Tevazu ve Kanaat Güzelliği
Çağımızın en önde hastalıklardan birisi, tatminsizlik ve ruhun son hali huzursuzluk olarak gözüküyor. Toplumumuzda sessiz, icazetli ve teslimiyetin güvenirliği ile tevazu ve kanaat üzre gürbüzleşmiş olan geniş bir kitle var elbette. Ama kanaat ve şükür olgularını besleyenler karşısında, bunlara muarız duruşlarda yok değil.
Mesela, kıt imkânlara ulaşma noktasında, sadece alt gelir gurubunun sabretmesini ve yetinmesini yanlış bulanlar elbette olmakta. Hep fakirlerin halinden anlama anlayışı beslenirken, zenginin ahvaline pek dikkat çekilmediğinden şikâyet edilir. Sonuçta kanaat ve tevazu imkân sahibi olanlarda olması gereken hasletlerdendir. Her iki bakış açısı da olumlu ve olumsuz cihetleriyle uzam kazandığı alan içerisinde farklı farklı etkiler bırakmaktadır. Bu yoksunluklar ile cebelleşen bir insanın karşısında tevazuunun ve kanaatin makam sahiplerine ve zenginlere ne çok yakıştığı su götürmez bir gerçektir. Öyle ya tevazu ve kanaat, şükrün bire bir mücessem göstergesidir nihayetinde.
Dinimizde, kadim değerlerimizde, örf ve ananelerimizde yer alan hakkın, adaletin yerini yadsıyamayız. Zekât ve sadaka vermek, kul hakkına riayet, devlet malını korumak, komşu açken uyuyamamak gibi çoklarını sıralamamız mümkün. Bu bağlamda kanaat, adalet, hak, hukuk gibi değerlerin daha çok örselenmesinin sebebinin kendimizde olduğunu bilmemiz gerekiyor. Yani demem o ki arıza biz insanlarda. Yanlış olan, dini ve kadim değerlerimizi tam olarak işletmediğimiz, safsakladığımız noktasında olsa gerek. Günümüzde genel olarak hayat kalitesi yükseldi ve imkânlar artmakta elbette. Buna mukabil birçok değerimiz maalesef ki dejenere olup örselenmekte. Adeta bu değerlerimizle bedeller ödemekteyiz. Bu değerlere yönelik, geçmişe ilişkin burkucu bir özlem halini taşıyor olmamız da boşuna değil elbette.
Kanaat, tevazu ve şükür, birçok hasletimiz gibi asalet taşıyan melekelerimizdendir. Bütün bunları uygulamak için sevgilenmeyi yaymakla işe başlayabiliriz. Öyle ya iyilik ve sevme, hayatın en önemli mütemmim cüzüdür. Dünyamızda kaynakların sonsuz olmadığı gerçeği üzerinden, bütün insanların kanaat sahibi olma gerektiği salık verilmelidir. Her türden bakış kanaat ve şükür olgularına kendi vicdani ölçülerince yaşama hakkı sunacaklardır. Değerlerimiz üzerinde hoyratça tepinmeyi bırakmalı ve zihin yetilerimizi dumura uğratmamalıyız. Bilmeliyiz ki kanaat ve şükürden uzaklaşan gönüller sefilleşecektir. İşte bütün bunları edepli ve rikkatli hal içerisinde özümsemek, hayatı daha da güzelleştirecektir. Bütün bu olguları sevgi içerisinde yaşatıp -çok mal mülk ve imkândan ziyade- bize yeterli olanı ve geleni hayırlamamızla mümkün olacaktır.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Şubat 2026, sayı 147

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder