Eğer İçinizden Biri
“Eğer İçinizden Biri” Şair Şadi Oğuzhan’nın 2024 yılında Çıra Yayınları etiketiyle ikinci baskısını okurlarıyla buluşturduğu, üçüncü şiir kitabıdır. Yirmi iki şiirin yer aldı eser, altmış dört sayfa hacmindedir. Kitaba ismini veren “Eğer İçinizden Biri” ayrıca kitabın ilk şiiridir. Yazarın, öykü ve eleştiri türlerinde başka kitapları da bulunmaktadır. Benim de zaman zaman şiir okuma isteyim nükseder. Hele ruhuma, beynime, ahvalime uygun bir şiir kitabı buldum mu değmeyin keyfime. Bu eseri de işte böyle güzel bir zamanda edindim.
“Bu şiiri ben yazmadım/ savaşlar, depremler yazdı/ bu şiiri ben yazmadım/ hastalar, veremler yazdı/ Ferhatlar, Keremler yazdı” girizgâhı öncelikli olarak hoş bir şekilde karşılıyor okuru. Şiire önsöz niteliğinde, uzun uzun şerh edilebilecek güzel ifadeler bunlar. Şiirlerin yazılış serüvenine, şiirlerin mana temellerine vurgunun yapıldığı içten ve yalın bir anlatımla özetlenmiş şiirler adeta.
Kitabın ilk şiiri, “Eğer İçinizden Biri” şairin buldum dediği veya kaybettiği kimi kelimelerin, şiir mısralarının kritiğini içermektedir. Bu ilginçlikteki şiirde bir nevi şairin, şiirleriyle olanın üzerine eklemeler yapması veya bu inşa halinde esinlenmeye ve duygudaşlığa ses ve sözlerden bahisler sunmasıdır. “O, herkesin kim bilir geçtiği bir sokakta/ yürürken, şöyle birkaç kelime buldum/ ezilmesinler diye eğilip alıyorum/ belleğimde bir yere, bir kâğıt parçasına/ artık onların benim olduğunu sanarak” devamında düşürdüğü kelimelerden de bahisler şu şekildedir. “Yine dalgın ve telaşlı gidiyorken bir yere/ ya da eve dönerken, yani herhangi bir gün/ ben de bir şeyler düşürmüş olabilirim yolda/ böylece helalleşmiş oluyoruz değil mi/ eğer içinizden biri üstüne basmadıysa.” (s. 10) Bu şiirden anlaşılacağı üzere, “şiir, geçmişe atıflarla ilerler” düsturunca bir felsefe içermektedir. Böylelikle şiir anlamında her birikim, retrospektif bilgimizi büyütmektedir. Bir taraftan, bu şiirler vasıtasıyla şairin şiir anlayışının da ipuçlarını görmekteyiz.
Şiirlerde daha çok birinci tekil şahıs yani şairin sesi duyulmaktadır. “Aklımda, çırılçıplak kırbaçlanan bir mahkûm” (s. 36), “Bir düzensiz göçmen varsa, o benim” (s. 37) gibi. Bu bağlamda şairin şiirlerdeki sesinin daha çok duyulduğunu ve şiirlerin öznel bir gerçekliğe karşılık geldiğini de söylesek yanlış olmayacaktır. Şair, içindeki sesi daha çok yatıştırmış gözüküyor. Şairin şiir sesi dingindir. Şiirlerde ses ve ritim uyum içerisindedir. Başka bir ifade ile şair, gönül mahbesinde tuttuğu sesleri nazenin bir şekilde nakışlamaktadır. Kimi şiirlerde ses kırılmalarıyla ve mısra bölmeleriyle yeni bir ses oluşturuluyor. “Sessizce örgütlenen ırmaklar, bütün” (s.15), “soluklanıp soluklanıp başlamak beyaz” (s.17), “çocuklar okuldan dönüyordu tam/ arabalar, iş yerleri ve bütün” (s. 22) gibi.
Şair, kimi şiirlerinde mahzun bir ülkeyi veya hüzünlü bir portreyi çiziyor gibi. Mesela “vazgeçmek mümkün mü” şiirinin bir bölümünde şöyle seslenmektedir; “bir yolculuk bıraktım, anımsadıkça süren/ henüz tanışmadığım ülkenin sınırına/ kaç kere dolaştım oysa kim bilir/ önümde kocaman rüzgâr kuşları/ bir kapıdan, bir rüyadan geçerek” (s. 25)
Şiirlerde rüzgâr, meridyen gibi kimi kelimelerle bolca karşılaşmaktayız. Kimi ilginç kelimeler de şu şekildedir; duyulmayalıberi, çatlayavarsın gibi. Bunlarla beraber, Gambiyalı Modou, eskatologya, epizot, Felatun Bey, Rimbaud, Dekart, Kuvâ-yı Milliye, Endülüs, İstanbul gibi kimi kelime ve isimlerle de karşılaşmaktayız.
Öz olarak, şairin şiirlerinin çağrışımı yüksek, dizgisi kendine has bir üsluptadır. Şiirlerde az imge ve yalın anlatımla rafine edilmiş mısralar okumaktayız. Ama yalın anlatımla derinlikli önermelerde bulunulmaktadır. Şair, şiir mürekkebine, imge ve alegorilerle çok fazla su karıştırmadığını söyleyebilirim. Dekadandık içermeyen nazenin bir tavırdır bu. Şiirler, derinlikli ve kapalı bir anlatım üzerinde yol almış görünse de şiirlerin manası tamamen şairin karnında da değildir elbette. Konulu kimi şiirlerde sarihliği de görmekteyiz. Biz okurlar için bu güzel şiirlerden polen ve tat alabilmek için düşünmek, algılamak ve özümsemek gerekmektedir. İyi okumalar dilerim.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Sayı 147, Şubat 2026


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder