21 Haziran 2026 Pazar

Soylu Çehreler

Soylu Çehreler 2
(Sanat Kültür Edebiyat Yazıları)
Gece Kitaplığı / Şubat 2026

Mahmut Topbaşlı






2 Haziran 2026 Salı

Şıvgın

Şıvgın

“Şıvgın” * şiirlerin serlevhasında aşk ve hüzün kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Kitabın içeriğine dair ilk ipucunu daha çok girizgâh mısraından anlıyoruz: “içimde hüzün biriktire biriktire/ hayat denilen acı kahvenin/ telvesi oldum.” Bunlarla beraber: özgürlük, barış, sessizlik, ölüm gibi farklı konularda şiirler yer almaktadır. Konular çerçevesindeki anlatımlar da şairin içsel fırtınasının, devrimci bakış açısının, dine ve tasavvufa yönelişinin emarelerine şahitlik ediyoruz.

Şairin şiirlerindeki hüzün imgesini, dinginliği taşıyan mısralar olarak addedebiliriz. Burada Hilmi Yavuz’un “Hüzün ki en çok yakışandır bize” sözünü hatırlamamız gerekiyor. “…bitanem gözünde hüzün izi var/ mutluluk yaşlarıyla yıka gözlerini” (s. 27), “…ah!/ hangi masalı örtünsem/ kalbimin bir yanı açıkta kalır” (s. 32), “...hastayım huzursuzum/ ama ergen kanlarından sızım/ bu metropolitan şehirde/ ten içinde tin kadar ıssızım” (s. 34) gibi birçok şiirde bu hali görmekteyiz. Aşkın, ilahî aşka evirilmesini en güzel, “Çölde Vaha Arayan Gül” isimli şiirinde görmekteyiz. Şiirin son bölümü şu şekildedir: “...tattın diyelim aşk şarabından/ kırklarla çarka döndün mest oldun/ ten ağır ruh kınnap// sen çölde vaha arayan gülsün, gül!/ tek yâr Rab” (s. 9) Şiiirin devamı şöyledir: “...dert değil/ aşk meclisinde/ herkes kalbinin döndüğü kadar aşk yaşar” (s. 10)

Şiirler de yer yer dinginliğe kavuşulsa da ziyadesiyle gür sesli, lirik bir tarz kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Özgürlük, barış, sıkılı yumruklar, kavga, isyan, kelepçe, devrim gibi kavramla Köroğlu, Dadaloğlu vb. halk şairlerinin devrimci şiir söyleyişini de sürdüğünü söyleyebiliriz: “…bir akak arıyorum sokaklara taşmaya/ yorgun bir yak gibi ayak sürüyerek/ benim işim bu, hürriyet ve aşk için/ bodoslama dalmak kavgaya/ beynimde dirençsiz erekleri kürüyerek…” (s. 40) Aynı zamanda şair, ilahî aşka, tasavvufa yönelmesiyle beraber şiirlerinde adeta “Ba’sü ba’de’l-mevt” dönemi de yaşanmaktadır.

Şairin, şiirlerinde kullandığı kimi kelimelerle, geniş bir dil birikimine sahip olduğunu görmekteyiz. Bu kelimelerin bazılarında yöresel ağız söyleyişleri görülür; bazılarında ise kelime birleştirmeleriyle yeni ve farklı bir sese ulaşma arzusu güdülür. Şiirler de farklı anlamlarda kullanımlar olabilse de en azından kelimelerin ilk anlamlarına bir bakalım: “dalaşkan acı (hırçın acı), kınnap (sicim, ip), barkan (yığın, kum), çıma (denizcilik terimi, halat), çıdam (sabır, dayanma gücü), aden (cennet bahçesi), havanlanma (havalanma), lahuri (Hint kumaşı), göztaşı (göz taşı), yerağzı (yer ağzı), seirene (büyüleyici), buses (bu ses), dağcıl (dağla ilgili), çığlın (bağırmak), balkır (şimşek, parıltı), kancıl (kanda yaşayan asalak), alatan (alaca karanlık), lök (hantal, deve), sertelmek (sertleşmek), taflan (bir bitki), şayak (kaba kumaş), pazubent (kolçak, muska kabı), evirgeç (sacda yufka ekmeği çevirici), kakışlamak (itelemek, dürtmek), tiksinç (iğrenç), kalgır (güçlü, etkili), gubarmak (kibirlenmek), burmak (bükmek), dalgır (dalgalı parlaklık), polye (kireçtaşından oluşmuş düzlük), apalak (iri, tombul), gayya (cehennem çukuru)” Şeklindedir.

Şairin şiir dilini ve şiir konusunu işleyişini daha iyi anlayabilmemiz açısından en çok beğendiğim, “Varlık Hiçlik Meseli” şiirini buraya taşımak istiyorum izninizle: “beni hiçlikte gördüler/ iç sesim sıcacıktı/ sesim kar yangısı// beni varlığa itemediler/ içimde sonsuz okyanuslar/ gözlerimde çiçeklerin renkli bakışları/ bunda bir aşk var dediler// aşkın kızılı bir ilizyondur/ kalpten kalbe yansıyan/ bilmeyen varlıkta kalır/ bilen hiçlikte// hiçlik iremdir aşığa/ varlık gayya” (s. 50)

Şiir, yaşayarak ve zamanla ortaya çıkan kıymetli bir yazıttır. Şiir de aynı hayat gibi daha çok anlamında saklıdır. Bir cihetiyle de tasavvuftaki, “bildiğini görmek, gördüğünü bilmek” gibi hikmet ve irfan mertebesindedir. Başka bir ifade ile yine bu felsefe de “hem bilen söyler, hem de söyleyen bilir” bakışını da yansıtmaktadır. Estetik formda yazılmış gerçek şiirler, okurun duygusal yönünü, manevi ve toplumsal beklentilerini tatmin etme, anlama, irdeleme ve hatta eleştirme hallerine de hitap etmektedir. Sadece ne toplumsal bir nostaljizm ne de duygusal ve kişisel bir romantizm içermektedir. Tam da hayatın kendisini ve anlamını taşımaktadır. Kitapta her ne kadar ayrı konularda şiirler yer alıyor gibi gözükse de şiirler, kendi içerisinde daha çok derinlikli anlam örgüleri taşımaktadır. Başka bir ifade ile konular çerçevesinde, şairin iç dünyasına doğru uzunca bir yola çıkılmış olduğunu söyleyebiliriz.

Bahusus, önceki açıklamalara bir zeyl olarak; şiirlerde hem fütüristik hem de geleneksel izler kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Bununla birlikte felsefi ve hermenötik tavrı da bitişik görebiliriz. Bu bağlamda şiirlerin düşünsel, fikirsel iletisinin yüksek ve önemsenmiş olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Tadında imgelerle, derinlikli bir anlatım tercih edilmiş görülüyor. Yani şiirler, hormonal şişmanlıklar içermez. Başka bir ifade ile işlevsiz hiç bir söz, şiirlerde yer almaz desek yeridir. Esinlenen öğeler yaşamdan seçilmiş diyebiliriz. Öyle ya şiir; bir duyuşun, bir kültürün yansıması değil midir? Hemedanlı bir Bilge’nin buyurduğu gibi “İlim bilgiye, zikir duyuşa götürür. Duyuşla yeşerir düş çınarları” İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.


* “Şıvgın” daha çok şairliğiyle tanıdığımız Muammer Can'ın, Temren Yayınları etiketiyle, 2017'de okurlarıyla buluşturduğu şiir kitabıdır. Elli üç şiirin yer aldığı kitap, altmış dört sayfa hacmindedir. Şair, şiir kitabını hayat arkadaşı Rukiye hanıma atfetmiştir.


İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151





Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

Çocukluk: Eski Bir Zaman Masalı

‎İnsan olmanın kıymetini öğrendiğimiz en mühim zamanlarda, içindeki çocuğu yaşatmayı başarabilenlere ve bu zamanların en nadide cevherleri olan çocuklara selam olsun. Bizler hep büyümeği tercih etsek de bir taraftan içimizdeki çocuğu daha çok beslemeği de yeğleriz. Bütün büyümüşlüğümüzle ve aklıselimliğimizle içimizdeki hayal ve düş gücüne ihtiyaç duyarız. En zor zamanlarımızda çocukluk ülkesinden gelen küçüklüğümüz bizlere yaşama ve moral sevincini sunmaktadır. Günümüzün kargaşa, savaş ve bütün mihnet olumsuzluklarına karşın çocuklar umut vericidir. Her ne kadar çocukluk cepkenimizde ki yaramazlıklarımız gani olsa da arzumuz bu dönemlerde hem daha çok mutluyuz hem de daha iyi kalpliyizdir.

Çocuklar büyüdükçe güçlüklerde eskiyecektir. Henüz yürekleri pas tutmamışken, titrek, camdan bir kristal kalp naifliğindedir. Öyle ya çocuklukla beraber gençlik yılları ülfet, yaşlılık yılları uzleti barındırmaktadır. Umulur ki henüz savaşlar ve acılar insanlığın üzerine kara bulutlarını indirmemiştir. Mesela Filistinli çocuklar, savaş şartları içerisinde kendilerine sunulan daha az elvanlı ve daha az cömert bir dünyayı yaşamaktadırlar. Hayat, çocuğa göre daha çok mücadeleler içerse de hiçbir şey çocuksu kolaylığında olmamaktadır. Oscar Wilde’nin dediği gibi “insan daha iyi kalplidir mutlu olduğu zaman” İnsan, çocukken daha henüz büyük yaralar almamış olmalı. Bu dönemlerde zaman hem ahestedir ve hem de hayal defteri daha rengârenktir. Çocuklar, yüreklerinde zamansal ve mekânsal üşümeleri daha hissetmeye başlamamışlardır. Tilmizleri olmayan bir asıllıkta ve bütün safiyetiyle eski bir zaman masalında gibidirler.

Her şairin; mutluluğu ve umudu çağıran güzel bir çocukluk şiiri var/olmalıdır. “Taşlardan yollarını yaptığım karınca dostlarım/ ayaklarınız toz toprak yıllar yılı/ aklımda ki çal çamur dönemeyen araba tekerlerim/ düzine topaçlarım fır fır dönmekte/ ağzımın tadı, renk renk şekerlerim/ yamalıklı çerçi bohçalarım, gazoz kapaklarım/ ve yüreğimdeki ilk çırpınışlar/ uç uç çocukluğumun uğur böceği” Her türden güzelliklere rağmen maalesef ki bazılarımız yarım kalmış çocukluğu da yaşamaktayız. Her yaş almalarla beraber çocukluğun içini okuyan aynalarla kalakalmaktayız. Bir de bakmışız günü gelmiş denî dünyanın ve bütün bu güzelliklerin vadesi doluvermiş.

Bizlere eskiden ne fazla yüz verilirdi ne de nazlandırılırdı. Yıkıldığımız yerlere de han yapılmazdı elbette. Daha iyi pişip her ağaçtan düdük olmayacağını bu gün olduğu gibi o günlerde de kavramış olmalıyız. Yine de her türden olumsuzluğa rağmen çocukluğumuzu yaşadık diyebiliriz. Elim elim epenek, körebe, beştaş, yağ satarım bal satarım, çelik çomak, âşık, beriha beri oyunları gibi daha niceleri... O günler çocukluğumuzun muayyen en güzel zamanlarıydı. Aklımızdan önce hayallerimizdi bize yoldaşlık yapan. Öyle ya çocuklukla beraber ömrümüzün ilk yirmi yılı bizleri daha çok gönendirmişti ve daha çok yaşatmış olmalıydı.

Çocuk, ailenin kıymetlisi, sırrı ve hatta şımartılanıdır. Yerine göre çocukluk enerjileri kontrolde tutulsa da baskılanmayacak bir değerde olduğunu bilmeliyiz. Mukadderatı evveline bağlı, masumiyetiyle ve bağlılığıyla büyük bir güç kaynağıdır. Bu yüzdendir ki çocukluk, yetişkinlere göre daha şanslıdır. Maalesef ki her çocukluktan gençliğe geçişle ve büyümeyle beraber hayal kırıklıkları, hayatlarımıza ilk çentiğini atmaktadır. Çocukluğun o saf halini böylelikle kaybetmeye başlamışız demektir. Böylelikle her bir çentik, bacaklarımıza siyatikli bir yorgunluk olarak dönüverecek maalesef.

‎İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Haziran 2026, sayı 151


20 Mayıs 2026 Çarşamba

Açık Parantez

"Açık Parantez" Üzerine Bir Değerlendirme

İlkay Coşkun yazdı…

"Açık Parantez" Yazar Bilal Can ve Şair Ethem Erdoğan'ın -şiirin dünü bugünü yarını- ana başlığında şiiri ve şairi konu edindikleri kitaplarıdır. Çıra Yayınları etiketiyle, Ekim 2025'te matbuat âlemine dâhil edilmiş. Doksan dört sayfa hacmindeki eser, on bölümden müteşekkildir. Her bölüm, birden fazla soru cevap şeklindeki konuşmalardan oluşmaktadır. Yazar Bilal Can, konuşulması istenilen konunun kritiğini yaparak sözü alır ve devamında ilgili konunun sorusunu sorarak sözü Ethem Bey'e verir. Her ne kadar kitabın bazı bölümlerinde konu üzerinde söz alıp söz verme ile anlatım ilerlerse de daha çok Bilal Can Bey'in soruları üzerinden anlatım şekillenmektedir. Mesela Yazar Bilal Can, şiir konusu hakkında kendi fikirlerini serdettikten sonra ilgili sorusunun bir tanesini şu şekilde sormaktadır; "Şiir halen bir arayışın ürünü müdür yoksa kendini bulanların giriştiği bir "tavır" meselesi midir?" (Bilal Can, s. 71) Gibi.

Şair, edebiyat işçiliğiyle soylu bir üretimi temsil etmektedir. Geçmişe göre günümüzde şair, "ulvi bir şahsiyet" hüviyetini taşımasa da yine şair, bir yontucu titizliğinde görevini ifa etmektedir. Şiirin tilmiz, kalfa ve usta boyutlarındaki yol alışlarıyla beraber, "Şiir geçmişe atıflarla ilerler" diyen Behçet Necatiğil tavrıncadır. Söylem, form ve modern yapı ile beraber şiirlerde hareket ve etnometodoloji de aranmaktadır. Elbette ki köpüğü alınmış okuma ritmine kavuşmuş şiirleri de bunlara dâhil edebiliriz.

Şiirin tanımıyla beraber, şiirin ne'liği, şiirde ses, tını, biçem, öz, şiiriyet, anlam, şiirin etki gücü ve desibeli, şiirde ima, estetik, metafor, retorik, akıl ve metafizik, anlam derinliği, iştiyak, şiirin iyileştirici gücü, şiirde memba edinmek, şiirde bilinç ve bulunç ile şairin eski ve yeni konumu gibi onlarca ayrıntıya açılım getirilmektedir. Şiirin; modern hayat, küreselleşme, batılılaşma, lümpenlik ve snopluk karşısındaki konumu ile de ilgilenilmektedir. Popüler kültürün ürettiği kültür endüstrisinin karşısında bir konumlanma halidir bu.

Şairin sadece iyi şiirler yazması yeterli değildir elbette. Şairin vicdanı, tavrı, seçimleri ve karşı duruşları da şiirlerine dâhildir. Şair, şairden yol yordam maharet de kesbetmektedir bir taraftan. Küresel kuşatmalara karşı şairin bir duruşu da olmalıdır. Bu durumu Bilal Bey, tektipleşen, kültür fetişizmine maruz kalan, bir nevi McDonaldlaşan sanat üretimi olarak görmektedir. Bu muarız duruş kadrolu, muhitli ve bürokratik sanat anlayışlarının karşısında konumlanabilmeyi de gerekli kılmaktadır.

Şiire ve şaire bakışı daha yerinde görme adına, kitaptan bazı bölümleri ve alıntı sözleri burada paylaşmak istiyorum izninizle. Konu dâhilinde ilgili manalı sözler de aralara serpiştirilerek anlatım daha da tezyin edilmektedir. "Şiir, bir tür şuur, hakikati görme, anlama ve anlamlandırma biçimi olarak edebi türler arasından dili en çok esnetip geren bir usuldür." (s. 6), "Sanatçı/şair bir kaza sonucu dünyamıza düşmüş, fizikötesi yaşantılı bir kazazededir." (Sezai Karakoç -s. 7), "Sanat eseri yaratışın taklididir." (Sezai Karakoç, s.9), "İma edilen bir şey, bildirilen bir şeyden çok daha etkilidir." (Borges, s.12), "Şiiriyetin ulaşmadığı alanda sevgi eksik kalır." (Ethem Erdoğan, s. 79), "Şiir bir tür "gayb" meselesidir." (Bilal Can, s.85)

Bilal Bey, şiir ve şair olgusunu daha çok batılı şair yazar düşünür ve entelijansiyası üzerinden ele almaktadır. Kimi isimlere de göndermelerde bulunmaktadır. "Aristo, Platon, Sokrates'ten bu tarafa Mill, Borges, Adorno, Sartre, Terry Eagleton, Foucault, Derido, F. Schlegen, Kant, Henri Bremod, Northrop Frye, Octavio Paz, Rilke" gibi isimlerin sözleri ve bakış açılarıyla ilgili konular açılımlanmaktadır. Aynı şekilde Ethem Bey'de daha çok bizim edebiyatımız ve şiir kültürümüz üzerinden konuları ele almaktadır. "Üstat Necip Fazıl ve Sezai Karakoç başta olmak üzere klasik edebiyatımızdan Yunus, Haşim, Fuzuli, Nedim, Nabi, Şeyh Galip, Süleyman Çelebi, Taşlıcalı Yahya, Karac'oğlan, Pir Sultan. Cumhuriyet döneminden Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Tanpınar, Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Yahya Kemal, Edip Cansever, Zarifoğlu, Oktay Rifat, Turgut Uyar, Behçet Necatigil, Melih Cevdet, Arif Nihat. Günümüzün şairlerinden İsmet Özel, Mehmet Özger, Tuğrul Tanyol, Ataol Behramoğlu, Mahmut Derviş, Hüseyin Atlansoy" gibi birçok şair bakış açıları üzerinden konular ele alınmaktadır.

Bu tarz kitaplarda şiire bakış perspektifinde bir şair giysisi giyindirmeyi gerektiriyor doğal olarak. Bu noktada ekol ve üslup oluşturma gayreti kendisini ele vermektedir. Başka bir ifade ile bir kanon oluşturma yaklaşımı da sergileniyor diyebiliriz. Şiir üzerinden bir portre çizimi olarak da görülebilir. Bu durum bir bina inşa ederken, farklı ve başkaca görülemeyen binalarında varlığına bir işarettir. İsmet Özel'in, "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır" bakış açısı olmuyor değil maalesef. Franz Kafka'nın dediği gibi "Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor" olmalı böylelikle. Bu durum, muarız duruşlara da kapı aralamaktadır. Her muhit, her siyasi görüş, her edebiyat ortamı kendine göre bir şair listesi oluşturma yoluna gitmektedir. Bunu da bir eleştirel tavır olarak yedeğimizde tutalım.

Her iki şairin de şiire bakışının ayrıntılarına bakacak olursak, şiirin öldüğüne dair kimi düşük cümlelere karşılık Ethem Bey, "Şiir ölmez çünkü şiiriyet son insanla birlikte ölecektir" şeklinde bir çıkışta bulunuyor. Özellikle son on yıldır görülen deneysel ve görsel şiir çalışmaları, çok uzun geçmişe sahip Türk şiiri için geçici ve arızi bir durum olduğunu belirtir. Hatta yazar, şiirin herkes için olması gerektiğini, herkesin şiir okuması ve yazması gerektiğini de düşünür. Şiir enflasyonunun alım gücünü düşürmediğine inanır. Bunlar gibi örnekleri daha da arttırabiliriz. Ayrıca kitapta, Ethem Bey'in şiirlerinin kritiğine de yer verilmektedir.

Anlatımlarda öz olarak şiir nedir ne değildir'in yanında yer yer reddiyeci anlayış daha ziyadesiyle yıkıcı olmayan bir bakıştadır. Anlatımların hermenötik ufkun genişlemesine yönelik bir tavır da olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar şiirde fütüristtik modern söyleyiş başat bir unsur olarak kitapta yer almış gözükse de geleneğimiz ve halk edebiyatımızın izleriyle de karşılaşmaktayız. Alegoriler, metaforlar, imge gibi şiiri şiir yapan bütün unsurlar her iki yazarın da radarındadır. "İşlevsiz hiç bir sözcük şiirde yer almaz" diyen Çehov'un bakış açısında olduğu gibi hormonal şişmanlıklar içermeyen şiirlerin tarafındadırlar. Şiir üzerinden hem dilin tekâmülüne hem de sözü yormayan bir söylem haline konumlanmış diyebiliriz. İyi okumalar dilerim.

Açık Parantez
Bilal Can & Ethem Erdoğan
Çıra Yayınları


7 Mayıs 2026 Perşembe

Bir Kişilik Uyku

Bir Kişilik uyku

Evinin önü, yarısı kırık ahşap bir eşik girişi. Çatısız damın bir tarafı kaymış, üzeri loğ ağırlıklı ve camları kırık pencerenin önüne yastık dizili. Dünyanın fazlasıyla kırıp döküp ve döver gibi dokunduğu. Yani virane bir ev göze değen. Cankurtaran Mustafa dedenin evi dedikleri burası olmalı. Ama her şeye rağmen özlem karışımı hazine sandığı beyninin bir köşesinde sığınağı olmalı. Kimi yaşlı insanlar gibi yaşadığı çağın kalıplarına kafa tutuyor olması dahi uyumasına mani değildir.

Bu kadar harabenin içerisinde hiç bir şeyine dokunmaz, arardı sadece. Ne çok insan gelip geçmişti ömründen hiç bulamadığı, durup durup gülümsediği. Özüne taşınan yalnızlığı da buna dâhil edersek... Kimine göre fakirdir kimine göre de düşkün. Belki daha çokta morfin yemiş bir hasta gibi yılların ağırlığını üzerine giyinmiştir. Ölüp ölüp dirilip günlük ihtiyaçlarına münhasır bir çaba göstermesiyle zorlanıyordu daha çok.

Aradığı bir nefes mazrufu bir ses, bir eş olmalıydı. Kapı pencere yalnızı değilse sadece. Yine de penceresinde güneş, kapısını yalayan rüzgârı olmalıydı. Uyuyup uyandığı mezar yeri gibi olmamalıydı. Yeğenleri filan yok değildi bu dünyada ama herkesin kendine yaşadığı tek başına dünyası vardı. Dünün şen şakrak günlerinin yanında bu günün kasvetli anlarıyla kala kalmıştı. Birbirinden olabildiğince uzak düşmüştü bütün gerçeklere. Kaç zamandır maziye ait keşkelerine bir çilingir edasında kurcalamasına da mani olamıyordu.

Bir karabasan ürpertisiyle uyandı Mustafa. Uyandırıldı belki de. Yeni bir dünya idi belki de bura da yaşadığı. Geleceğini görmüş gibiydi. Yalnızlık ve derme çatma bir ev gerçeği aklında çakılırcasına. Yarının amcası veya dedesi gerçeği, ürpertisinde kalmıştı. En önemlisi de ölüm gerçeğiyle uyutulmuştu. Bu günün kokteyli, partili günlerinden yeni dönmüştü kim takarsa. Sözüm ona bayram gelmişti kimilerine. Bolca amnezi yaşasa da geleceğe dair sadece bir uyku ile kalakalmıştı. Uyanacaktı Mustafa, Sur ile uykusundan elbet bir gün, uyandırılacaktı. Işıklar içi yorar seni Mustafa, karanlıkta uyu.

İlkay Coşkun
Kültür Çağlayanı Dergisi
Sayı 98, Mayıs-Haziran 2026


4 Mayıs 2026 Pazartesi

Getem - İlkay Coşkun

"Kahve Bahane", "Havamız Olsun" ve "Yüreğimden Süzülen Nağmeler" isimli kitaplarımı GETEM adına seslendiren Hande Yıldırım, Handan Özbey ve Dilek Yorulmaz'a çok teşekkür ederim. İlkay Coşkun


--------------------------------------

İlkay Coşkun
Okunuyor
İnsan sesi mp3 - Türkçe
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: Hande Yıldırım

Çaresizlik, umut ve hayalperestlik üçgeninde gezeleyen insanoğlu ne kadar ilerlerse ilerlesin, doğum seremonisi ve sonrasında ölümün elvedasının dışına çıkamıyor. Şu bir gerçek ki doymaya ve ölmemeye çalışan insanoğlu bu dünyada ne tam olarak doyabilecek ne de istenildiği gibi ölümsüzleşecek. Güven sorunu yaşayan aydın, fabrika ayarlarına dönüp tarafsız bir şekilde aydınlatma görevini toplumda üstlenmesi gerekiyor. Aydın nitelemesinin içini doldurup gerçek manada münevverler yetişmesi ve topluma kendilerini hissettirmeleri gerekiyor. İyi bir dilin yaşamdaki ve sanattaki olumlu etkisi azımsanamaz. Dil bu anlamda iletişim için gerekli en önemli araçtır. Şiir bu manada dilin en güzel hali, en etkili hali, en olgun hali, en çocuk hali, bazen de en uçuk halidir. Şair her dönem arayış içerisinde olmuştur. Değişerek gelişme dürtüsünün şairdeki görüntüsüdür şiir. Ey şehir, köyümün dede yadigârı topraklarını yetim bıraktın. Ya kuruş kuruş asgari ücreti hesaplattın ya da piyango biletlerinden medet umar hale soktun köylümü. Köyünde bey, paşa olanı şehrinde kul, köle yaptın kendine. Köyümün gönderdiği gencecik civanmert delikanlılarını kır saçlı, beli bükülmüş olarak gönderdin gerisin geri. İLKAY COŞKUN

Filtrelenmiş sonuçları excel olarak indirin. (Excel'de fitreye dâhil olan alanlar: Eser Formatı, Eser Dili, Eser Türü, Eser Alt Türü, Alındığı Kurum, Eser Adı, Yazar Adı, Seslendiren, Yayın Evi)

--------------------------------------

İlkay Coşkun
Bitirildi
İnsan sesi mp3 - Türkçe
11 Ayrım
166,06 MB
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: HANDAN ÖZBEY

İlkay Coşkun’un bu eserinin öne çıkan en belirgin özelliği, hava durumu ve iklim olaylarına, mesela dört elemente, insani bir mühür vurması. Deyim yerindeyse meteorolojiyi insanlaştırmasıdır. İnsanın halleriyle hava olayları edebiyatın potasında eriyerek “nevi şahsına münhasır” estetik bir eser vücuda gelmiş, içinde soluduğumuz coğrafi atmosfer insani bir nitelik kazanmıştır. Havamız Olsun eserinin bir diğer alametifarikası, bu sahada yani meteoroloji alanında farklı iki disiplini bir deneme formatında birleştiren “nadirattan” bir kitap oluşudur. Bir diğer farklılık ise Yazar Coşkun’un hava olaylarına ve hava unsurlarına içeriden, duyumsayarak, hissederek bir bakış getirmesidir. Yani insani haller ile atmosferik haller birbirine katışarak beşeri vasıfları da içine alan benimsetici bir yönle yazılar kaleme alınmıştır. Mustafa Nurullah Celep

--------------------------------------


İlkay Coşkun
Bitirildi
İnsan sesi mp3 - Türkçe
10 Ayrım
121,67 MB
Eser Türü: Kitap
Seslendiren: Dilek Yorulmaz
Filtrelenmiş sonuçları excel olarak indirin. (Excel'de fitreye dâhil olan alanlar: Eser Formatı, Eser Dili, Eser Türü, Eser Alt Türü, Alındığı Kurum, Eser Adı, Yazar Adı, Seslendiren, Yayın Evi)


Ayrılık Yürüyüşü

Ayrılık Yürüyüşü

‎”Ayrılık Yürüyüşü” Yazar Tunay Özer’in Çıra Edebiyat etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu deneme-anlatı türündeki eseridir. Ekim 2025 tarihinde çıkan kitap, yüz altmış sayfa hacmindedir ve yirmi yedi deneme yazısından müteşekkildir. Dört bölüm de tasniflenmiş yazıların bölüm başlıkları; “Sırtımdaki Zaman, Büyü Bitmez, Küçük Resme Bakmak, Ağacın Ölümü” şeklindedir. Kitap ismi olan “Ayrılık Yürüyüşü” kitapta yer alan aynı isimli bir deneme yazısından gelmektedir.

‎Yazarın anlatımları çocukluğundan, mazi anlatımlarından günümüze değin uzunca bir yolculuğu ihtiva etmektedir. Çocukluğun, insanın ana vatanı olduğunu gerçeğinin ne kadar çok önemli olduğunu biliriz. Yazar da anlatımlarına bu dönemlerden başlar. Yazarın hayatı, Ağrı Patnos’ta başlar ve İstanbul’a kadar uzanan bir salınım gösterir. Yazar, kitabını bir nevi anı yazısı ve hikâye tarzı şeklinde kurgulamıştır. Bu anlatımları, sahici bakış açılarıyla çevrelenmiş bir hayat bütünü olarak tanımlayabiliriz. Yani deneme yazısı formatına uygun, birinci tekil şahıs anlatımlarıyla öyküleştirilmiş bir dille kaleme alınmış denemeler diyebiliriz. Anlatım yazarın hayattan, anılarından ve çevreden alımladıklarıyla temellük etmektedir. Başka bir ifadeyle anlatımlar gerçekçidir. Kurgusal ve kuramsallıktan öte daha çok ampirik bir duygudaşlık üzre yol almaktadır. Dikkatimi celp eden bir durum da, anlatımlarda benzer kelime tekrarlarına bolca yer verilmesidir. Mesela bir çiçek ismi verildiğinde diğer birçok çiçek isimleriyle birlikte konu ele alınır. Ayrıca yazarın bazı yazılarını şiirleriyle de desteklediğini görmekteyiz.

Çocuklukla beraber anne, baba, kadın, eş, aile, öğrencilik, eğitim, virüs dönemi, hayat, ölüm, zaman, küçük enstantaneler, rutinler, dergi, şiir, yazım konusu gibi birçok konuya değinildiğini görmekteyiz. “Her insanın bir geçmişi bir de geçmemişi vardır” anlayışındaki gibi hem zahiri hem de batini yönü imleyen geniş bir perspektiftedir. Var olmanın ve var kalmanın gerekliliği taşınır bir yerde. Aykut Ertuğrul’un dediği gibi “Bir adın ve bir hikâyen varsa, hatırlayan insanlar olduğu sürece yaşamaya devam edersin” Bunlarla beraber yazar duyarlılığı, sevgiyi metafizik bir kanat gibi üzerinde taşımaktadır. Bütün maddi, görünür cihetlerin yanında derakap vicdan, adalet, duygudaşlık, insan olma hasletleriyle iç içedir. Bütün bunlarla beraber, hayatla insan arasında hep bir döngüzel alışveriş hali yaşanmaktadır. Nietzsche’nin dediği gibi “Hayatın bize adadığını, biz de hayata saklarız” değil mi? Sonuçta hayat, iyi yaşama çabasının yanında ölümü de kavrama çabası değil midir? Yani Batılıların “Güne hükmet, anı yaşa” manasına gelen “carpediem” dedikleri olgunun yanında bir ölüm gerçeğini göz ardı etmemek gerekliliğini de bilmeliyiz.

Deneme/anlatı yazım türünün içeriğinin çok geniş bir çerçevede olduğunu biliriz. Bir mektup yazısını, bir araştırma, inceleme yazısını, bir makaleyi dahi deneme/anlatı türüne pekâlâ eklemleyebiliriz. Bu kitapta da denemelerin bir yüzünün öyküye, anı yazısına yaslanmış olduğunu söylemiştik. Daha çok şairliğinin önde olduğunu gördüğümüz yazarın birçok şiir kitabı bulunmaktadır Ama yazarın, deneme yazım türünde de çok başarılı olduğunu derinlikli, özenlikli ve etraflıca anlatımlarında görmekteyiz. Yazara, doğduğu yer olan Ağrı Patnos ile farklı dönemlerde vakitlendiği yerler ve şu anda yaşadığı yer olan İstanbul mekânlık etmektedir. Ankara, Van, Hakkâri gibi yerleri de bunlara dâhil edebiliriz. Doğudan batıya doğru nasıl ki şehirler büyümeye başlıyorsa aynı şekilde hayatlar da daha farklı şekillere evirilerek ve büyüyerek yoluna devam etmektedir. Öyle ya görünen dağın uzağı ve yakını olmayacaktır değil mi?

Bütün bu deneyimler, yaşanmışlıklar, tahliller, hayata dair birçok serlevhayı da ortaya koymaktadır. “Aşk bir kristal gecedir, kırıldığında cam kesikleri oluşturur”, “”Kuşkuculuk, incinmiş ruhların sadizmidir” (s. 11), “İnsanın evi kendini anlatabildiği yerdir”, “Yaşam uzun bir ölümdür”, “Doğu’da kadınlar ölümü hissettiğinde ellerine kına yakarlar”, “Sevdiğim şeylere ölüm penceresinden bakıyorum artık” Gibi. Deneme yazılarından okuduğumuza göre yazarın yazılarını desteklemek adına gerek gönül, ruh dünyamızdan gerekse de batı bakış açılarından örnekler verdiğini de görmekteyiz. Yazılarında yer verdiği bazı güzel alıntı sözlere bir bakacak olursak; “Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra/ çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik.” (Şadî-î Şirâzî), “Tekrar, hazdır” (Edgar Allan Poe), “Büyük sevgi eylemleri alışkanlıklarla, küçük iyilikler yapanlar tarafından gerçekleştirilir.” (Victor Hugo), “Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatıradır” (Louise Glück), “En çok şeyi sessizlikte duyarız” (Lao Tzu) Gibi.

Bu yazılanlarda genel anlamda varlığa, özel anlamda insana, doğaya, tüm canlılara, değerlere ve kültürlere yönelik bir hassasiyet taşındığını görmekteyiz. Ne şehir hayatına bir özenti, ne de taşra ve köy hayatına sarfınazar bir hal taşınmaktadır. Yazar ziyadesiyle, kalbe dönük bir yaklaşımdadır. Mamafih, kitap içeriğindeki bütün bu deneme yazıları arasında senkronik bir duygudaşlık hali kendisini hissettiriyor. Bu yazılanlar, insanımızın arifane yönünü, medeniyetimizin kültürel değerlerimizin ve coğrafyamızın kadim hub cemalini ortaya çıkarıyor adeta. Böylelikle bu anlatımlar da konuların muhasebe ve muhavere hallerini de temaşa ediyoruz. Maalesef ki acıların, hüzünlerin ve savaşların yaygın olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Huzurun ve barışın mahdut olduğu bir yer Anadolu. Bütün bu anlatımlarda hayatın temaşa ve inkişaf halini de okumaktayız. İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.

‎İlkay Coşkun
‎Kültür Ajanda Dergisi
Mayıs 2026, sayı 150





Kadim Şehir

Kadim Şehirlerimize Selam Olsun

Her ülkenin, her medeniyetin gözdesi olan, üzerine titrediği, toprağına tuğ olacak şehirleri vardır veya var olması arzulanır. Bizim ülkemiz için kadim şehir noktasında İstanbul başta olmak üzere, Bursa, Amasya, Şanlıurfa, Hatay, Mardin gibi uzunca bir şehir listesi yapmamız mümkün. Asya’nın steplerinden Anadolu’ya, Rumeli’ye uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan bizlerin dil, din ve düşünce birikimimizle beraber büyük bir medeniyet inşa ettiğimiz gerçeğinde -her türden olumsuzluğa rağmen- bu şehirlerimiz hayatiyetini sürdürmektedir.

Kadim şehirler sadece mimarisiyle anılmaz elbette. Şehir ruhuyla, tarihiyle, ilhamıyla, incelikleriyle, sırlarıyla, gizemleriyle, şehirlisiyle ve türlü çeşit güzellikleriyle bir bütünlük arz eder. Aynı zamanda kadim şehirlerimizin Anadolu’nun kolonizatör dervişlerine mekânlık yaptığını da biliriz. Şehirleri şehir yapan daha çok hanımlığıyla, beyliğiyle maruf şehirlilerimiz de mevcuttur. Kadim şehirler, medeniyet olgusu içerisinde şehrin periferisindeki çoğu alana sirayet ederek ülke sathına yayılma kabiliyeti de gösterebilmektedir.

