2 Haziran 2026 Salı

Şıvgın

Şıvgın

“Şıvgın” * şiirlerin serlevhasında aşk ve hüzün kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Kitabın içeriğine dair ilk ipucunu daha çok girizgâh mısraından anlıyoruz: “içimde hüzün biriktire biriktire/ hayat denilen acı kahvenin/ telvesi oldum.” Bunlarla beraber: özgürlük, barış, sessizlik, ölüm gibi farklı konularda şiirler yer almaktadır. Konular çerçevesindeki anlatımlar da şairin içsel fırtınasının, devrimci bakış açısının, dine ve tasavvufa yönelişinin emarelerine şahitlik ediyoruz.

Şairin şiirlerindeki hüzün imgesini, dinginliği taşıyan mısralar olarak addedebiliriz. Burada Hilmi Yavuz’un “Hüzün ki en çok yakışandır bize” sözünü hatırlamamız gerekiyor. “…bitanem gözünde hüzün izi var/ mutluluk yaşlarıyla yıka gözlerini” (s. 27), “…ah!/ hangi masalı örtünsem/ kalbimin bir yanı açıkta kalır” (s. 32), “...hastayım huzursuzum/ ama ergen kanlarından sızım/ bu metropolitan şehirde/ ten içinde tin kadar ıssızım” (s. 34) gibi birçok şiirde bu hali görmekteyiz. Aşkın, ilahî aşka evirilmesini en güzel, “Çölde Vaha Arayan Gül” isimli şiirinde görmekteyiz. Şiirin son bölümü şu şekildedir: “...tattın diyelim aşk şarabından/ kırklarla çarka döndün mest oldun/ ten ağır ruh kınnap// sen çölde vaha arayan gülsün, gül!/ tek yâr Rab” (s. 9) Şiiirin devamı şöyledir: “...dert değil/ aşk meclisinde/ herkes kalbinin döndüğü kadar aşk yaşar” (s. 10)

Şiirler de yer yer dinginliğe kavuşulsa da ziyadesiyle gür sesli, lirik bir tarz kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Özgürlük, barış, sıkılı yumruklar, kavga, isyan, kelepçe, devrim gibi kavramla Köroğlu, Dadaloğlu vb. halk şairlerinin devrimci şiir söyleyişini de sürdüğünü söyleyebiliriz: “…bir akak arıyorum sokaklara taşmaya/ yorgun bir yak gibi ayak sürüyerek/ benim işim bu, hürriyet ve aşk için/ bodoslama dalmak kavgaya/ beynimde dirençsiz erekleri kürüyerek…” (s. 40) Aynı zamanda şair, ilahî aşka, tasavvufa yönelmesiyle beraber şiirlerinde adeta “Ba’sü ba’de’l-mevt” dönemi de yaşanmaktadır.

Şairin, şiirlerinde kullandığı kimi kelimelerle, geniş bir dil birikimine sahip olduğunu görmekteyiz. Bu kelimelerin bazılarında yöresel ağız söyleyişleri görülür; bazılarında ise kelime birleştirmeleriyle yeni ve farklı bir sese ulaşma arzusu güdülür. Şiirler de farklı anlamlarda kullanımlar olabilse de en azından kelimelerin ilk anlamlarına bir bakalım: “dalaşkan acı (hırçın acı), kınnap (sicim, ip), barkan (yığın, kum), çıma (denizcilik terimi, halat), çıdam (sabır, dayanma gücü), aden (cennet bahçesi), havanlanma (havalanma), lahuri (Hint kumaşı), göztaşı (göz taşı), yerağzı (yer ağzı), seirene (büyüleyici), buses (bu ses), dağcıl (dağla ilgili), çığlın (bağırmak), balkır (şimşek, parıltı), kancıl (kanda yaşayan asalak), alatan (alaca karanlık), lök (hantal, deve), sertelmek (sertleşmek), taflan (bir bitki), şayak (kaba kumaş), pazubent (kolçak, muska kabı), evirgeç (sacda yufka ekmeği çevirici), kakışlamak (itelemek, dürtmek), tiksinç (iğrenç), kalgır (güçlü, etkili), gubarmak (kibirlenmek), burmak (bükmek), dalgır (dalgalı parlaklık), polye (kireçtaşından oluşmuş düzlük), apalak (iri, tombul), gayya (cehennem çukuru)” Şeklindedir.

Şairin şiir dilini ve şiir konusunu işleyişini daha iyi anlayabilmemiz açısından en çok beğendiğim, “Varlık Hiçlik Meseli” şiirini buraya taşımak istiyorum izninizle: “beni hiçlikte gördüler/ iç sesim sıcacıktı/ sesim kar yangısı// beni varlığa itemediler/ içimde sonsuz okyanuslar/ gözlerimde çiçeklerin renkli bakışları/ bunda bir aşk var dediler// aşkın kızılı bir ilizyondur/ kalpten kalbe yansıyan/ bilmeyen varlıkta kalır/ bilen hiçlikte// hiçlik iremdir aşığa/ varlık gayya” (s. 50)

Şiir, yaşayarak ve zamanla ortaya çıkan kıymetli bir yazıttır. Şiir de aynı hayat gibi daha çok anlamında saklıdır. Bir cihetiyle de tasavvuftaki, “bildiğini görmek, gördüğünü bilmek” gibi hikmet ve irfan mertebesindedir. Başka bir ifade ile yine bu felsefe de “hem bilen söyler, hem de söyleyen bilir” bakışını da yansıtmaktadır. Estetik formda yazılmış gerçek şiirler, okurun duygusal yönünü, manevi ve toplumsal beklentilerini tatmin etme, anlama, irdeleme ve hatta eleştirme hallerine de hitap etmektedir. Sadece ne toplumsal bir nostaljizm ne de duygusal ve kişisel bir romantizm içermektedir. Tam da hayatın kendisini ve anlamını taşımaktadır. Kitapta her ne kadar ayrı konularda şiirler yer alıyor gibi gözükse de şiirler, kendi içerisinde daha çok derinlikli anlam örgüleri taşımaktadır. Başka bir ifade ile konular çerçevesinde, şairin iç dünyasına doğru uzunca bir yola çıkılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bahusus, önceki açıklamalara bir zeyl olarak; şiirlerde hem fütüristik hem de geleneksel izler kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Bununla birlikte felsefi ve hermenötik tavrı da bitişik görebiliriz. Bu bağlamda şiirlerin düşünsel, fikirsel iletisinin yüksek ve önemsenmiş olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Tadında imgelerle, derinlikli bir anlatım tercih edilmiş görülüyor. Yani şiirler, hormonal şişmanlıklar içermez. Başka bir ifade ile işlevsiz hiç bir söz, şiirlerde yer almaz desek yeridir. Esinlenen öğeler yaşamdan seçilmiş diyebiliriz. Öyle ya şiir; bir duyuşun, bir kültürün yansıması değil midir? Hemedanlı bir Bilge’nin buyurduğu gibi “İlim bilgiye, zikir duyuşa götürür. Duyuşla yeşerir düş çınarları” İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.


* “Şıvgın” daha çok şairliğiyle tanıdığımız Muammer Can'ın, Temren Yayınları etiketiyle, 2017'de okurlarıyla buluşturduğu şiir kitabıdır. Elli üç şiirin yer aldığı kitap, altmış dört sayfa hacmindedir. Şair, şiir kitabını hayat arkadaşı Rukiye hanıma atfetmiştir.


İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151


Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

‎İnsan olmanın kıymetini öğrendiğimiz en mühim zamanlarda, içindeki çocuğu yaşatmayı başarabilenlere ve bu zamanların en nadide cevherleri olan çocuklara selam olsun. Bizler hep büyümeği tercih etsek de bir taraftan içimizdeki çocuğu daha çok beslemeği de yeğleriz. Bütün büyümüşlüğümüzle ve aklıselimliğimizle içimizdeki hayal ve düş gücüne ihtiyaç duyarız. En zor zamanlarımızda çocukluk ülkesinden gelen küçüklüğümüz bizlere yaşama ve moral sevincini sunmaktadır. Günümüzün kargaşa, savaş ve bütün mihnet olumsuzluklarına karşın çocuklar umut vericidir. Her ne kadar çocukluk cepkenimizde ki yaramazlıklarımız gani olsa da arzumuz bu dönemlerde hem daha çok mutluyuz hem de daha iyi kalpliyizdir.

