9 Şubat 2026 Pazartesi

Evimin Penceresinden

 Evimin Penceresinden

“Evimin Penceresinden” Şair Atilla Akıncı’nın ilk şiir kitabıdır. Devir Yayınevi etiketiyle, 2025 yılının son ayında matbuat âlemine dâhil edilmiş. Toplam yedi bölümde tasniflenmiş, seksen iki şiirden müteşekkildir. Kitap, yüz kırk altı sayfa hacmindedir. Şiir bölümleri şu şekildedir; “Ruhumun Aynasında, Yaşadığım Yer, Tabiatla Beraber, Geçmişten Gelenler, İnsanlığa Haykırış, Çölde ve Kedilerim” şeklindedir. Kitapta yer alan şiirlerin bazılarının kimi dergi ve fanzinlerde yayınlandığını görmekteyiz. Aynı zamanda “Evimin Penceresinden” kitap ismi, şairin kitapta yer alan bir şiiri olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Kitabın, bölüm başlıklarıyla tasniflenmiş olmasıyla, şiir içeriklerinin bu minvalde kimlik kazanmış olduğunu söylememiz yerinde olacaktır. Şiirlerin ana tema ehramının tepesinde tabiat sevgisi yer almaktadır. Bu durum kitabın geneline sirayet etmiş gözüküyor. Ayrıntı olarak; “bahar, gül, yağmur, bülbül, sahil, deniz, vapur, dalga, ağaç, çöl” gibi anlatımları bunlara dâhil edebiliriz. Başka bir cihetten şiirlerin tamamı serbest nazım türünde ele alınmış konulu şiirlerdir. Şiirlerde temel malzeme, tabiat, çevre ve aile duyarlılığı taşıyan niteliktedir. “İnsanlığa Haykırış” toplumsal içerikli şiirlerini ayrı tutar isek diğer şiirler daha genel ifade ile pastoral bir tarzdadır. Ormanıyla, bitkisiyle, hayvanıyla tabiata bir rikkat ziyafetidir. Bunların hepsi bütünü tamamlayan destekleyiciler hükmündedir. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” eserinde dediği gibi “saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman ve ayarı insandır” Şeklindeki gibi bir bütünleyendir.

Şairin, şiire ve edebiyata bakışının şifrelerini, sunuş ve arka kapak yazısında görmekteyiz. Mesela şair, edebi ürünlerdeki kelimeleri şu şekilde tasvir etmektedir; “Havada asılı duran kelimeler, bir mıknatısın kendine doğru çektiği demir parçaları gibi hemen toplanıyor” (s. 15) diyerek olayı daha somut bir kavram üzerinden anlatmaktadır. Bu yazılanlar da yer alan, Yahya Kemal Beyatlı’dan alıntılanan güzel bir söz de şu şekildedir; “Şiir, düşünceyi duygu haline getirinceye kadar yoğurmaktır”

Şairin şiir dilini anlayabilmemiz adına bir kaç şiir mısraını buraya taşımak istiyorum izninizle. “...Gözlerin suretini/ Kalbim, siretini arar mesafelerde/ zaman gergefe işler/ mesafelerin nağmelerini/ tam da kalbimin süveyda noktasına diker/ terzi misali...” (s. 39), “Bir genç nida bıraktı yarınlara” (s. 52), “Bir Mevlevi gibi şehrin üstünde/ Hâlâ gözlerimin içine karlar giriyor/ Gözlerimin içinden karlar çıkıyor/ Karların da üstüne karlar var/ Kar taneleri birbirine yapışıyor/ Kar yağıyor şehre.” (s. 77), “Hafızam, yine oyun oynamıştı bana sahafta/ Ruhumu bıraktım, kimsesiz çınar yolunda” (s. 80) Gibi. Bunlarla birlikte “hoşhân, suzân, pruva, pupa, banliyö, hamili, mihnet” gibi kimi farklı kelimelerle de şiir içeriklerinde karşılaşmaktayız.

Şiirleri keyifle okuyabilme adına, eleştirel gözümü daha çok kısık tutmaya çalışırım genellikle. Ama yine de bir kaç hususa burada değinmek istiyorum. İlk şiir kitaplarının genelinde ola gelen fazla öznellik ve sadece birinci tekil şahıs (ben) üzerinden anlatımı biraz da olsa aşmak gerekiyor. Bu durum her ne kadar samimiyet göstergesi olsa da daha çok şairin kendisini anlatıyor hissini uyandırıyor. Daha çok ‘ben’ üzerinden bir tasvir ve mülahazalar bütününü imliyor. Geniş zaman üzerinden anlatımlar daha genele hitap edeceğinden, bu tercih daha uygun olacaktır. Bir de anlatımlarda nesre kaymalar olmaktadır. Belki de biraz daha imge kullanımına imkân vererek, nesre çok sık yönelme engelinin önüne geçilebilecektir. Böylelikle şiiri şiir yapan unsurların daha çok bir araya gelmesiyle şiirin tadı kıvama gelecektir.

Şairin hayatının bir bölümü gurbette (Almanya) geçmesi hasebiyle belki de şairin şiirleri daha öznel, daha kendine göçmen duruyor olmalı. Sonuçta kimi yaşananlar, insanın kolay kolay yutkunamayacağı, insanın boğazında taşıdığı yumrular taşıyacağı zamanlardandır. Gurbetle beraber az da olsa hüzün halini taşıyor olmalı. Ama daha ziyadesiyle renkli gönenç sahipliği daha çok kendisine yer buluyor. Böylelikle daha çok kötüye karşı bir muarız duruşta taşınmaktadır. Bunlarla birlikte şiirlerde yalınsılık (tevazu) hâli kendisine fazlasıyla yer buluyor. Ek olarak, şiirlerde mekânlar olarak daha çok şairin vakitlendiği yer olan İstanbul Beykoz geçmektedir. Bununla birlikte, Yeniköy, Kabataş, Karaköy, Florya, Sirkeci Garı, Boğaz, Emirgan, İstiklal Caddesi gibi birçok yeri de bunlara dâhil edebiliriz.

Öz olarak şair, şiirlerinde birçok yaşanmışlığı ve anıyı ayaklandırmaktadır. Aynı zamanda şairin ifadesine göre, hafıza denen gizemli kutu üzerinden rayihalar yayılmaktadır. Şair, aşı boyalı balkon zamanlarından bahisler aksettirerek bu durumu desteklemektedir. Böylelikle şiirler duygu olarak, yüreğe ve insana dokunan duyarlılıktadır. Şiirler mütevazı, malumatfuruşluk içermeyen sade ve samimi bir üsluptadır. Sonuçta her şair, her insan kendi kalbinin ekmeğini yiyecek ve kendi içine doğru yolculuğunu tamamlayacaktır. Her şair gibi Atilla Bey’de az çok eskiye kaside çizmektedir böylelikle. Bu minvalde konulu ve gayeli bir anlatım rotası üzerinden yol alınmaktadır diyebiliriz. İyi okumalar dilerim.


İlkay Coşkun
Papatya Dergisi
Sayı 20, Aralık Ocak 2026






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder