9 Eylül 2017 Cumartesi

Bimola, 6.Sivas Kitap Günlerinde (8-14 Eylül 2017)

Son çıkan kitabım Bimola
6. Sivas Kitap Günleri boyunca (8-14 Eylül 2017)
BE Yayınları 30 numaralı stantta ve
Sivas Kültür ve Turizm Müdürlüğü 67 numaralı stantta yer aldı.

4 Eylül 2017 Pazartesi

15 Temmuz Direniş Şiirleri Antolojisi

“15 Temmuz Direniş Şiirleri Antolojisi” Okuma Notları

Bir eser elime geçtikten sonra kütüphanemin dinlenme alanında durur bir süre. Sizlerin paylaşımına sunduğum bu antoloji de bir ay öncesinde okuma bölümüne girdi ve her gün beş on şiir okuyarak sonlandı.  380 sayfa. Şiir kitaplarında nadir görülen hacimde bir eser. Böyle hacimli şiir kitaplarını baştan sona bir seferde okumak haliyle insanı sıkar. Hal böyle iken hacimli kitapların sayfalarını rastgele açar ve okurum. Buradaki dezavantaj bazı şiirleri gözden kaçırmanız, avantajı ise bazı şiirlere iki üç kez okuma şansını vermiş olmamız.

 “15 Temmuz Direniş Şiirleri Antolojisi” kitabını eğitimci şair ve yazar Cevat Akkanat hazırlamış. Şiirler Sultanbeyli Belediyesi katkılarıyla kitaplaştırılmış. İki yüz şiirin yer aldığı güzel, anlamlı bir eser. Cevat Hoca’nın farklı dergilerde yer alan bu konuyla ilgili şiirleri de kitaba taşıması farklı bir değer katmış esere. Hocamız önsöz yazısında ayrıntılı olarak darbeler, 15 Temmuz ve şiir ilişkisine değinmiş.

Orta yaş ve üzeri birçok insanımız önceki dönemlerde darbelere maruz kalmasından kaynaklı yaşadığı ruhsal sıkıntılar vardır muhakkak. 12 Eylül darbesinde sekiz yaşında bir çocuk olarak bende darbenin soğuk yüzünü bulunduğum köyde hissettim. Yirminin üzerinde askeri aracın köye gelmesiyle birlikte köyün çocukları olarak bu kalabalığa katıldık. Köyün erkeklerinin tamamını, köy meydanında toplayan askeri üniformalı subayın sınıf öğretmenimizi saçı uzun diye fırçalaması, bağırıp çağırması çok zoruma gitmişti çocuk dünyamda. Akabinde köyümüzde silahların toplatılması, köylülerin silahlarını saklama telaşları, aklımda kalan yaşanmışlıklardan. Ondan sonraki 28 Şubat. Tankların caddelerde ki gövde gösterilerini ve e-muhtıraları daha taze yaşanmışlıklar olarak hafızalarımızda.

Yıl 2016 artık böyle şeyler olmaz denilen bir tarih. 15 Temmuz darbe girişimi. Ardından yazılan şiirler ve bu şiirlerin bir araya getirilme fikri. Bu yazımda darbeye direnen şiirler, 15 Temmuz Direniş Şiirleri Antolojisi’ne değinelim nahoş geçen o günleri tekrar değerlendirelim istedim.

Post modern darbe, e-muhtıra, adına ne derseniz deyin, bunlara canıyla, kalbiyle, kalemiyle karşı duruş sergileyip emeğini ortaya koyanlar her türlü takdiri hak ediyorlar millet nezdinde. 15 Temmuz akşamının ilk saatlerinde darbe kalkışmasına kimden gelirse gelsin tepki verenler bu vatanın öz evlatlarıdır. Canını ortaya koyabilen bu insanlar milletimizin ta kendisidir.

15 Temmuz gecesi ilerleyen saatlerde olası darbenin olamayacağı düşüncesiyle ağız değiştiren darbe sevicilerinin söylemlerini samimi göremeyiz tabii ki. Bir de salt mevcut hükümet düşmanlığıyla, “ Bunlarda hak etti ama” diyerek körü körüne tarafgirlikle hareket etmelerini anlayamıyorum. Her gurupta takiye yapan, münafık rolü üstlenen insanlarda vardır muhakkak.  Kendilerini kamufle eden zihniyetler bu ve benzeri olaylarda bir şekilde de açık vermekteler.

Darbe teşebbüsünden sonra hainleri bu ve benzeri kitaplarla buluşturmak ne kadar güzel olurdu. Milletimizin o gece yaşananları dile getirdikleri bu şiirleri bir vesileyle okumalarını isterdim. Ne kadar büyük bir yanlışın içine düştüklerini görmeleri açısından iyi olurdu kim bilir? Darbe teşebbüsünde yer alan darbecilerin birçoğunun ifadelerinde -ne kadar samimi bilemiyorum tabii ki- kandırılmışlıktan söz ediyorlar. Her darbede olduğu gibi, yine aynı edebiyat yine aynı bilindik kurgu. Kendilerince kötü giden düzeni değiştirmek bahaneleri. Kime göre kötü? İşte işin bu kısmına kafa yormak lazım. İhanet ortaya çıktığında ise türlü türlü gerekçelere sarılmaları nafile ama millet nezdinde yok olacakları da bir gerçek.

Kitapta en fazla kullanılan vurgu ve söylemleri sıralayacak olursam; 15 Temmuz tarihi, darbe, şehit Ömer Halisdemir, diğer şehit ve gazi isimleri, sela, bayrak, ezan, vatan, millet, Recep Tayip Erdoğan, birlik, beraberlik, dua ve beddua diyebiliriz. Şiirler; marş, destan, gazel, türkü formlarında da vücut bulmuş kitapta.  Hem konu itibariyle hem de şairlerin çoğunu tanıyor olmam bu antolojiye farklı açıdan yoğunlaşmamı sağladı.

Takip ettiğim dergiler, gazeteler, televizyon ve sosyal medya üzerinden 15 Temmuzla ilgili çok şeyler yazıldı çizildi. O gece sonrasındaki süreçlerde renkler daha belirgin ortaya çıkmaya başladı. Yanı başımızdaki insanların farkında olmadığımız duruşlarına şahit olduk. Aklar karalar ve ara renkler birbirinden ayrıldı birer birer. Özgürlüğü, demokrasiyi sadece kendi fikriyatına çevresine hak göreni de gördük maalesef. Allah korusun darbe gerçekleşmiş olsaydı, darbecilere ilk sıralarda selam duracak ne çok sözde demokrasi sevdalılarını seyredecektik!

15 Temmuzda darbeci vatan hainleriyle birebir karşı karşıya gelen, gazi ve şehit veren illerimizi, bulunduğumuz bölgemizde medyadan takip ettik. Sonraki gecelerde ise tüm Türkiye genelinde olan demokrasi nöbetlerimizi, meydanlarımızda tutarak görevlerimizi yapmış olmanın mutluluğunu gururunu yaşadık. Bazılarına tiyatro gelse de.

Darbe girişimine karşı koyulan süreçte beni en çok etkileyen görüntü, darbeci çetenin halkımızın üzerine ateş ettikleri sırada İstanbul Belediyesi önündeki süs havuzunda abdest alan insanlarımızdı. Kim bilir o gece vatandaşların arasında Çanakkale cephelerinde de varlığı konuşulan, bedene bürünmüş ruhlar vardı. 15 Temmuz bize bir kez daha gösterdi ki her ne kadar koşuşturmalar, problemler dünya meşakkatleri yaşasak da gördük ki şahadete hazırlığımız hep varmış. O geceden sonra da hep var olacağının umudunu taşıyacağız. Naçizane bende darbe teşebbüsü sonrası yazılar ve şiirler yazdım, her ne kadar bu kitapta yer almasam da 15 Temmuz sonrası vatan sevgisini şu şekilde ifade ettim en basit haliyle.

vatan
derdiyle
dertlenenlerin
yaşadıkları yerdir
vatan
bir çınardır
bir şemsiyedir
vatan
v
a
t
a
n

Ülkemizin ve milletimizin bekası öncelenmelidir her daim. Darbecilerin yaptıkları yanlarına kâr kalmamalıdır. Cezalarını en ağır şekilde çekmelidirler ki bir daha böyle hain düşüncelere meyil verenler azalsın hatta hiç olmasın. Nasıl ki trafikte hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yoksa milletimizin, devletimizin, ülkemizin bekasını dinamitleyen terör örgütlerini destekleyen vatandaş olsun gazeteci olsun, yazar olsun sözde vekil olsun kim olursa olsun buna müsaade edilmesin ki devletimiz selamet bulsun.

Birçok darbe girişiminde ve demokrasimizin devamlılığı noktasında ki aksaklıkların temelinde yerli iş birlikçileriyle birlikte egemen güçlerin kirli emelleri geliyor. nato, abd, ingiltere, almanya ve diğer emperyalist güçlerin etkilerini minimize etmediğimiz müddetçe darbeler başta olmak üzere sorunlarımızın birçoğunu çözemeyeceğiz maalesef. Birkaç sene sonra ülkemizde bir daha darbe olmaz diyenlere kesinlikle inanmamamız lazım. Çocuklarımızı ve torunlarımızı da içine alacak olan en az yüz yıl ülkemizde her türlü darbe ve girişimine karşı her zamankinden daha uyanık olmalıyız.

Şu anda sinmiş uyuma moduna geçmiş hücreler fırsat buldukları anda yine aynı davranışlar sergileyecekleri kuşkusuz. İçinde bulunduğumuz bu dönem itibariyle içerde ve dışarıdaki tüm şer güçlerin aleni bir şekilde üzerimize gelmeleri boşa değildir. Önümüzdeki süreci, 15 Temmuz darbe girişimini iyi okuyarak değerlendirmeliyiz. O geceyi nasıl bertaraf ettiyse bu vatansever millet, yine aynı o bilinçle önümüzdeki süreci de ülke lehine çevirecek ve yoluna sağlam devam edecektir. Gönül ister ki bir daha postal, dipçik, darbeler, tank, vesayet, işgal gibi kelimeler şiirlerimizde kullanılmasın ve benzeri antolojiler oluşturulmasın inşallah.

“Darbeye Direnen Şiirler” kitabını hazırlayan şair yazar ve edebiyatçı Cevat Akkanat Bey’e ve başta şiirleriyle katkı sağlayan emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu kitaptaki şiirlerin geneli hamasi duygularla ve o gece sonrası sıcağı sıcağına yazılmış şiirleri ihtiva ediyor. Sular durulduktan sonra resimler ve renkler tam olarak ortaya çıktığında yazılan şiirler tabii ki olmuştur. Umarım bu şiirleri de okuma fırsatımız olur.

Kitapta yer alan şiirlerin birçoğunda güzel bulduğum satırları işaretledim. Bazılarını buraya taşıyarak yazımı sonlandırmak istiyorum.

Kısa bir süre önce aramızdan ayrılan merhum Rasim Demirtaş’ın, Ay Vakti Dergisi, Eylül Ekim 2016, 164.Sayısında da yayınlanan “Aydınlık Yüzlü Türkiyem” isimli şiiri;
Aydınlık yüzlü Türkiyem/ sabahları gümüş, akşamları altın yüzlü/ gez uçtan uca Anadolu’yu, Rumeli’yi…/ insanları er sözlü/*/ aslanlar yurdu Türkiyem/ hain tanklarına koç yiğitler direnmiş/ meşeler gibi dal budak salınmış hür/ çınarlar dört bir yanda/ zafer meydanlarında/ ufuk olmuş, bayrak olmuş dalgalanmış/*/ ölürüm de vazgeçmem senden/ senin için sözüm sesim/ senin için güzel Türkiyem/

 Adem Şenay Bey’in “Sahip Çık” isimli şiiri.
Dua dua çoğalıyor insan/ ben o gecede onu gördüm/ daha daha çoğalıyor insan/ ben o gecede onu gördüm/ dava dava çoğalıyor insan/ ben o gecede onu gördüm/ dava dua çağ oluyor insan/ ben o gecede onu gördüm.

Son olarak da, Emel Özkan’ın İtibar Dergisi, Ağustos 2016, 59. Sayısında yer bulan “Gitti” isimli şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hançeresi hançer mi ki kıydılar/ nice masum gece sustu da gitti/ ey günah kendini aklama sakın/ kim selaya sela ekledi gitti/*/ uzun yola çıkmış yükün almamış/ ardına bakmadan nereye gitti/ cebine koymuş da son nefesini/ hileyi aşikâr kıldı da gitti/

İlkay Coşkun
Şiir Vakti Dergisi
Sayı 11, Yaz 2017

11 Ağustos 2017 Cuma

iki dergi iki şiir

Külliye Mecmuası, Sayı 11, Ağustos 2017
Şiir Vakti Dergisi, Sayı 11, Yaz 2017

25 Temmuz 2017 Salı

20 Temmuz 2017 Perşembe

Bimola

Bimola Hakkında
Gerektiği kadar konuşmak, yeri gelince susmak, çevreyi dinlemek, süzmek, empati kurabilmek, hayatın bizleri zorladığı anlarda molalar verebilmek olgunluk yolundaki bir insanın yapması gerekenlerdir.

Şairlerde şiirleriyle ses olmadan önce dünyayı gözlemlemek ve dinlemek zorundadırlar. Kalbe dokunan ne varsa imbikten süzerek imgenin yol arkadaşlığında şiirin inşasına vesile olmaktır. Aşkları, umutları, hayalleri, şikâyetleri kelimelerle buluşturarak suskunluğa bir nevi mola vermektir. Susma anlarında da konuşmaya başlarken de mola denilen istasyona uğramaktır.


İlkay Coşkun’da beş yıllık suskunluğunun arkasından ‘Bimola’ ile ‘ben buradayım’ dedi. Şair için şiirlerin demlenip belli bir kıvama gelmesi için zaman önemlidir. Zaman içerisinde sözcükleri uyutup akabinde daha dinç daha diri uyandırmak gerekir. Bu durum şairin sustuğu anlamına gelmez. Olsa olsa şairlerin konuşma sırasını beklemesidir. Başka bir boyutuyla Bimola, hareketin sonunda, konuşmanın arasında ve dahi çalışıp yorulmanın sonrasında bir nevi nefes almasıdır. Daha ileriye ve daha dinç bir şekilde yol alma gerekliliğinin ifadesidir.


Acılar, kayıplar ve daha kapsayıcı anlamda yaşanmışlıklara da dikkat çekerek gönüllere köprüler kurmayı amaçlayan şair İlkay Coşkun şiirleriyle içinde bulunduğu hali ruhiyatıyla olayları kendi süzgecinden geçirip öyle sunmaktadır okurlarına. Bir nevi gök semaya hoş bir seda bırakmayı amaç edinmektedir.


Bimola, bu duyarlılıkla ve en önemlisi mesuliyet çerçevesinde elindekileri alıp yola çıkmıştır. Sizleri bu düşünceler doğrultusunda kısa molalarınızda yol arkadaşlığına davet etmektedir.
Temmuz 2017
 

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Hayal Bilgisi Dergisi Hakkında

Hayal Bilgisi Edebiyat ve İyilik Dergisi Hakkında

Hayal Bilgisi mevsimlik çıkan bir dergi. Yaz 2017 itibarıyla 25.sayıya ulaştı. 50, 60 sayfa arası hacimde bir dergi. Her ne kadar Van Erciş’te filizlense de Kültür Bakanlığına bağlı iki yüz il halk kütüphanesi, aboneler ve dergi satış noktaları vasıtasıyla kokusu bütün Türkiye’ye yayılmaktadır. Cihat Albayrak ve eşleri Ayşe Ünsal Albayrak yayın yönetmenliğinde çıkartılmaktadır. Yayın hayatının ilk zamanlarından beri takip ettiğim dergi 24. sayıdan itibaren içeriğinin tamamını renkli baskıya çevirmiştir. Kimi sayılarında dosya konuları belirlenerek o doğrultuda yazılara ve şiirlere yer verilmektedir. Örneğin sonbahar 2016, 22.sayısı “15 Temmuz” dosya konusu olarak işlenmiştir. Her sayıda “İyilik Dergisi” ismiyle müsemma içerikler yer almaktadır.  Yapılan iyilikler not düşülerek ve en önemlisi de okuyucu iyilik yapmaya yönlendirilmektedir. Bu amaçla bolca fikir jimnastiği yapılmaktadır. Yapılan iyilikler derlenerek ilham kaynağı olarak sunulmaktadır.

Dikkat çekici anketler yapılarak sonuçları yayınlanmaktadır. Kitap tanıtımları, edebiyat çevresinden bilgiler, öyküler, denemeler, söyleşiler, mektuplar, şiirler gibi birçok edebi türe yer verilmektedir. Çocuklara ve gençlere yönelik bölümler oluşturulmuş. Müslüman hassasiyeti taşıyan Hayal Bilgisi, Anadolu’nun vakur ve yerli duruşunu sergilemektedir. İnsan sevgisi, hayvan sevgisi, iyilik, vefa, samimiyet, içtenlik ve tabiî ki edebi içerikler derginin temelini oluşturmaktadır.  Dergi sıcaklığını ve kitapların dostluğunu okura sunmaktadır. Dergiyi hazırlayanların öğretmen olması hasebiyle içerikte didaktik öğeleri bolca bulabilirsiniz. “İyilik Ajandası” çalışması Hayal Bilgisi’nden doğan bir eser olsa gerek. Gün geçtikçe dergi içeriğini zenginleştiren Hayal Bilgisi mütevazi bir şekilde yayın hayatına devam etmektedir. Özellikle Cihat beyin samimi yaklaşımları ayrıca Ayşe hanımın kadın eli inceliği ve zarafetiyle süslediği dergi edebiyat ve dergi dünyasında çoktan yerini almış gözüküyor.
 http://www.hayalbilgisi.com ve http://www.edebiyathaberleri.com internet adreslerinden dergiyi ve edebiyat haberlerini takip edebilirsiniz. hayalbilgisi@windowslive.com adresine de edebi ürünlerinizi gönderebilirsiniz.
 İletişim kanallarından irtibata geçerek 60 tl karşılığında birçok kitap hediyesiyle beraber dergiye abone olabilirsiniz. Nice uzun yıllar yeni sayılarla edebiyat dünyasında yer almasını temenni ederim.

İlkay Coşkun / Temmuz 2017

25 Haziran 2017 Pazar

Bimola - İlkay Coşkun

Bimola yola çıkıyor
-----
Beş yıl aradan sonra dördüncü şiir kitabım
BİMOLA okurlarıyla buluşuyor.
İlkay Coşkun
 
1.Basım: Temmuz 2017
Yayın Yönetmeni
Selim Tunçbilek
 
ŞİİRVAKTİ YAYINLARI
İldem Cumhuriyet Mah. Tunçbilek İş Merkezi
No:4/A Melikgazi KAYSERİ
 
Hazırlayan
Vildan Poyraz Coşkun
 
Kapak Tasarım
Yusuf Bal
----------------------------------
İlkay Coşkun - kitaplığı (dört kitap bir arada-2017)

5 Nisan 2017 Çarşamba

Mülakat– Şiir Vakti Dergisi – Sayı 10, Bahar 2017 - İlkay Coşkun

Mülakat– Şiir Vakti Dergisi – Sayı 10, Bahar 2017

Son iki yüz yıllık süreçte dünya ve İslam toplumları neler yaşadılar?

Yirminci yüzyılın başından itibaren, Avrupa ve Amerika başta olmak üzere gayri Müslim ülkeler, sanayi devrimini daha önce yapma, daha iyi organize olma, birçok teknolojik alanda öncülük etme gibi avantajlarından dolayı Müslüman âleminin en azından ekonomik ve siyasi olarak önüne geçtiler. Bu sonuç cazibeliklerini artırdı ve dünyayı yönetme ve baş aktör olma konumuna yükseltti. Aynı zamanda bu egemen güçler sömürgecilik anlayışlarını, politikalarını da kullanarak dünya üzerinde ki hâkimiyetlerini kuvvetlendirdiler.

Müslüman ülkelerin bu süreçlerde ciddi zaafları oldu. Osmanlı İmparatorluğunun gerileme süreciyle birlikte takip edilen değil takip eden, özenilen değil özenti duyan hali görülmeye başlandı. Müslüman ülkeler, Müslüman olma şuurlarının yanında millet olma şuurlarını tam olarak ülkelerinde hâkim kılamadılar. Hala bu sıkıntıları yaşıyoruz. Bunda daha çok, ülke haritalarının masa başlarında çizilmiş olması yatmaktadır.

Ülkemizde hala milli meselelerde çok parçalı olmamız hatta milliliği tam olarak sağlayamamamız gibi mevzular önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Millilikten kastım ırkçılık değil kesinlikte. Misakı milli sınırları içerisinde yaşayan bütün insanımızın vatandaşlık, ülküdaşlık mantığı ve yaklaşımını sergileyemeyişidir. Vatan, millet olma şuurumuzdaki aksaklıklardır.

İslam toplumları yüzyıldan fazla süren depremi atlatabilirler mi?
 
Gayri Müslimler için her şey güllük güneşlik değil tabii. Onlarında türlü türlü sıkıntıları var. Bizi daha çok Müslümanlar ilgilendirdiği için bizler daha çok bu alanla ilgiliyiz. İdmanlı bir sporcunun egzersizi ile idmansız bir sporcunun egzersizi aynı değildir. Aynen bunun gibi, dünya üzerinde, ülkeler arasında dengesiz bir gelir dağılımı da olsa dengeler, roller değişebilir. Mesela doğal afetlere maruz kalan bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, hızla çöküşü yaşayabiliyor. Rol değişimlerinin gerçekleşebilmesi için, Müslüman ülkelerin egemen güçlerin sömürüsünden mümkün mertebe kurtulması, yönetimlerinin millileşmesi, bağımsızlıklarını sağlamaları ve kendi ayaklarının üzerinde durma gayretlerini göstermeleri gerekiyor.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Nato gibi egemen güçlerin güdümünde olan, sadece egemen güçlere hizmet eden birlikteliklerden Müslüman ülkeler medet ummamalı hatta ve hatta bu birlikteliklerden çıkma, içlerine girmeme gayretlerinde bulunmalıdırlar. Irak savaşında, Suriye savaşında bir kez daha gördük ki, bu yapıların kuyruğuna takılan Müslüman ülkeleri hep kaybediyor. Egemen güçler yüzyılı aşkındır hep aynı oyunları sergiliyorlar bu yüzden.

Müslümanların en büyük handikapları, kurumsal bazda yeterli derecede birlik ve beraberlik içerisinde hareket edememeleridir. Gerek pazarlarını gerekse öz kaynaklarını dünya ile paylaşırken ecnebi ülkelerden haklarını yeterli oranda alamamaktadırlar. Müslüman yurdunda olan savaşlarda Müslümanlar hep kaybeden konumunda olacaklardır. Aklı başında üç-beş Müslüman devlet lideri bu gidişata çok önemli bir sekte vuracaktır. Domino etkisiyle Müslüman ülkelerin kaderleri değişmeye başlayacaktır. Kurulan yardım örgütleri, işbirliği örgütleri, ekonomik ve siyasi örgütler dünya üzerindeki öncelikle Müslümanlar ve bütün insanlar için daha faydalı olacaktır. Savaşlar, siyasi sorunlar, açlık gibi konularda alınacak ciddi tavırlar ile birlikte hareket etme gayretleri birçok problemi hafifletecektir. Müslüman ülkelerinde oluşan katma değerler, büyük firmalar, markalar bile kaderimizi değiştirme yönünde ciddi katkıları olacaktır.

Dünyanın yaşadığı, yaşayacağı açmazlara Müslümanlar bir şeyler söylüyorlar mı? Söylüyorsa ne söylüyorlar? Ne öneriyorlar? Geleceği bu çizgide nasıl okumalıyız?

Şu an Müslüman âleminde daha çok sessiz bir çığlık hali var. Bir halife, bir önder beklentisi var. Bir buçuk milyar nüfusuyla, dinamik yapısıyla Müslüman âlemi hala uyanmayı bekliyor. Oysa ateistleşmiş, Romalılaşmış Hıristiyan âleminin yanında daha bakir, daha avantajlı durumda gözüküyor.

Abd ve batı kendileri için güvenlik hatlarını Ortadoğu coğrafyasında konumlandırdıkları bir vakıa ama dünyanın başka coğrafyalarında özellikle gayri Müslim coğrafyalarda savaşların ve kargaşaların çıkmayacağının hiçbir garantisi yok. Böyle bir durumda Orta Doğu üzerinde ki dikkat başka alanlara kolaylıkla kayabilir. Özellikle terörün dünya üzerinde neler yapabileceğine dair öngörüler çok geniş tutulmalıdır. Bir gün silahlar kendilerine dönebilir.

Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinde “Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır” mısralarındaki derin anlamı görmek ve inanmak gerekir oysa. Egemen güçlerin o bitmez tükenmez planları, stratejilerini gerçekleştirmek adına Orta Doğuda tekrar düğmeye basıldı. Bunların tedbirleri muhakkak alınmaya başlanacaktır. Başlanmazsa eğer çöküşü düşünmek dahi istemiyorum.

Müslüman ülkeler arasında tabii ki rekabet olacaktır ama Müslümanların bekası için ortak gayretleri, birliktelikleri, ortaklıkları da es geçmemek,  atlamamak gerekir. Milli ve yerel unsurları da kullanarak büyük medeniyetimizi daha üst noktalara taşımamız gerekmektedir. Ekonomi, kültür, din kardeşliği ve medeniyet bağlamında birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Yaşanılan bu iç karışıklıklar bizzat Orta Doğudaki menfaatlerine hizmet etmek isteyenlerin çıkardıkları aşikârken, daha etkin neler yapılabilirin üzerinde konuşmak ve ona göre gardımızı almamız gerekir. Ülkemiz için çabalar bu yönde çok şükür fakat sadece bizle bertaraf edilebilecek meseleler değil bunlar. Bunun için daha uyanık olup birlikte hareket etmemiz gerekmektedir. Son yüzyıldır Müslüman ülkeleri aydınlanma ve batılılaşma safsatası yerine cehaleti yok etme, birlik olma ülküsünde hareket etselerdi çok daha iyi konumda olurduk hiç şüphesiz.

İzninizle çok basit bir örnek vermek istiyorum. Yabancı çizgi filmlerle büyüyen bir neslin ferdi olarak, şimdilerde bizim yapımlarımız olan çizgi filmleri gördükçe gurur duyuyorum. Aynen bunun gibi Müslümanlarının her alanda önde olmasını beklemek fazla hayalcilik olur ama çok çeşitli alanlarda önde olabiliriz. En azından birçok alanda kendimize yeter konuma ulaşabiliriz.

En basit haliyle, herkes kendi evinin önünü temizlerse, köyümüz, kasabamız, şehrimiz hatta ülkemiz temiz olur. Oluşan bu sinerji domino etkisi yaparak bütün Müslüman alemine dalga dalga yayılır.

İlkay Coşkun
Şiir Vakti Dergisi, Sayı 10, Bahar 2017

13 Ocak 2017 Cuma

Aşkın (e) Hali Dergisi Hakkında – İlkay Coşkun

Aşkın (e) Hali Dergisi Hakkında – İlkay Coşkun

Aşkın (e) Hali Dergisi, Temmuz Ağustos Eylül 2016, 43. son sayısıyla beraber 10 yılını doldurmuş bir dergi. Aşkın (e)  Hali mevsimlik çıkan bir edebiyat dergisi. Uzun yıllardır takip ettiğim ve zaman zamanda benimde şiir ve yazılarımın yer aldığı, Çorum merkezli çıkan bir taşra dergisi. Şiir, makale, deneme, öykü, mektup, eleştiri, röportaj, inceleme gibi birçok edebi türdeki ürünlere sayfalarında yer vermektedir. Aynı sayıda, şair ve yazarların birden çok ürünüyle yer alması, şair ve yazarı tanımamız açısından daha çok verimli olmaktadır. Ayrıca sayılarında dosya konuları da yer bulmaktadır. Örneğin son iki, 42. ve 43 sayılarında 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrası gündem konularına sayfalarında yer vermiş.
Kenan Yaşar Beyin sahipliğinde, Yazı İşleri Müdürü Metin Demirci, Koordinatör Halit Yıldırım ve Yayın Kurulunda Mehmet Okumuş, Eyyüp Akyüz, Nihat Örs, Salim Kanat, Murat Canpolat, Gani Aksan, Mustafa Balyaz, Okan Kuzu, Fatih Ortakçı, Ayşe Melike Kurtaran ve Emre Keleş gibi isimler yer almaktadır. Edebi ürünlerinizi, askinehalidergisi@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. Dergiyi, www.askinehali.com internet adresinden de takip edebilirsiniz. 48 sayfalık dergi gerek içeriği ile gerekse de tasarımı, görselliği ve kapağıyla dolu dolu bir dergi. Abone olunmasını tavsiye ederim.  ( 13.01.2017)
 

29 Aralık 2016 Perşembe

Ali Aslım’ın Öykücülüğüne Dair

Ali Aslım’ın Öykücülüğüne Dair
                                             
Öykülerine hızlı bir giriş yapar. Havanın sisi, pusu yani ahvaliyle öyküye başlamaz. Öykülerinde ağdalı, süslü cümlelere yer vermez. Gerçekçi, toplumcu bakış açısında özgün öyküler kaleme alır. Öykülerinde yüreğe dokunan, bizden olan yaşanmışlıklar daha çok yer alır. Kurgudan öte yaşanmışlığı daha çok önceler. Öykülerinde final bölümleri daha bir ucu açıktır. Okurda, öykü yarım kalmış hissini uyandırmaktadır. Buda öyküye daha bir canlılık ve devam eden öykü hissini uyandırmaktadır. Biranda sonlanan öykü, ikinci bölümü var gibi merak duygusunu uyandırmaktadır. Öykülerinde kullandığı karakterler daha çok bizden ve gerçekçidir. Günlük yaşanmışlıkları öykülerine taşıyıp herkesin “bizden” diyebileceği konular üzerinden gider. Öykülerinde psikolojik boyutlara girmeden, herhangi bir fikir dikta etme kurnazlığını yapmadan direk konu üzerinde odaklanmaktadır. Öykülerini isimlere boğmaz. Yalın bir anlatım ve dil kullanır.  Öykülerinde düşündürmeyi de ihmal etmeyen yazarımız, öykülerinde ironiyi ve ince nükteyi sık sık kullanmaktadır. Halkımızın içinde karşılığı olan yöresel söyleyişleri de öykülerinde ustalıkla kullanmaktadır ve bu kelimelerin açıklamalarını dipnot olarak sayfa sonlarında okura sunmaktadır. Gadasını almak, horanta, kös kös gibi kelimeleri örnek gösterebilirim. Kıymetli öykücümüz Ali Bey’in, “Binbir Cuma, İmar Müdürü, Bakan ve Kraliçe ve devamında yeni okumuş olduğum “Paşa Olacaktı Kurşuna Dizdiler” öykü kitabı birbirinden sürükleyici 42 öyküyü içermektedir. Öykü isimleri de dikkat çekicidir. Artist Hekim, Örtülü Ödenek, Zart Diye Kaldın, Getir Kafa Kağıdını, Kelepir Vatandaş gibi birçoğunu örnek gösterebilirim.