Çocuklar büyüdükçe güçlüklerde eskiyecektir. Henüz yürekleri pas tutmamışken, titrek, camdan bir kristal kalp naifliğindedir. Öyle ya çocuklukla beraber gençlik yılları ülfet, yaşlılık yılları uzleti barındırmaktadır. Umulur ki henüz savaşlar ve acılar insanlığın üzerine kara bulutlarını indirmemiştir. Mesela Filistinli çocuklar, savaş şartları içerisinde kendilerine sunulan daha az elvanlı ve daha az cömert bir dünyayı yaşamaktadırlar. Hayat, çocuğa göre daha çok mücadeleler içerse de hiçbir şey çocuksu kolaylığında olmamaktadır. Oscar Wilde’nin dediği gibi “insan daha iyi kalplidir mutlu olduğu zaman” İnsan, çocukken daha henüz büyük yaralar almamış olmalı. Bu dönemlerde zaman hem ahestedir ve hem de hayal defteri daha rengârenktir. Çocuklar, yüreklerinde zamansal ve mekânsal üşümeleri daha hissetmeye başlamamışlardır. Tilmizleri olmayan bir asıllıkta ve bütün safiyetiyle eski bir zaman masalında gibidirler.

Her şairin; mutluluğu ve umudu çağıran güzel bir çocukluk şiiri var/olmalıdır. “Taşlardan yollarını yaptığım karınca dostlarım/ ayaklarınız toz toprak yıllar yılı/ aklımda ki çal çamur dönemeyen araba tekerlerim/ düzine topaçlarım fır fır dönmekte/ ağzımın tadı, renk renk şekerlerim/ yamalıklı çerçi bohçalarım, gazoz kapaklarım/ ve yüreğimdeki ilk çırpınışlar/ uç uç çocukluğumun uğur böceği” Her türden güzelliklere rağmen maalesef ki bazılarımız yarım kalmış çocukluğu da yaşamaktayız. Her yaş almalarla beraber çocukluğun içini okuyan aynalarla kalakalmaktayız. Bir de bakmışız günü gelmiş denî dünyanın ve bütün bu güzelliklerin vadesi doluvermiş.

Bizlere eskiden ne fazla yüz verilirdi ne de nazlandırılırdı. Yıkıldığımız yerlere de han yapılmazdı elbette. Daha iyi pişip her ağaçtan düdük olmayacağını bu gün olduğu gibi o günlerde de kavramış olmalıyız. Yine de her türden olumsuzluğa rağmen çocukluğumuzu yaşadık diyebiliriz. Elim elim epenek, körebe, beştaş, yağ satarım bal satarım, çelik çomak, âşık, beriha beri oyunları gibi daha niceleri... O günler çocukluğumuzun muayyen en güzel zamanlarıydı. Aklımızdan önce hayallerimizdi bize yoldaşlık yapan. Öyle ya çocuklukla beraber ömrümüzün ilk yirmi yılı bizleri daha çok gönendirmişti ve daha çok yaşatmış olmalıydı.

Çocuk, ailenin kıymetlisi, sırrı ve hatta şımartılanıdır. Yerine göre çocukluk enerjileri kontrolde tutulsa da baskılanmayacak bir değerde olduğunu bilmeliyiz. Mukadderatı evveline bağlı, masumiyetiyle ve bağlılığıyla büyük bir güç kaynağıdır. Bu yüzdendir ki çocukluk, yetişkinlere göre daha şanslıdır. Maalesef ki her çocukluktan gençliğe geçişle ve büyümeyle beraber hayal kırıklıkları, hayatlarımıza ilk çentiğini atmaktadır. Çocukluğun o saf halini böylelikle kaybetmeye başlamışız demektir. Böylelikle her bir çentik, bacaklarımıza siyatikli bir yorgunluk olarak dönüverecek maalesef.

‎İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151

20 Mayıs 2026 Çarşamba

Açık Parantez

"Açık Parantez" Üzerine Bir Değerlendirme

İlkay Coşkun yazdı…

"Açık Parantez" Yazar Bilal Can ve Şair Ethem Erdoğan'ın -şiirin dünü bugünü yarını- ana başlığında şiiri ve şairi konu edindikleri kitaplarıdır. Çıra Yayınları etiketiyle, Ekim 2025'te matbuat âlemine dâhil edilmiş. Doksan dört sayfa hacmindeki eser, on bölümden müteşekkildir. Her bölüm, birden fazla soru cevap şeklindeki konuşmalardan oluşmaktadır. Yazar Bilal Can, konuşulması istenilen konunun kritiğini yaparak sözü alır ve devamında ilgili konunun sorusunu sorarak sözü Ethem Bey'e verir. Her ne kadar kitabın bazı bölümlerinde konu üzerinde söz alıp söz verme ile anlatım ilerlerse de daha çok Bilal Can Bey'in soruları üzerinden anlatım şekillenmektedir. Mesela Yazar Bilal Can, şiir konusu hakkında kendi fikirlerini serdettikten sonra ilgili sorusunun bir tanesini şu şekilde sormaktadır; "Şiir halen bir arayışın ürünü müdür yoksa kendini bulanların giriştiği bir "tavır" meselesi midir?" (Bilal Can, s. 71) Gibi.

Şair, edebiyat işçiliğiyle soylu bir üretimi temsil etmektedir. Geçmişe göre günümüzde şair, "ulvi bir şahsiyet" hüviyetini taşımasa da yine şair, bir yontucu titizliğinde görevini ifa etmektedir. Şiirin tilmiz, kalfa ve usta boyutlarındaki yol alışlarıyla beraber, "Şiir geçmişe atıflarla ilerler" diyen Behçet Necatiğil tavrıncadır. Söylem, form ve modern yapı ile beraber şiirlerde hareket ve etnometodoloji de aranmaktadır. Elbette ki köpüğü alınmış okuma ritmine kavuşmuş şiirleri de bunlara dâhil edebiliriz.

Şiirin tanımıyla beraber, şiirin ne'liği, şiirde ses, tını, biçem, öz, şiiriyet, anlam, şiirin etki gücü ve desibeli, şiirde ima, estetik, metafor, retorik, akıl ve metafizik, anlam derinliği, iştiyak, şiirin iyileştirici gücü, şiirde memba edinmek, şiirde bilinç ve bulunç ile şairin eski ve yeni konumu gibi onlarca ayrıntıya açılım getirilmektedir. Şiirin; modern hayat, küreselleşme, batılılaşma, lümpenlik ve snopluk karşısındaki konumu ile de ilgilenilmektedir. Popüler kültürün ürettiği kültür endüstrisinin karşısında bir konumlanma halidir bu.

Şairin sadece iyi şiirler yazması yeterli değildir elbette. Şairin vicdanı, tavrı, seçimleri ve karşı duruşları da şiirlerine dâhildir. Şair, şairden yol yordam maharet de kesbetmektedir bir taraftan. Küresel kuşatmalara karşı şairin bir duruşu da olmalıdır. Bu durumu Bilal Bey, tektipleşen, kültür fetişizmine maruz kalan, bir nevi McDonaldlaşan sanat üretimi olarak görmektedir. Bu muarız duruş kadrolu, muhitli ve bürokratik sanat anlayışlarının karşısında konumlanabilmeyi de gerekli kılmaktadır.