Şehirler bir cihetiyle kapılarıyla, tarihi mekânlarıyla, meydanlarıyla, ırmaklarıyla, tepeleriyle de anılır ve bütünlük taşır. Kimi anlatılarda cennetin sekiz kapısı, sarayların kırk kapısı olması gibi şehirlerinde yedi veya farklı sayılarda kapıları vardır. Bursa Ulu Camii’nde Somuncu Baba’nın, Fatiha Suresinin yedi çeşit tefsirini yaptıktan sonra bütün cami çıkışlarında cemaate görünme kerameti vardır. Ve akabinde sırrının faş olduğunu düşünerek Somuncu Baba’nın sırlara karışması menkıbesi anlatılır. Bu da farklı bir kapı örneğidir. Başka bir örnekte, Pir Sultan Abdal’ın darağacında birden sırra kadem basarak, Sivas’ın dört kapısında da görüldüğüne dair anlatımlardır. Velhasıl aynı bunlar gibi şehirlerle anılan kapılar, meydanlar ve tepeler gibi çok çeşitli destekleyici unsurlar vardır.

Şehirlerin temel işlevinin insana ve insan dostu hayvanlara ait olduğunu da bilmeliyiz. Bu aidiyette insanları tabiata yaklaştırma, doğa ile yan yana yaşama konumlandırma gibi anlayışlara da öncelik verilmelidir. Doğal sebze ve meyveye erişim, ağaçla, kuşla yan yana bir hayatı yaşama arzusu da bunlara dâhildir. Öyle ya şehirlerin varoş yalnızlığında kim çocukluğunu büyütmek istesin ki? Şehir olgusunun yanında kent, metropol gibi isimlendirmelerin, tanımlamaların soğukluğunu da ziyadesiyle biliriz. Şehirlerde yaşanılan sıkıntılar, güzellikler gibi türlü çeşit haller, şehirlerin belleğine işlenip şehirlerin siluetlerine sirayet etmektedir. Gri ortam şehir siluetleri, gecekondular vs. yerine rengârenk bir şehir tasavvurunu kim hayata geçirmek istemez ki?

Güzel bir şehir tasavvuru olarak “Şehriyar” isimli şiirimin bir bölümünü buraya taşımak istiyorum izninizle; “Ateşe su taşıyıp Mekke’ye yol alırken/ rüyalardan önce görülmeli bu şehir. / sızlayan mürekkebe derman bulup/ kalem tutturmayı iyi bilir bu şehir./ düşmana karşı en keskin balta olup/ nice uykudan geri koymalı bu şehir./ adına koçlar gönderilir İbrahimlere/ kaç put kırdırır burçlarında bu şehir./ şehirlerin rüyaları boz bulanıkken hâlâ/ Kudüs gibi mücevher olmalı bu şehir. / meşkle yoğrulup sonsuzluğa susamışken/ ne mutlu ki, aşk yolunda bu şehir./ şehirliyiz evet, manada altını, yakutu/ gerçekte şehriyar kalmalı bu şehir. / gerçekte kadim olmalı (kalmalı) bu şehir”

Son tahlilde şehirleri kültür, incelik, can güvenliği, ihtiyaçlar gibi birçok perspektiften ele alınıp bu doğrultuda inşa edilmesi gerektiğini de bilmeliyiz. Öyle ya her dönemin farklı yaşam tarzlarına, farklı anlayışlarına ve farklı algılayış biçimlerine göre şehirler inşa olunmaktadır. Şartlar, imkânlar noktasında belirli kıstaslar olsa da “keçiyi yardan düşüren iki tutam ottur” yanlışına da düşmemek gerekiyor. Hani şöyle düşünülebilir, şehirliler her profilden her insan kalitesinden oluşsa da -amiyane tabirle- bu şehirlerin kaba, saba insanları dahi eğitme özelliğini de göz ardı etmememiz gerekiyor.

İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Mayıs 2026, sayı 150

30 Nisan 2026 Perşembe

Kuzey Kıbrıs Girne Üniversitesi Büyük Kütüphane

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Girne Üniversitesi Büyük Kütüphane - İlkay Coşkun


https://library.kyrenia.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-search.pl?idx=au&q=%C4%B0lkay+Co%C5%9Fkun&weight_search=1

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

28 Nisan 2026 Salı

Kuzey Kıbrıs Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kütüphanesi

Kuzey Kıbrıs - Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Kütüphanesi - İlkay Coşkun

https://katalogkktc.asbu.edu.tr/cgi-bin/koha/opac-detail.pl?biblionumber=13152




İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------

26 Nisan 2026 Pazar

Kuzey Makedonya Balkan Üniversitesi Kütüphanesi

 Kuzey Makedonya Balkan Üniversitesi Kütüphanesi - İlkay Coşkun

https://library.ibu.edu.mk/Pages/Books?q=%C4%B0lkay%20Co%C5%9Fkun&author=&cat=

İlkay Coşkun Kitaplığı (Kütüphaneler)

208 Üniversite kütüphanesinin tamamında, seksen bir il halk kütüphanesi ile birçok büyük ilçe ve şehir kütüphanesi başta olmak üzere toplamda altı yüzün üzerindeki kütüphanede, kitaplarımın tamamına yakını okurlarıyla buluştu. Ayrıca KKTC., Azerbaycan, Bosna Hersek, Makedonya, Tataristan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırım gibi 10'un üzeri ülkenin yirmiden fazla kütüphanesinde kitaplarım bulunmaktadır. İyi okumalar dilerim. Nisan 2026

https://toplukatalog.tr - İlkay Coşkun

koha.ekutuphane.gov.tr - İlkay Coşkun

--------------------------------------------------------------------