Öykülerinde zaman zaman mizahi bir dilde kullanan yazarımız Ali Aslım Bey’in bir çırpıda sıkılmadan okunabilen öyküleri tat veriyor. Yayınlanmaya hazır trajikomik öykülerinin ve denemelerinin yayınlanmasını en kısa zamanda temenni eder sağlıklı uzun bir ömür dilerim. Selam ve saygılarımı sunarım.
İlkay Coşkun
2016, Sivas

23 Aralık 2016 Cuma

Erciyes Şiir Günleri

ERCİYES ŞİİR GÜNLERİ
Daha önce, farklı kurumlarca, birçok kez düzenlenen, "ERCİYES ŞİİR GÜNLERİ" artık T.C. Kayseri Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile ortaklaşa düzenlenecek. "ERCİYES ŞİİR GÜNLERİ"nin  bu çerçevede ilk programı 27.12.2016 tarihinde Salı günü İl Kültür Turizm Müdürlüğ Salonunda saat 19:00 da gerçekleştirilecek.

Bu yıl Kayseriy'e yakın illerden davet edilen şairlerin katılımıyla gerçekleştirilecek program gelecek yıllarda uluslararası düzeyde yapılması planlanıyor.

Bu yılki "ERCİYES ŞİİR GÜNLERİ" şehitlerimiz anısına dünlenleniyor.

Programa şair olarak; Muhsin İlyas Subaşı, İsmail Özmel, Bekir Oğuzbaşaran, Ahmet Sıvacı, Adnan Büyükbaş, Yusuf Bal, İlkay Coşkun, Fazıl Ahmet Bahadır, İsmail Adil Şahin, Kadir Karaman, Şeref Karadavut, Şehmuz Çiçek, Burhan Kale, Halit Belgeli, Duran Tamer, Mustafa Ferit Yıldız, Ayşe Konur, Fatma Çetin Kabadayı katılıyorlar.

Ücretsiz olan şiir dinletisine tüm halkımız davetlidir.
http://www.tybkayseri.com/

15 Aralık 2016 Perşembe

Kıyamete Son 99 Gün

Kıyamete Son 99 Gün – (Polat Onat Romanı)
-Acaba Polat Onat, Esmaü’l Hüsna şiirleri aracılığıyla aslında kendi dualarını mı yapmaktadır?  

Merhaba dostlar.

Romanı okurken, meraktan son sayfaları önce okuma dürtüsünü yoğun hissederek okudum eseri. Heyecan duyduğum kitaplarda bu ruh halini hep yaşamışımdır. İnsanlar yaşarken topluluk halinde olsalar da her birey tek başlılığını özünde yaşadığı gibi ölüme de topluca gidilse dahi herkes kendi ölümünü tek olarak yaşayacaktır. Kaçınılmaz olan, inancımıza göre kişi ölümden sonraki sürece de tek başına şahit olacaktır.

Romanın ismi kitabın içeriği hakkında okura ön fikir veriyor esasen. Ana eksen konusu, dünyanın doksan dokuz gün sonra Ay’la çarpışması ve akabinde kıyametin kopması üzerinedir. Yazara göre bu çarpışmadan dünya üzerinde yaşayan tüm insanların bu çarpışmadan direkt yahut dolaylı etkilenerek hayata veda edeceği öngörüsü. Doksan dokuz günlük süreç 2 Aralık 2029 da başlayıp 10 Mart 2030 da sonlanıyor. Sona yaklaşmanın bu kadar net ortada olması yazarın ve çevresinin bu süreçteki sancılarının yalın fakat bir o kadar da derinlerde gizem barındıran anlatımını etkileyici buldum. Süreç içerisinde ki negatif anlamdaki heyecanları ise romanı sürükleyen en önemli hamleler.

Kıyamet tarihinin uzak değil de yakın bir tarihin seçilmesi, okuru kendi dünyasına katma isteği olarak düşünüyorum fakat romanın yaşandığı tarihte geçen birçok kavram şuan ki hayal gücümüzü zorlar nitelikte. Mesela sincapların neslinin tükenmekte olduğu, ortalama insan ömrünün sentetik ilaçlarla üç yüz seneye yükseldiği, karbon takviye hapı, rüya görme makinesi, insanın avuç içinin deri altına monte edilen para yerine geçen elektronik çipler,  havada yüzen ve uçma özelliğine de sahip ihtişamlı devasa konaklar gibi birçok ütopik kavramlar var. Burada birbiriyle örtüşmeyen bir noktayı yazarımızdan özür dileyerek dile getirmek istiyorum. Hayal gücümüzü zorlayan bu kavramlar kullanılmış ve güzel de olmuş ama bunların geçtiği tarih 2030 değil de kıyamet tarihini daha ileri bir tarih olarak okuyucuya sunsa idi daha isabetli olurdu diye düşünüyorum. 2016-2030’lu yılları arasına bu hayal ötesi kavramların varlığını sığdırmak fazlasıyla hayal gücü. Yazarımıza bu noktada yaptığım eleştiriye vereceği cevabı merak etmekten de kendimi alamıyorum.

Kıyamete neden seksen gün değil de doksan dokuz gün kaldı? Ya da neden yüz on gün değil? Yazarımızın doksan dokuz gün üzerinden bu romanın iskeletini oluşturmasının nedenlerini, ikinci günün sonunda belirgin şekilde okuyucunun önüne koymuştur. Her gün Allahın doksan dokuz isminden biriyle oluşturulan bir şiirle sonlandırılması, romanı farklı bir yaklaşımla okuyucuya sunmasını olumlu anlamda farklılık olarak yorumluyorum. Yazar bu şiirleri romanla beraber taşımasını, kendi duası olarak açıklamasını mantık dairesi içerisinde güzel buldum. Hal böyle iken yazarımız hayalle, gizemle ve ezoterik bir dünya bakış açısıyla, en güzeli de şiirsel dualarıyla okuyucuyu -inanç adasına- taşımıştır.

"Ölüm geliyor hepimizi almak için” diyen yazar bu gerçekte birleştiriyor okuyucuyu. İnsanın ölümü kendisinin büyük kıyametidir başlı başına. Ölüm zamanının bilinmezliği insanda ki umutları diri tutarken, kesinleşmiş tarihli bir ölümü beklemenin insanda yarattığı duygu çöküşü bu romanın en etkin teması olarak karşımıza çıkıyor. Her geçen an biraz daha ölüme yaklaşıyor olmak ölümün insan beynini işgal etmesi, insana verilen en büyük ceza mıdır yoksa ödül müdür tartışılır.

Romanın birçok yerinde şifrelenmiş hissini uyandıran özel bölümler var. Esrarengiz kitap severlerin kıvrak zekasını test edecek türden. Kullanılan tarihlere, saatlere kurnazca farklı anlamların, çağrışımların yüklenmesi gibi.

Yazar romanın başkahramanıyla kendini fazlasıyla özdeşleştirip zaman zaman başkahramanın önüne geçtiği anlar da hissedilmiyor değil. Günleri sayma, saatleri, saniye, hatta saliseleri sayma, kalan zamanın her zamankinden daha değerli olduğunun vurgusu adına yapılan detaylı anlatımlar olarak görüyorum.

Ölüme inat kalıcı olma, ölüm sonrasında iz bırakma daha genel anlamda ölüme çalım atma insanlığı üretken ve diri kılıyor. Yazılan her eserde ileriye yönelik düşünülen bu felsefenin izlerini buluyoruz. Bu eserde de bu izler fazlasıyla var “Ne yazık ki sonrası, uzun beyaz bir unutuş…”

Her ne kadar geleceğin romanı hüviyetinde gözükse de günümüzle ilişikliğini de göz önünde bulundurduğumuzda kitabın ayağı yere basan bir tarafı var. Her ne kadar romanda yabancı isimleri kullanmış olsa da daha çok doğunun gizemli esintileri hissediliyor eserde. Ayrıca Okültizm ve ezoterik gelenek anlayışından öte reel yaklaşımlar sunuyor olması romanın tümüyle gerçek dışı bir eser olmaktan kurtarıyor.

Ana hatları sade ama gizem bezeli, sürükleyici, menzili olan bir roman. Zihinsel zenginliğiyle deruni ruh hallerini önceleyerek felsefik açılımlar sunuyor okura. Yazar bir bölümde “yazdıklarından çok, yazacakları merak ediliyorsa o kişi iyi bir şair olmuş demektir” diyerek hem şair tanımlamasını hem de romanını şiirlerle birlikte taşıma mantığını bu ifadelerle paylaşmıştır.

Roman içerisinde cevaplandırmak için sabırsızlandığım şu satırları sizlerle paylaşmak istiyorum. Nedensiz sıkıntımı daha iyidir, yoksa nedensiz sıkıntı mı? Sorusuna elbette bir cevabım var. Sıkıntının her iki şeklide arzu edilmez ama bir tercih yapılması gerekirse, nedensiz sıkıntı daha iyi, daha bir rahatsınızdır. Bu anlamda suçlu kimse yoktur ve hiç kimseyi suçlayamazsınız. Birileriyle karşı karşıya kalmamak olumsuzluk içindeki tek olumlu haldir. Bu bir taraftan da kişiye rahatlık sağlar.

Yazarımız, Muhyiddin İbn-i Arabi’nin “Allah’ın İsimlerinin Sır Manalarının Keşfi” kitabından alıntılar yaparak eseri zenginleştirmiştir. ”Varlık bir harftir, sen onun manasısın” , ”Söz kabuk, mana özdür. Söz sedef ise mana incidir. Öz olmayınca kabuğu neylersin? İncisi olmayan sedef, ruhsuz beden neye yarar” gibi.

Kitabın yeni okurlarla buluşmasını engellememek adına nasıl bittiğiyle ilgili, kahramanlarıyla ilgili ipuçları vermemeye çalıştım. Anlayacağınız eserin büyüsünü bozmayı aklımın ucundan dahi geçirmedim. Esere bol şans dileyerek yazımı sonlandırıyorum.

Sağlıcakla kalınız.

Seçtiğim bir Esmaü’l Hüsna şiirini burada sizlerle paylaşayım.

El-Vedud

sevilmeye en layık olan
itaatkar kullarını çok seven
velilerin kalplerine ilahi aşk
mutlak sevgi tohumları
saçan ziyadesiyle
ya Vedud

sevilme isteği
sevme duygusu
sevilenlere iştiyak
hep yüce ihsanınla
ya Vedud

dostluğa hakkıyla dildar
şefkate ziyadesiyle müstehak
muhabbet ışığını parlatan
ya vedud


İlkay Coşkun
2016 / Sivas

2 Aralık 2016 Cuma

Buruciye Şiir Antolojisi 2016

Buruciye Şiir Antolojisi 2016
Buruciye şiir antolojisinin hazırlanması ve antolojide yer alan şairlerle yapılan şiir dinletisinin 10. yılını geride bıraktık. Dile kolay bir insanın hayatında uzunca bir zaman dilimi on yıl. Onuncu Buruciye Şiir Antolojisi Halil Şener Bey tarafından yayıma hazırlamış. TDED Sivas Şubesinin öncülüğünde ve Be yayınlarından çıkartılan kitap 120 sayfa. Her şair ikişer şiirle yer almış kitapta. Toplamda 19 şairimiz okurlarıyla buluşturulmuş. Her sene farklı büyüğümüzün anısına hazırlanan kitap ve dinleti bu sene 15 Temmuz şehidimiz Ömer Halisdemir ve Sivas Sultanı-Şair Âlim Kadı Burhaneddin anısına düzenlendi. Kitapta yer alan şairlerimizin isimlerini şunlardır. Alim Yıldız, Alper Duran, Bilal Tırnakçı, Cengizhan Konuş, Cengizhan Orakçı, Enes Yılmaz, Güven Adıgüzel, Hüseyin Akkaya, İbrahim Yasak, İlkay Coşkun, İlyas Memiş, Kamil Çakar, Liya Zerya, Mehmet Şamil Baş, Murat Soyak, Mustafa Uçurum, Osman Sarı, Raşit Ulaş ve Ünal Torun.  “Buruciye Şiir Antolojisi 2016” kitabından şairlerimizden seçtiğim mısraları sizlerle paylaşmak istiyorum. İyi okumalar.
“er oldur Hak yoluna baş oynaya
döşekte ölen yiğit murdar olur”
Yüzyıllar önce bu beyiti yazan Kadı Burhanettin, günümüzün Ömer Halisdemir’lerine bu ifadeleriyle selamlamış adeta.

 “özlemli fecir sarar ülkenin şafağım
yürür mana erleri, donanır dirilişe”

diyen Alim Yıldız Hocamız “Diriliş Gazeli” isimli şiiri ile ayağa kalkıp harekete geçmeyi, inisiyatif almayı önceliyor adeta istikamet gösteriyor.