Şiire ve şaire bakışı daha yerinde görme adına, kitaptan bazı bölümleri ve alıntı sözleri burada paylaşmak istiyorum izninizle. Konu dâhilinde ilgili manalı sözler de aralara serpiştirilerek anlatım daha da tezyin edilmektedir. "Şiir, bir tür şuur, hakikati görme, anlama ve anlamlandırma biçimi olarak edebi türler arasından dili en çok esnetip geren bir usuldür." (s. 6), "Sanatçı/şair bir kaza sonucu dünyamıza düşmüş, fizikötesi yaşantılı bir kazazededir." (Sezai Karakoç -s. 7), "Sanat eseri yaratışın taklididir." (Sezai Karakoç, s.9), "İma edilen bir şey, bildirilen bir şeyden çok daha etkilidir." (Borges, s.12), "Şiiriyetin ulaşmadığı alanda sevgi eksik kalır." (Ethem Erdoğan, s. 79), "Şiir bir tür "gayb" meselesidir." (Bilal Can, s.85)

Bilal Bey, şiir ve şair olgusunu daha çok batılı şair yazar düşünür ve entelijansiyası üzerinden ele almaktadır. Kimi isimlere de göndermelerde bulunmaktadır. "Aristo, Platon, Sokrates'ten bu tarafa Mill, Borges, Adorno, Sartre, Terry Eagleton, Foucault, Derido, F. Schlegen, Kant, Henri Bremod, Northrop Frye, Octavio Paz, Rilke" gibi isimlerin sözleri ve bakış açılarıyla ilgili konular açılımlanmaktadır. Aynı şekilde Ethem Bey'de daha çok bizim edebiyatımız ve şiir kültürümüz üzerinden konuları ele almaktadır. "Üstat Necip Fazıl ve Sezai Karakoç başta olmak üzere klasik edebiyatımızdan Yunus, Haşim, Fuzuli, Nedim, Nabi, Şeyh Galip, Süleyman Çelebi, Taşlıcalı Yahya, Karac'oğlan, Pir Sultan. Cumhuriyet döneminden Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Tanpınar, Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Yahya Kemal, Edip Cansever, Zarifoğlu, Oktay Rifat, Turgut Uyar, Behçet Necatigil, Melih Cevdet, Arif Nihat. Günümüzün şairlerinden İsmet Özel, Mehmet Özger, Tuğrul Tanyol, Ataol Behramoğlu, Mahmut Derviş, Hüseyin Atlansoy" gibi birçok şair bakış açıları üzerinden konular ele alınmaktadır.

Bu tarz kitaplarda şiire bakış perspektifinde bir şair giysisi giyindirmeyi gerektiriyor doğal olarak. Bu noktada ekol ve üslup oluşturma gayreti kendisini ele vermektedir. Başka bir ifade ile bir kanon oluşturma yaklaşımı da sergileniyor diyebiliriz. Şiir üzerinden bir portre çizimi olarak da görülebilir. Bu durum bir bina inşa ederken, farklı ve başkaca görülemeyen binalarında varlığına bir işarettir. İsmet Özel'in, "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır" bakış açısı olmuyor değil maalesef. Franz Kafka'nın dediği gibi "Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor" olmalı böylelikle. Bu durum, muarız duruşlara da kapı aralamaktadır. Her muhit, her siyasi görüş, her edebiyat ortamı kendine göre bir şair listesi oluşturma yoluna gitmektedir. Bunu da bir eleştirel tavır olarak yedeğimizde tutalım.

Her iki şairin de şiire bakışının ayrıntılarına bakacak olursak, şiirin öldüğüne dair kimi düşük cümlelere karşılık Ethem Bey, "Şiir ölmez çünkü şiiriyet son insanla birlikte ölecektir" şeklinde bir çıkışta bulunuyor. Özellikle son on yıldır görülen deneysel ve görsel şiir çalışmaları, çok uzun geçmişe sahip Türk şiiri için geçici ve arızi bir durum olduğunu belirtir. Hatta yazar, şiirin herkes için olması gerektiğini, herkesin şiir okuması ve yazması gerektiğini de düşünür. Şiir enflasyonunun alım gücünü düşürmediğine inanır. Bunlar gibi örnekleri daha da arttırabiliriz. Ayrıca kitapta, Ethem Bey'in şiirlerinin kritiğine de yer verilmektedir.

Anlatımlarda öz olarak şiir nedir ne değildir'in yanında yer yer reddiyeci anlayış daha ziyadesiyle yıkıcı olmayan bir bakıştadır. Anlatımların hermenötik ufkun genişlemesine yönelik bir tavır da olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar şiirde fütüristtik modern söyleyiş başat bir unsur olarak kitapta yer almış gözükse de geleneğimiz ve halk edebiyatımızın izleriyle de karşılaşmaktayız. Alegoriler, metaforlar, imge gibi şiiri şiir yapan bütün unsurlar her iki yazarın da radarındadır. "İşlevsiz hiç bir sözcük şiirde yer almaz" diyen Çehov'un bakış açısında olduğu gibi hormonal şişmanlıklar içermeyen şiirlerin tarafındadırlar. Şiir üzerinden hem dilin tekâmülüne hem de sözü yormayan bir söylem haline konumlanmış diyebiliriz. İyi okumalar dilerim.

Açık Parantez
Bilal Can & Ethem Erdoğan
Çıra Yayınları


7 Mayıs 2026 Perşembe

Bir Kişilik Uyku

Bir Kişilik uyku

Evinin önü, yarısı kırık ahşap bir eşik girişi. Çatısız damın bir tarafı kaymış, üzeri loğ ağırlıklı ve camları kırık pencerenin önüne yastık dizili. Dünyanın fazlasıyla kırıp döküp ve döver gibi dokunduğu. Yani virane bir ev göze değen. Cankurtaran Mustafa dedenin evi dedikleri burası olmalı. Ama her şeye rağmen özlem karışımı hazine sandığı beyninin bir köşesinde sığınağı olmalı. Kimi yaşlı insanlar gibi yaşadığı çağın kalıplarına kafa tutuyor olması dahi uyumasına mani değildir.

Bu kadar harabenin içerisinde hiç bir şeyine dokunmaz, arardı sadece. Ne çok insan gelip geçmişti ömründen hiç bulamadığı, durup durup gülümsediği. Özüne taşınan yalnızlığı da buna dâhil edersek... Kimine göre fakirdir kimine göre de düşkün. Belki daha çokta morfin yemiş bir hasta gibi yılların ağırlığını üzerine giyinmiştir. Ölüp ölüp dirilip günlük ihtiyaçlarına münhasır bir çaba göstermesiyle zorlanıyordu daha çok.

Aradığı bir nefes mazrufu bir ses, bir eş olmalıydı. Kapı pencere yalnızı değilse sadece. Yine de penceresinde güneş, kapısını yalayan rüzgârı olmalıydı. Uyuyup uyandığı mezar yeri gibi olmamalıydı. Yeğenleri filan yok değildi bu dünyada ama herkesin kendine yaşadığı tek başına dünyası vardı. Dünün şen şakrak günlerinin yanında bu günün kasvetli anlarıyla kala kalmıştı. Birbirinden olabildiğince uzak düşmüştü bütün gerçeklere. Kaç zamandır maziye ait keşkelerine bir çilingir edasında kurcalamasına da mani olamıyordu.

Bir karabasan ürpertisiyle uyandı Mustafa. Uyandırıldı belki de. Yeni bir dünya idi belki de bura da yaşadığı. Geleceğini görmüş gibiydi. Yalnızlık ve derme çatma bir ev gerçeği aklında çakılırcasına. Yarının amcası veya dedesi gerçeği, ürpertisinde kalmıştı. En önemlisi de ölüm gerçeğiyle uyutulmuştu. Bu günün kokteyli, partili günlerinden yeni dönmüştü kim takarsa. Sözüm ona bayram gelmişti kimilerine. Bolca amnezi yaşasa da geleceğe dair sadece bir uyku ile kalakalmıştı. Uyanacaktı Mustafa, Sur ile uykusundan elbet bir gün, uyandırılacaktı. Işıklar içi yorar seni Mustafa, karanlıkta uyu.

