmekte/ ağzımın tadı, renk renk şekerlerim/ yamalıklı çerçi bohçalarım, gazoz kapaklarım/ ve yüreğimdeki ilk çırpınışlar/ uç uç çocukluğumun uğur böceği” Her türden güzelliklere rağmen maalesef ki bazılarımız yarım kalmış çocukluğu da yaşamaktayız. Her yaş almalarla beraber çocukluğun içini okuyan aynalarla kalakalmaktayız. Bir de bakmışız günü gelmiş denî dünyanın ve bütün bu güzelliklerin vadesi doluvermiş.

Bizlere eskiden ne fazla yüz verilirdi ne de nazlandırılırdı. Yıkıldığımız yerlere de han yapılmazdı elbette. Daha iyi pişip her ağaçtan düdük olmayacağını bu gün olduğu gibi o günlerde de kavramış olmalıyız. Yine de her türden olumsuzluğa rağmen çocukluğumuzu yaşadık diyebiliriz. Elim elim epenek, körebe, beştaş, yağ satarım bal satarım, çelik çomak, âşık, beriha beri oyunları gibi daha niceleri... O günler çocukluğumuzun muayyen en güzel zamanlarıydı. Aklımızdan önce hayallerimizdi bize yoldaşlık yapan. Öyle ya çocuklukla beraber ömrümüzün ilk yirmi yılı bizleri daha çok gönendirmişti ve daha çok yaşatmış olmalıydı.

Çocuk, ailenin kıymetlisi, sırrı ve hatta şımartılanıdır. Yerine göre çocukluk enerjileri kontrolde tutulsa da baskılanmayacak bir değerde olduğunu bilmeliyiz. Mukadderatı evveline bağlı, masumiyetiyle ve bağlılığıyla büyük bir güç kaynağıdır. Bu yüzdendir ki çocukluk, yetişkinlere göre daha şanslıdır. Maalesef ki her çocukluktan gençliğe geçişle ve büyümeyle beraber hayal kırıklıkları, hayatlarımıza ilk çentiğini atmaktadır. Çocukluğun o saf halini böylelikle kaybetmeye başlamışız demektir. Böylelikle her bir çentik, bacaklarımıza siyatikli bir yorgunluk olarak dönüverecek maalesef.

‎İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151