“Kerkük şimdi hangi eşkıyanın koynunda
zihnimizde hangi takvimin namaz vakti doğrudur
oysa Kerkük İstanbul’un oğludur”
diyen şairimiz Alper Duran günümüzün Ortadoğu sorunsalına neşterlik bir cevap veriyor. Savaş içerisindeki Müslüman coğrafyasına dikkat çekiyor şiiriyle.

 “biriktirdim acıyı içimde acılar
kan gölü şimdi,
duvağını dedemin açtığı coğrafyalar…”
“Ortadoğu” şiirindeki mısralarıyla Bilal Tırnakçı kan ağlayan coğrafyanın resmini satırlarında çekmiş.

“herkesin tahmin edebileceği bir hamle bizim için yaşamak
sonrası haritada yerini en kolay bulduğumuz Ortadoğu
mısrasıyla ele aldığı “trende Türkiye sesleri” şiiriyle Cengizhan Konuş, biz Türkiye’nin yüreğine dokunmuş.

 “taş altında un ufak, dilimde yarım şarkım
kırk kapı, kırk oda, kırk makam, kırk masal
kırk dağ duruyor, kabuk altında yanmış”
Mısralarıyla Cengizhan Orakçı, geçen kırk senenin hasbıhalini yapıyor bizlere.

“coğrafi keşifleri kaçırmış büyük bir devletim havaya,
                 suya ve toprağa düşmeyen imgesiyim ben
kaçırılmış doğu ekspresi, kaçırılmış aklım, kaçak sigara,
                    kaçak göçmen.”
Mısralarıyla ruh halini İsmet Özel’e seslenerek betimlemiş şair Enes Yılmaz.

 “Ankara
Kan sesi. Uzun gece. Gölbaşı.
Allah dedin Ömer, orası iman, name-i hümayunu
bırakmadın elinden”
 “Kanlı Çiçek” şiiriyle 15 Temmuz’u can alıcı noktalarıyla işlemiş satırları Güven Adıgüzel.

“kelebek kanadında titreyişe hazırım
öylesine çaresiz ve öylesine ürkek
dokunsan buzlu bir cam gibi dağılacağım
sanadır her atışı kalbimin titreyerek”
mısralarıyla nazenin bir iç çekiçte bulunmuş hocamız Hüseyin Akkaya.

“katar katar kara trenler geçer içimden uzak diyarlara
en hüzünlü sözler düğümlenir boğazımda, incinir mi bilmem”
mısralarında İbrahim Yasak bir sonbaharın şiiriyle antolojide yerini almış.

“çokça uçak, kaç bacalar söndürür
türlü dümen, dünyamızda döndürür
çoluk çocuk demez küffar öldürür
yetimlerin sızısında adalet”
“Adalet” isimli şiirimde bende dünya Müslümanlarının bitmez tükenmez sorunlarına değinmeye çalıştım.

“en vahşi cihazlarla çektik kanını yerin,
bozduk tabiattaki o muazzam dokuyu”
İlyas Memiş, “Kuyu Gazeli” şiirinde daha çok insanlık adına bir özeleştiride bulunmuş.

“Meryem’ce bir suskunluk dudaklarımda kalan
Zeynebi haykırıştır, Hüseyni’ce direniş”
Bir taşla tüm dünyaya meydan okuyan fidan”
Kamil Çakar’ın, “Mescid-i Aksa” şiiriyle Müslümanlara seslenişini okuduk.

“halep’ten başlayıp babil’e uzanan yollarda
fırat’la dicle arasında durdum
gömleğinin yakasına iliştirdiğin adın
adımın yanında yakışmaya ayarlı
teni kavruk adam
başımı göğsüne yaslamama izin ver”
mısralarıyla Liya Zerya, ‘parça tesirli yemin’inde bulunmuş.

“sırrına mezar olmuş ikbal sahibi gönlün
buğulanmış yüzüyüz ki can aynasında
sevgili neredeyse oradadır sancımız”
mısralarıyla Mehmet Şamil Baş, aşkı, cefayı, sancıyı, vefayı taşımış şiirine.

“Rahş” şiirinin bir bölümünde Murat Soyak şöyle seslenmiş;
“gövdendeki denizde ipek dalgalar
zülfikar ile yoldaşlığın bildirilmiş
derin vadilerin uğultusu çizgi çizgi
inişler, çıkışlar ve ufuklar ötesi”

“kırka böldüm yüzümü yoldan geçtim acele
geceleri saymadım, gündüz hep aynı gündüz
sokaklara açılıyorum, harfler var
avucumda
nafile ibadetlerim var, güneş batmak üzere
içimden sonsuz bir Afrika geçiyor
kalıyor yerle gök, tam kırkın ortasında”
“Açılış Töreni” şiirinde Mustafa Uçurum’un seçtiğim mısraları.

“Önden giden atlılar” şiirinin bir bölümünde hikâyemsi anlatımıyla Osman Sarı;
“vardılar Kurtuba’ya
inmediler atından
gülle karşılandılar
ne güzel atlar bunlar
bunca yol çiğnediler
çiçek çiğnemediler
önden giden atlılar”

Raşit Ulaş, “büyümüşler için Şiir”inde, yaşanmış bir olay üzerinden örneklemiş şiirini.
“toprağa değmeyen çocuklar için de büyüdüm
ben güzelliği çamurlu kara lastiklerini
hastaneye girmeden çıkaran bir kadında gördüm
göğde uçan kuşa ayrılık vermesin diye
mevlasına türkü çığıran bir adamda”

Kitabın son şairi Ünal Torun’da “Yağmur Tanesi” isimli şiirinde sevgilinin bir portresini çizmiş.
“onu benim kadar tanıyamazsın
gözlerini güzelliğini saçlarını ne koktuğunu
bakışlarının hangi manaya geldiğini
ellerinde bulunan nasırları benlerini”

Yazımı Sivas Sultanı-Şair Âlim Kadı Burhaneddin’in güzel bir dörtlüğü ile sonlandırmak istiyorum. Kalın sağlıcakla.

“kendisini şeyh gören serdar olur
“Ene’l-Hak” davasını güden dâra çekilir
yiğit o kişiye denir ki Allah yoluna başını koysun
yatağında ölen yiğit murdar gider”

İlkay Coşkun
15.11.2016