İlkay Coşkun
Kültür Çağlayanı Dergisi
Sayı 98, Mayıs-Haziran 2026


4 Mayıs 2026 Pazartesi

Getem - İlkay Coşkun

"Kahve Bahane", "Havamız Olsun" ve "Yüreğimden Süzülen Nağmeler" isimli kitaplarımı GETEM adına seslendiren Hande Yıldırım, Handan Özbey ve Dilek Yorulmaz'a çok teşekkür ederim. İlkay Coşkun


--------------------------------------

İlkay Coşkun
Okunuyor
İnsan sesi mp3 - Türkçe
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: Hande Yıldırım

Çaresizlik, umut ve hayalperestlik üçgeninde gezeleyen insanoğlu ne kadar ilerlerse ilerlesin, doğum seremonisi ve sonrasında ölümün elvedasının dışına çıkamıyor. Şu bir gerçek ki doymaya ve ölmemeye çalışan insanoğlu bu dünyada ne tam olarak doyabilecek ne de istenildiği gibi ölümsüzleşecek. Güven sorunu yaşayan aydın, fabrika ayarlarına dönüp tarafsız bir şekilde aydınlatma görevini toplumda üstlenmesi gerekiyor. Aydın nitelemesinin içini doldurup gerçek manada münevverler yetişmesi ve topluma kendilerini hissettirmeleri gerekiyor. İyi bir dilin yaşamdaki ve sanattaki olumlu etkisi azımsanamaz. Dil bu anlamda iletişim için gerekli en önemli araçtır. Şiir bu manada dilin en güzel hali, en etkili hali, en olgun hali, en çocuk hali, bazen de en uçuk halidir. Şair her dönem arayış içerisinde olmuştur. Değişerek gelişme dürtüsünün şairdeki görüntüsüdür şiir. Ey şehir, köyümün dede yadigârı topraklarını yetim bıraktın. Ya kuruş kuruş asgari ücreti hesaplattın ya da piyango biletlerinden medet umar hale soktun köylümü. Köyünde bey, paşa olanı şehrinde kul, köle yaptın kendine. Köyümün gönderdiği gencecik civanmert delikanlılarını kır saçlı, beli bükülmüş olarak gönderdin gerisin geri. İLKAY COŞKUN

Filtrelenmiş sonuçları excel olarak indirin. (Excel'de fitreye dâhil olan alanlar: Eser Formatı, Eser Dili, Eser Türü, Eser Alt Türü, Alındığı Kurum, Eser Adı, Yazar Adı, Seslendiren, Yayın Evi)

--------------------------------------

İlkay Coşkun
Bitirildi
İnsan sesi mp3 - Türkçe
11 Ayrım
166,06 MB
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: HANDAN ÖZBEY

İlkay Coşkun’un bu eserinin öne çıkan en belirgin özelliği, hava durumu ve iklim olaylarına, mesela dört elemente, insani bir mühür vurması. Deyim yerindeyse meteorolojiyi insanlaştırmasıdır. İnsanın halleriyle hava olayları edebiyatın potasında eriyerek “nevi şahsına münhasır” estetik bir eser vücuda gelmiş, içinde soluduğumuz coğrafi atmosfer insani bir nitelik kazanmıştır. Havamız Olsun eserinin bir diğer alametifarikası, bu sahada yani meteoroloji alanında farklı iki disiplini bir deneme formatında birleştiren “nadirattan” bir kitap oluşudur. Bir diğer farklılık ise Yazar Coşkun’un hava olaylarına ve hava unsurlarına içeriden, duyumsayarak, hissederek bir bakış getirmesidir. Yani insani haller ile atmosferik haller birbirine katışarak beşeri vasıfları da içine alan benimsetici bir yönle yazılar kaleme alınmıştır. Mustafa Nurullah Celep

--------------------------------------


İlkay Coşkun
Bitirildi
İnsan sesi mp3 - Türkçe
10 Ayrım
121,67 MB
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: Dilek Yorulmaz
Filtrelenmiş sonuçları excel olarak indirin. (Excel'de fitreye dâhil olan alanlar: Eser Formatı, Eser Dili, Eser Türü, Eser Alt Türü, Alındığı Kurum, Eser Adı, Yazar Adı, Seslendiren, Yayın Evi)


Ayrılık Yürüyüşü

Ayrılık Yürüyüşü

‎”Ayrılık Yürüyüşü” Yazar Tunay Özer’in Çıra Edebiyat etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu deneme-anlatı türündeki eseridir. Ekim 2025 tarihinde çıkan kitap, yüz altmış sayfa hacmindedir ve yirmi yedi deneme yazısından müteşekkildir. Dört bölüm de tasniflenmiş yazıların bölüm başlıkları; “Sırtımdaki Zaman, Büyü Bitmez, Küçük Resme Bakmak, Ağacın Ölümü” şeklindedir. Kitap ismi olan “Ayrılık Yürüyüşü” kitapta yer alan aynı isimli bir deneme yazısından gelmektedir.

‎Yazarın anlatımları çocukluğundan, mazi anlatımlarından günümüze değin uzunca bir yolculuğu ihtiva etmektedir. Çocukluğun, insanın ana vatanı olduğunu gerçeğinin ne kadar çok önemli olduğunu biliriz. Yazar da anlatımlarına bu dönemlerden başlar. Yazarın hayatı, Ağrı Patnos’ta başlar ve İstanbul’a kadar uzanan bir salınım gösterir. Yazar, kitabını bir nevi anı yazısı ve hikâye tarzı şeklinde kurgulamıştır. Bu anlatımları, sahici bakış açılarıyla çevrelenmiş bir hayat bütünü olarak tanımlayabiliriz. Yani deneme yazısı formatına uygun, birinci tekil şahıs anlatımlarıyla öyküleştirilmiş bir dille kaleme alınmış denemeler diyebiliriz. Anlatım yazarın hayattan, anılarından ve çevreden alımladıklarıyla temellük etmektedir. Başka bir ifadeyle anlatımlar gerçekçidir. Kurgusal ve kuramsallıktan öte daha çok ampirik bir duygudaşlık üzre yol almaktadır. Dikkatimi celp eden bir durum da, anlatımlarda benzer kelime tekrarlarına bolca yer verilmesidir. Mesela bir çiçek ismi verildiğinde diğer birçok çiçek isimleriyle birlikte konu ele alınır. Ayrıca yazarın bazı yazılarını şiirleriyle de desteklediğini görmekteyiz.

Çocuklukla beraber anne, baba, kadın, eş, aile, öğrencilik, eğitim, virüs dönemi, hayat, ölüm, zaman, küçük enstantaneler, rutinler, dergi, şiir, yazım konusu gibi birçok konuya değinildiğini görmekteyiz. “Her insanın bir geçmişi bir de geçmemişi vardır” anlayışındaki gibi hem zahiri hem de batini yönü imleyen geniş bir perspektiftedir. Var olmanın ve var kalmanın gerekliliği taşınır bir yerde. Aykut Ertuğrul’un dediği gibi “Bir adın ve bir hikâyen varsa, hatırlayan insanlar olduğu sürece yaşamaya devam edersin” Bunlarla beraber yazar duyarlılığı, sevgiyi metafizik bir kanat gibi üzerinde taşımaktadır. Bütün maddi, görünür cihetlerin yanında derakap vicdan, adalet, duygudaşlık, insan olma hasletleriyle iç içedir. Bütün bunlarla beraber, hayatla insan arasında hep bir döngüzel alışveriş hali yaşanmaktadır. Nietzsche’nin dediği gibi “Hayatın bize adadığını, biz de hayata saklarız” değil mi? Sonuçta hayat, iyi yaşama çabasının yanında ölümü de kavrama çabası değil midir? Yani Batılıların “Güne hükmet, anı yaşa” manasına gelen “carpediem” dedikleri olgunun yanında bir ölüm gerçeğini göz ardı etmemek gerekliliğini de bilmeliyiz.

Deneme/anlatı yazım türünün içeriğinin çok geniş bir çerçevede olduğunu biliriz. Bir mektup yazısını, bir araştırma, inceleme yazısını, bir makaleyi dahi deneme/anlatı türüne pekâlâ eklemleyebiliriz. Bu kitapta da denemelerin bir yüzünün öyküye, anı yazısına yaslanmış olduğunu söylemiştik. Daha çok şairliğinin önde olduğunu gördüğümüz yazarın birçok şiir kitabı bulunmaktadır Ama yazarın, deneme yazım türünde de çok başarılı olduğunu derinlikli, özenlikli ve etraflıca anlatımlarında görmekteyiz. Yazara, doğduğu yer olan Ağrı Patnos ile farklı dönemlerde vakitlendiği yerler ve şu anda yaşadığı yer olan İstanbul mekânlık etmektedir. Ankara, Van, Hakkâri gibi yerleri de bunlara dâhil edebiliriz. Doğudan batıya doğru nasıl ki şehirler büyümeye başlıyorsa aynı şekilde hayatlar da daha farklı şekillere evirilerek ve büyüyerek yoluna devam etmektedir. Öyle ya görünen dağın uzağı ve yakını olmayacaktır değil mi?

Bütün bu deneyimler, yaşanmışlıklar, tahliller, hayata dair birçok serlevhayı da ortaya koymaktadır. “Aşk bir kristal gecedir, kırıldığında cam kesikleri oluşturur”, “”Kuşkuculuk, incinmiş ruhların sadizmidir” (s. 11), “İnsanın evi kendini anlatabildiği yerdir”, “Yaşam uzun bir ölümdür”, “Doğu’da kadınlar ölümü hissettiğinde ellerine kına yakarlar”, “Sevdiğim şeylere ölüm penceresinden bakıyorum artık” Gibi. Deneme yazılarından okuduğumuza göre yazarın yazılarını desteklemek adına gerek gönül, ruh dünyamızdan gerekse de batı bakış açılarından örnekler verdiğini de görmekteyiz. Yazılarında yer verdiği bazı güzel alıntı sözlere bir bakacak olursak; “Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra/ çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik.” (Şadî-î Şirâzî), “Tekrar, hazdır” (Edgar Allan Poe), “Büyük sevgi eylemleri alışkanlıklarla, küçük iyilikler yapanlar tarafından gerçekleştirilir.” (Victor Hugo), “Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatıradır” (Louise Glück), “En çok şeyi sessizlikte duyarız” (Lao Tzu) Gibi.

Bu yazılanlarda genel anlamda varlığa, özel anlamda insana, doğaya, tüm canlılara, değerlere ve kültürlere yönelik bir hassasiyet taşındığını görmekteyiz. Ne şehir hayatına bir özenti, ne de taşra ve köy hayatına sarfınazar bir hal taşınmaktadır. Yazar ziyadesiyle, kalbe dönük bir yaklaşımdadır. Mamafih, kitap içeriğindeki bütün bu deneme yazıları arasında senkronik bir duygudaşlık hali kendisini hissettiriyor. Bu yazılanlar, insanımızın arifane yönünü, medeniyetimizin kültürel değerlerimizin ve coğrafyamızın kadim hub cemalini ortaya çıkarıyor adeta. Böylelikle bu anlatımlar da konuların muhasebe ve muhavere hallerini de temaşa ediyoruz. Maalesef ki acıların, hüzünlerin ve savaşların yaygın olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Huzurun ve barışın mahdut olduğu bir yer Anadolu. Bütün bu anlatımlarda hayatın temaşa ve inkişaf halini de okumaktayız. İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.

‎İlkay Coşkun
‎Kültür Ajanda Dergisi
Mayıs 2026, sayı 150





Kadim Şehir

Kadim Şehirlerimize Selam Olsun

Her ülkenin, her medeniyetin gözdesi olan, üzerine titrediği, toprağına tuğ olacak şehirleri vardır veya var olması arzulanır. Bizim ülkemiz için kadim şehir noktasında İstanbul başta olmak üzere, Bursa, Amasya, Şanlıurfa, Hatay, Mardin gibi uzunca bir şehir listesi yapmamız mümkün. Asya’nın steplerinden Anadolu’ya, Rumeli’ye uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan bizlerin dil, din ve düşünce birikimimizle beraber büyük bir medeniyet inşa ettiğimiz gerçeğinde -her türden olumsuzluğa rağmen- bu şehirlerimiz hayatiyetini sürdürmektedir.

Kadim şehirler sadece mimarisiyle anılmaz elbette. Şehir ruhuyla, tarihiyle, ilhamıyla, incelikleriyle, sırlarıyla, gizemleriyle, şehirlisiyle ve türlü çeşit güzellikleriyle bir bütünlük arz eder. Aynı zamanda kadim şehirlerimizin Anadolu’nun kolonizatör dervişlerine mekânlık yaptığını da biliriz. Şehirleri şehir yapan daha çok hanımlığıyla, beyliğiyle maruf şehirlilerimiz de mevcuttur. Kadim şehirler, medeniyet olgusu içerisinde şehrin periferisindeki çoğu alana sirayet ederek ülke sathına yayılma kabiliyeti de gösterebilmektedir.

Şehirler bir cihetiyle kapılarıyla, tarihi mekânlarıyla, meydanlarıyla, ırmaklarıyla, tepeleriyle de anılır ve bütünlük taşır. Kimi anlatılarda cennetin sekiz kapısı, sarayların kırk kapısı olması gibi şehirlerinde yedi veya farklı sayılarda kapıları vardır. Bursa Ulu Camii’nde Somuncu Baba’nın, Fatiha Suresinin yedi çeşit tefsirini yaptıktan sonra bütün cami çıkışlarında cemaate görünme kerameti vardır. Ve akabinde sırrının faş olduğunu düşünerek Somuncu Baba’nın sırlara karışması menkıbesi anlatılır. Bu da farklı bir kapı örneğidir. Başka bir örnekte, Pir Sultan Abdal’ın darağacında birden sırra kadem basarak, Sivas’ın dört kapısında da görüldüğüne dair anlatımlardır. Velhasıl aynı bunlar gibi şehirlerle anılan kapılar, meydanlar ve tepeler gibi çok çeşitli destekleyici unsurlar vardır.

Şehirlerin temel işlevinin insana ve insan dostu hayvanlara ait olduğunu da bilmeliyiz. Bu aidiyette insanları tabiata yaklaştırma, doğa ile yan yana yaşama konumlandırma gibi anlayışlara da öncelik verilmelidir. Doğal sebze ve meyveye erişim, ağaçla, kuşla yan yana bir hayatı yaşama arzusu da bunlara dâhildir. Öyle ya şehirlerin varoş yalnızlığında kim çocukluğunu büyütmek istesin ki? Şehir olgusunun yanında kent, metropol gibi isimlendirmelerin, tanımlamaların soğukluğunu da ziyadesiyle biliriz. Şehirlerde yaşanılan sıkıntılar, güzellikler gibi türlü çeşit haller, şehirlerin belleğine işlenip şehirlerin siluetlerine sirayet etmektedir. Gri ortam şehir siluetleri, gecekondular vs. yerine rengârenk bir şehir tasavvurunu kim hayata geçirmek istemez ki?

Güzel bir şehir tasavvuru olarak “Şehriyar” isimli şiirimin bir bölümünü buraya taşımak istiyorum izninizle; “Ateşe su taşıyıp Mekke’ye yol alırken/ rüyalardan önce görülmeli bu şehir. / sızlayan mürekkebe derman bulup/ kalem tutturmayı iyi bilir bu şehir./ düşmana karşı en keskin balta olup/ nice uykudan geri koymalı bu şehir./ adına koçlar gönderilir İbrahimlere/ kaç put kırdırır burçlarında bu şehir./ şehirlerin rüyaları boz bulanıkken hâlâ/ Kudüs gibi mücevher olmalı bu şehir. / meşkle yoğrulup sonsuzluğa susamışken/ ne mutlu ki, aşk yolunda bu şehir./ şehirliyiz evet, manada altını, yakutu/ gerçekte şehriyar kalmalı bu şehir. / gerçekte kadim olmalı (kalmalı) bu şehir”

Son tahlilde şehirleri kültür, incelik, can güvenliği, ihtiyaçlar gibi birçok perspektiften ele alınıp bu doğrultuda inşa edilmesi gerektiğini de bilmeliyiz. Öyle ya her dönemin farklı yaşam tarzlarına, farklı anlayışlarına ve farklı algılayış biçimlerine göre şehirler inşa olunmaktadır. Şartlar, imkânlar noktasında belirli kıstaslar olsa da “keçiyi yardan düşüren iki tutam ottur” yanlışına da düşmemek gerekiyor. Hani şöyle düşünülebilir, şehirliler her profilden her insan kalitesinden oluşsa da -amiyane tabirle- bu şehirlerin kaba, saba insanları dahi eğitme özelliğini de göz ardı etmememiz gerekiyor.

İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Mayıs 2026, sayı 150

30 Nisan 2026 Perşembe

Kuzey Kıbrıs Girne Üniversitesi Büyük Kütüphane

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Girne Üniversitesi Büyük Kütüphane - İlkay Coşkun


https://library.kyrenia.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-search.pl?idx=au&q=%C4%B0lkay+Co%C5%9Fkun&weight_search=1

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

28 Nisan 2026 Salı

Kuzey Kıbrıs Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kütüphanesi

Kuzey Kıbrıs - Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kütüphanesi - İlkay Coşkun

https://katalogkktc.asbu.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-detail.pl?biblionumber=13152




İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

26 Nisan 2026 Pazar

Kuzey Makedonya Balkan Üniversitesi Kütüphanesi

 Kuzey Makedonya Balkan Üniversitesi Kütüphanesi - İlkay Coşkun

https://library.ibu.edu.mk/Pages/Books?q=%C4%B0lkay%20Co%C5%9Fkun&author=&cat=

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

Saraybosna Uluslararası Üniversite Kütüphanesi

Saraybosna Uluslararası Üniversitesi Kütüphanesi - İlkay Coşkun

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

23 Nisan 2026 Perşembe

Eleştirel Dipnotlar

Eleştirel Dipnotlar

‎Yazar Ali Celep'in "Eleştirel Dipnotlar" * kitabında, on şairin on şiir kitabının şiir tahlillerini ve şiir eleştirilerini okuyoruz. Bu on şiir kitabının şairleri kimler bir bakalım; "Gökhan Akçiçek, İlhan Kemal, Yaşar Akgül, Şahan Çoker, İlkay Coşkun, Şerif Tezgörenler, N. N. Koçi, M. Ali Özdoğan, Cevat Akkanat, Ahmet Sezgin"

‎Bu şiir kitaplarındaki şiirler üzerinden yazarın şiire bakışını ve iyi - kötü şiir tasvirlerini okuyoruz. Yazarın, şiire bakış açısının en azından bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz. Mesela yazar, fahiş ses tekrarlarına, aşırı benzetmelere ve bulanık melanjlara pirim vermeyi matah görmektedir. Şiiri hem bir soylu yaşam uğraşısı hem de yazarak yaşayan şairlerin şiir üzerine daha çok düşünmeleri gerektiğine inanır. Şairin daha çok şiirde temayüz etmesi en önemli arzusudur. 

Şiirin dili, imaj, retorik, eleştirel bilinç gibi çok yönlü bakış açılarıyla şiirleri ele alıp irdelemektedir. Şiirlerde noktalama işaretleri çok gerekli değil ise okuma hızını düşürdüğüne inanır ve gereksiz bulur. Şiir kitaplarında önsöz - sunuş gibi yazıların şair ile okur arasına önden konulmaması gerektiğine inanır. Şiirleri kesip biçme, estetik filtreler koyma, boylarını kısaltma ve huylarını düzeltme gibi gerekliliklere inanır. En önemlisi de şiir üzerinde çok çalışılması gerektiğini düşünür.

‎*Eleştirel Dipnotlar" Günümüz Şiirine Derkenar, KDY Yayınları, Aralık 2025, 118 sayfa. 

‎İlkay Coşkun
‎23.04.2026


20 Nisan 2026 Pazartesi

Kış Kitabı

Kış Kitabı

“Kış Kitabı” Yazar Adem Turan’ın Çıra Edebiyat etiketiyle, Ocak 2026’da okurlarıyla buluşturduğu deneme kitabıdır. Yüz dört sayfa hacmindeki eser, “Kış Hâlleri” ve “Kış Günleri” başlıklarında iki bölümde tasniflenmiş olduğunu görüyoruz. Her iki bölümde de elli civarında yazı yer almaktadır. Kitap ismi olan “Kış Kitabı” Merhum gazeteci Ahmet Kekeç tarafından isim olarak verilmiş ve kitap, Ahmet Kekeç'e ithaf edilmiştir. Benim de okuma sıram da başka kitaplar olmasına rağmen, anlamlı olması babından ve kitabı daha iyi özümseme ile beraber hissiyatımın yüksek olacağını düşüncesiyle, Şubat ayının soğuk günlerinde okumayı yeğledim.

‎Kitap isminden de anlaşılacağı üzere, deneme yazıları hem kış mevsimi üzerine hem de kış ayında yazılmış olan yazılardan müteşekkildir. Eserin ana ehramının tepesinde kış mevsimi bulunmaktadır. Yazıların içeriğini en iyi şekil de Şeref Akbaba, takdim yazısında şöyle özetlemiş. “Gündelik hayatın içinden kesitler ve tarihi anekdotlar içeren metinler” olarak nitelendirmiş. Devamında da “Metinler, kış sertliğiyle değil berraklığıyla konuşur" şeklinde devam edilmektedir.

Kış; suyun dallardan, yapraklardan çekildiği zamanlardır. Kış, bungunluğu ile beraber pencerelere ve kapılara hücum eden soğukları taşımaktadır. Ama daha çok bereketi, sımsıcak yuvaları barındırır. Griliği, sisi, boranı da taşısa da bahara açılan bir kapı hüviyetindedir. Kış, yorgun kalabalıkları bünyesinde misafir eder bir taraftan. Kış, karla birlikte yaşanılan en güzel masal mevsimidir. En azından bir zamanın çocukları için uzun kış gecelerine gelen devler, cüceler, sultanlar, şehzadeler, eşkıyalar ve yol kesen haramilerle dolu güzel masalları barındırır. Çay servisleri eşliğinde muhabbetin zirve yaptığı günleri içerisinde her zaman taşımaktadır. Sonuçta çay, muhabbetin en muhteşem tetikçisidir. En azından bir dönemlerde maşınga da denilen kuzine sobaların hayatımızda olduğu güzel zamanları hatırlatır. Aynı zamanda kış, bütün nebatat ve canlılar için bir silkelenme ve ığralanma zamanlarıdır. Kar bereketin yanında, mesela Afrika için “kar getirmiş kadar oldun” sözü gibi büyük bir kıymettedir. Kış, uyku halindeki bitkileri, hayvanları ve hatta insanları temizleyip paklayıp bahara hazırlamaktadır değil mi? Ayrıca bu kış zamanları, içimizdeki yaraların ve güzelliklerin fokur fokur kaynadığı zamanlardır bir taraftan.

‎Eserde dikkatimi celp eden bir kaç hususu burada serimlemek istiyorum izninizle. Yazar, anlatımlarının önemli bir bölümün de çocukluğuna doğru bir yolculuğa çıkmaktadır. Öyle ya çocukluk çağı her insanın ana yurdu değil midir? Öyle ya çocukluk tilmizleri olmayan bir saflıkta yaşanır. Bu yolculuklarında cenk hikâyeleri, gazavatnameler, Siyer-i Nebi anlatımları, Hz. Ali ve Hz. Osman’ın şehadetlerinin anlatımları uzun kış gecelerine yoldaşlık yapmış olduğunu görmekteyiz. “Ağbi, yeğnileşmek, bağçe, dığıl dığıl” gibi bazı kelimelerin kullanımı da dikkat celp etmektedir. Kış mevsiminin muhayyile ve melankoli haline de bolca vurgular yapılmaktadır şeklinde uzunca bir liste yapmamız mümkün.

Yazar, yazılarında birçok tanıdık yazarla yaşadıklarından ve yol arkadaşlıklarından da bahisler vardır. Bu isimlere bir bakacak olursak; “Şeref Akbaba, Şakir Kurtulmuş, Hüseyin Akın, Ahmet Kekeç, İbrahim Eryiğit, Hüseyin Atlansoy, Mehmet Tepe, Metin Önal Mengüşoğlu, Cihan Aktaş, Arif Ay, Bilal Can, Ethem Erdoğan, Recep Garip, Özcan Ünlü, Müstakim Haksal” gibi isimleri ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim.

‎Kış anlatımlarında yer yer bilgi kırıntılarıyla da karşılaşmaktayız. Mesela 22 Aralık- 30 Ocak tarihleri arasında yaşanılan kırk günlük zaman dilimi ‘zemheri’ veya ‘erbain’ zamanları olduğu notu düşülür. Zemheri kelimesi de, Arapçada kış anlamına gelen ‘zem’ kelimesi ile Farsça ‘uğultu’ anlamına gelen ‘harir’ kelimesinin birleşiminden geldiğini öğreniyoruz. Başka bir bilgi de 31 Ocak’ta başlayıp elli gün sürdüğüne inanılan, atalarımızın nitelendirmesiyle ‘hamsin’ günleridir. Tabiatı çok iyi tahlil eden akîl ve bilge vasıfları olan atalarımız bunun gibi birçok tespitlerde bulunmuşlardır. “Erbain tepeden gelir, hamsin yandan vurur”, “Akyel esti mi korkulacak bir şey kalmaz. Kışın işi bitmiştir” şeklinde. Yazar, “Kış Günleri” kitap bölümün de kimi tarihi yaşanmışlıklara, anekdotlara da yer vermektedir. Bunlara bir örnek verecek olursak; 16 Aralık 2008 tarihinde Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi’nin George W. Bush’un basın açıklaması sırasında “Bu sana veda öpücüğü köpek” demesi ve ayakkabılarını başkana fırlatma hadisesidir. Bunun gibi kışın yaşanmış birçok hadiseyi biz okurlara hatırlatmaktadır.

‎Son tahlil de yazar diyeceklerini yormadan, samimi ve içten bir anlatımla söylemektedir. Denemelerin daha çok öyküleştirilerek ele alınmış olduğunu söylesek yeridir. Kış anlatımlarında yer verilen birçok ismin olması ve olaylar üzerinden şekillenmesi hikâye tadını vermektedir. Yazar, bilinçaltı olarak, kış anlatımları üzerinden okurun, kabuğu aşıp da öze ulaşmasını ve görmesini de arzulamaktadır. Kış hem doğum gibi bilinmezden bilinene taşırken hem de ölüm gibi bilinenden bilinmeyene taşınan gizemleri de içinde barındırmaktadır. Misal, tohumun çürüyerek bir nevi ölümünü de tohumun tekrar hayat bulmasının da evrelerine benzetilebilir. Görüntüde, dalından koparılmış bir dalın çürümesine şaşırmamakla beraber, her kış ayıyla, her mevsimle beraber yara yara da olsa yâre ulaşılması arzu edilir.

‎İlkay Coşkun
Şehir Defteri Dergisi
Nisan 2026, sayı 22





13 Nisan 2026 Pazartesi

Yakın Doğu Üniversitesi Kütüphanesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ‎
Yakın Doğu Üniversitesi Kütüphanesi
(İlkay Coşkun)

https://library.neu.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-search.pl?idx=au&q=%C4%B0lkay+Co%C5%9Fkun&weight_search=1

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------
https://library.neu.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-search.pl?idx=au&q=%C4%B0lkay+Co%C5%9Fkun&weight_search=1

10 Nisan 2026 Cuma

Tataristan Cumhuriyeti Milli Kütüphanesi

Tataristan Cumhuriyeti Milli Kütüphanesi - İlkay Coşkun
Kazan Şehri - Tataristan - Rusya Federasyonu




İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

---------------------------------------------------------------------

7 Nisan 2026 Salı

Sözde Kalmasın

Sözde Kalmasın
(Şair İlkay Coşkun Hakkında)

Şiir yazmak için bahanesi olmayan, her hâlükârda durum ve şartta yazan; bir kamu kurumunda mühendis…

Dergilerden, antolojilerden, ödüllerden, şiir cemaatinden önce şiirin kendisini kabul etmesini önemli bulan bunun için de yazının türlü yollarında bir isim...

Yola önce kalemle kâğıdın büyüsüne kapılıp şiirle başlanılan bir heves…

Somut -görsel- ve deneysel şiirlerinin bazıları Ukrayna Kiev Üniversitesi akademik çalışmasına konu olma ve Ukraynacaya çevrilme…
...
Yüreğimden Süzülen Nağmeler… Bu ilk kitaptan sonra Düş Yolcusu, Bilonsa, Bimola adlı üç eseri daha yayımlanır. Bu eserlerin şiir alanında verildiği dikkate alınırsa Coşkun’un yazınsal yolunu şiir katında yürüme isteği görünür. Araya deneme kitabı girer: Kahve Bahane. Kahve Bahane’den sonra doğar: +Uç. Coşkun aynı yıl tekrar deneme yoluna girer: İç Hatlar. Bu denemeyi Sinan Ayhan’la birlikte yazdığı ikili bir şiir kitabı takip eder: Tekrarın Tiryakisi Zaman. Bir yıl sonra Coşkun yeni bir denemeyle gelir: Cenne.

Şiiri, öyküyü bir kardeşlik bahçesi olarak görüp şiir, öykü yazmayı bir tür selamlaşma sayan, çevresine Kitap Gözü ile bakan, samimi ve sahici bir kalemdir. Kitap Gözü onlarca ismin çalışmaları üzerine, dili en olgun hâliyle kullandığı denemelere odaklanır. Otuz üç metinle gönül borcunu ödemeyi dener bir bakıma: Sonbahar ve Sen’de Duygulu Anlatım ve Aşk / Böyle Uzakta Kitabına Bir Bakış / Harp Çantası: Hayatı Sorgulayan Epik Şiirler / Deliliğe Hicret’le Hasbihal / Rubaiyyât-ı Oğuz’da Tasavvufi Bakış / Unutmanın Sabahı’nda Hayat Bilgisi Duyarlılığı / Rubâiyât-ı Âşık Ednâ’da Mistik ve Felsefî Yaklaşımlar / Yağmurun Gözleri’nde Yağmur’un Hâlleri / Bir Yudum Şiir’de Gelenekle Yeni’nin Buluşması / Melekler İnsan Doğar: Yalın ve Hikemî Şiirler / Mehmet Ali Kalkan Şiirlerinde Türklük / Dilim Türkü Gönlüm Gazel’de Beşerî Aşk / Lâl Renkli Yara’da Mistisizm ve Sağduyu/ Mehtap Altan’ın Tuz Adlı Şiir Kitabı: Konuşan Şiirler / Hayat Meydanı’nda Kadın Olgusu ve Savaşlar/ Ateş Bandosu: Rindane Bir Ses / Kırk Yama / Yüksek Sesli Şiir / Uygunsuz Adım: Güzel Bir Serazat / Kutlu Şiirler: İçtenlikli Söyleyiş / Dünya Telaşı’nda Şehir Olgusu / Yatağı Küften Bir Çocuk: Çocuk ve Anne İçin Şiirler/ Önce Zambakları Çaldılar Uykularımızdan Kitabında Gelenek / Düşlem Elçisi’nde Munis, Dingin Bir Şiir Dili / Delitay’da Türk Olmak / Kaçış Rampası’nda Su Misali Akıcı Bir Dil/ Topraktan Ayrılalı: Toplumsal Duyarlıklı Şiir / İç Rölyefler ’de Derinlikli Mitoloji / Gecenin Yelesi ve Çağrışımı Yüksek Şiir / Güvercin Çığlığı: İnsan Yüzlü Şiirler / Aşk Risâlesi: Kendine Has Üslubu Olan Şiirler / “Bir Yüzü Esmer” Üzerine Değinmeler / Duvarlarda Gözlerim Üşüyor: Şairlik Kumaşı Sağlam Şiirler/ Göç Divanı’nda Göç Olgusu

Otuz üç metinlik bu yazınsal izleğin söylediği bir şey vardır: İlkay Coşkun şiirle denemeyi birlikte götürmek isteyen bir yazardır. Bu birliktelikte denemenin öne çıktığı görülür.

Öte yandan edebiyatın mutfağına da girmiştir Coşkun. Bir grup arkadaşıyla Poyraz edebiyat dergisini yirmi sayı çıkarır. Sivas İrade gazetesinde köşe yazarlığı yapar. Radyoda edebiyat sohbetleri yapar. Radyo Hilal’de İlkay Coşkun’la Edebî Sohbetler isimli programı hazırlayıp sunar.

Bu etkinliklerinin söylediği bir şey var: O, edebiyat bahsini kamulaştırma gayretiyle koşturur. Bu gayretleriyle daralan edebî kamusal coğrafyanın sınırlarını geniş kesimlere açma niyeti taşır.

Çok sayıda dergide ürünleri yayımlanır. Her zaman çalışmaktan yana görünür.

Coşkun +Uç adlı kitabıyla arzu ve isteklerinden şiir adına sağ çıkış yolunda
bir adım atar.

Kısa şiirlerinden bazıları, Özdemir Asafça yazılmış özdeyişleri hatırlatır.

Zaman kavramını çok önemser.

Şiir kuramı üzerine zihin yorar.
...
Mustafa Nurullah Celep, İlkay Coşkun’un Havamız Olsun isimli kitabı hakkında şu tespitleri yapar: “İlkay Coşkun’un bu eserinin öne çıkan en belirgin özelliği, hava durumu ve iklim olaylarına, mesela dört elemente, insani bir mühür vurması. Deyim yerindeyse meteorolojiyi insanlaştırmasıdır. İnsanın hâlleriyle hava olayları edebiyatın potasında eriyerek “nevi şahsına münhasır” estetik bir eser vücuda gelmiş, içinde soluduğumuz coğrafi atmosfer insani bir nitelik kazanmıştır. Havamız Olsun eserinin bir diğer alametifarikası, bu sahada yani meteoroloji alanında farklı iki disiplini bir deneme formatında birleştiren ‘nadirattan’ bir kitap oluşudur.”

İlkay Coşkun’dan Bir Şiir

ALÇAKTAN UÇUŞ
(Kudüs’e)

serçe mütevazılığında, güvercin edasında
sınır tanımayan kaç kuş geçti üzerimizden
sokaklarına çocukların haram olduğu günde
hangi yaraya pansuman hangi sızıya çare bulundu
sınır tanımayan yeryüzü doktorlarından öte

dün ebabillerin taş fırlatması şahidimizken
ne çok medet umar olduk bu günlerimizden
karıncanın su taşımasından, kelebeklerin ömründen
saflarımızı sıklaştırmaya başladık neyse
duvarlarda -defol İsrail- yazılarından sonra

asırlık uykularımızdan uyanmışken
sığınaklara yol, sokaklarda acıya direngeç olduk
çocuk olduk genç olduk büyüdük her birimiz
ve Selahaddinler serpildi duvar kenarlarında
güvercinlerin sokaklarımıza konduğu günde

ağlasınlar duvarlarında, Matza doyurmuyor karınlarını/
umutları diriltip harekete geçtiğimiz ilkbaharda/
güneşin yatık açısı gölgelerini büyüttü çocuklarımızın/
küfürsüz duvar yazılarının yanı başında/
güvercinlerin sokaklarımıza konduğu zamanda/

Mekke’nin fetih sabahı güneşiyle uyandık/
burçlarına özgür güvercinler konsun Aksa’nın/
adına ebabil de, Selahaddin de, sapan de, taş de/
yeter ki Çin Seddi misali uzun olsun firavun korkuları/
--siyonist’e alçaktan uçuşlarımızı göster artık Allah’ım/

Cafer Uzunkaya / Sözde Kalmasın
Portre Antoloji Sanat Kültür Sohbetleri
Şubat 2026








Sözde Kalmasın - Vildan Poyraz Coşkun

‎Eğitimci, şair ve yazar kuşağından…
‎Artvinli…
‎Matematik öğretmeni…
‎Kitap kokusunun klavye seslerine karıştığı edebiyatla dolu bir evin şairi…
‎Yazar, şair İlkay Coşkun’un eşi…

‎...

‎Mor İklim ve Bir Yüzü Esmer şiirlerde, hüzün ve umut iç içe yan yana…

‎Altı çizilmiş bir yalnlızlıkla kuşlara maviyi sevdiren bir umudun; zamansız bir hatırlamakla üstü örtülen bir unutuluşun zaman zaman yer değiştirdiği ‎bir duyarlılık…

‎Bir Yüzü Esmer, şiirin hüznünü taşıyan öteki yüzü…

‎Mutluluk kırıntılı şiirlerin yanında, uzunçalar bir sızıyı yüklenen şiirlerin yüzü…

‎Adına Afrika desen de Asya desen de esmerliği yazgı, insanlığın üveylik hâli…

‎“Her şiir bir gün ağıta dönüşecektir.” Borges’in dediği gibi kaçınılmaz sonun ‎öncesi bir esmerlik...

‎Bir Yüzü Esmer, “mutluluk kırıntılı şiirlerin yanında, uzunçalar bir sızıyı ‎yüklenen şiirler…”

‎...

‎Poetikasını, bir bakıma şiir tanımı şöyle özetler: “Şiir, kural tanımayan aynı zamanda kıvrak zekâlı beyinlerin yaptığı egzersizlerdir. / “İşini en iyi yapan ‎kalemim / ben düşünür söylerim / o dinlediğini yazar.”

Tematik açıdan şiirleri, daha çok insani duruş önceler. Yalnızlığında, mutsuzlukla daha sık bir arada olan günümüz insanına sevgi, aşk ve umut gibi duygu temlerini hatırlatır.

‎Vildan Poyraz Coşkun’un şiirleri, tebliğ şiiri değil telkin ve imâ şiiridir. Ferdî bir hissiyattan, ferdî tecrübeden yola çıkmakla birlikte, toplumsal, sosyal ve psikolojik semboller, beşerî eleştiriler, ölüme ve erdeme işaret eden ahlâkî göndermeler taşır. Şiirleri yer yer mistik kavramlarla tezyin edilmiştir. Tarihî, sosyolojik ve geleneği çağrıştıran arka planı; derin bir kültür damarı, medeniyet referansı, kültürel ve manevi cevheri vardır. Şiiri, değerler manzumesini, kültürümüzün köklerini, çağrıştırır; mensubiyet ve kimlik şuuruna dikkat çeker. Şiiri, fikrî, metafizik derinliği, estetik inceliği, sosyal çağrışımları ve sembolik işaretleri olan, mürekkep bir terkiptir. Okuru itidale davet eden derinden gelen bir sesi vardır: “Toparlanıyoruz hadi kalkın / aksetmeyecek artık hiçbir şey / bu yırtık perdeden / esmer değil artık gördüklerin / kelebek mutluluğu bu içtiğimiz.” Bir anne duyarlılığıyla çocuğuna seslenirken sesini bütün çocuklar duysun ‎ister: “İşte senin dünyan Poyraz’ım / biz kalemimizle inşa ettik / düşmeyesin diye tüm korkulukları / akıl savaşındasın artık / bilesin ki ardında her daim/ anne ve baban olacak senin” Ülkemizde yaşanan sıkıntılara, toplumsal acılara dizelerinde yer verir:

“Hüzün perde perde aralanıyor Soma’da / ekmek kavgasının son günü / ağaran gün bile karanlık bugün”

Vildan Poyraz Coşkun’dan Bir Şiir

ZAMANIN
NERESİNDEYİM


yaşamın ince kıyısına kurulmuş
yeni iremler diziliyor boy boy
‎bağları sarıyor düş yolumu
neresinde dursam

gölgen yüklü bir kervan geçiyor
derinlikli bir hal var esrarlı menzilde
belki de bir çizgi romandayım
bilmiyorum

zamanın neresindeyim
toprağı delen gözlerim kararıyor
sanki zamanın tam dibindeyim
revaklardan gölgesiz geçip gidiyorum
varla yok arası

tutamadığım bir kaç damla yaş
buz gibi kayıyor
kavuşuyor gül dibinde perisine
bilmiyorum
‎zamanın neresindeyim

ortalık karışık bağlarında iremin
hiddet yüklü yağmur tufan gibi
‎içinden geçenlere ve de ateşe
var gücü ile saldırıyor
‎zebun bırakıyor

yarıyor dik başını alevin
günahlar dağılıyor, sönüyor
susamıyor artık eskisi gibi
bilmiyorum
zamanın neresindeyim

zamanın kucağındayım belki de
kaç kez aldatıyor
kaç kez sınıyor zaman beni
dağıtıyor dizkapaklarımı yokluğunda
cümlelerim noktasız, başıboş uzuyor
ahu zarım

bilmiyorum
zamanın neresindeyim
pürüzsüz bir vicdanla yürüdüğüm
kıvrımlı yollarında zaman yordu beni
tersi yüz etmek
ben’i sen etmek
bir bilinmez denklem lakin
biliyorum artık
aşkın maşukuna vardığı andayım

Cafer Uzunkaya / Sözde Kalmasın
Portre Antoloji Sanat Kültür Sohbetleri- Şubat 2026