Yazar Halit Yıldırım’ın Hikâyeciliği
Yazar Halit Yıldırım, 2024 yılında, Yafes Kitap etiketiyle “Anahtar”, “Misafir”, “Rötarda Makas Değiştiren Hayaller” ve “Geç Kalan İtiraf” isimlerinde dört yeni hikâye kitabı yayımladı. Yazar, son yıllarda birçok romanını da okurlarıyla buluşturdu. Cengiz Aytmatov’un; “Büyük duyguları anlatmaya yetecek kelimelere gerek yoktur” dediği gibi. Biz yine de gerek bu dört hikâye kitabı gerekse de yazarın yazmış olduğu diğer hikâye kitapları üzerinden yazarın hikâyeye bakışını ele alalım istedim.
Yazarın; “Zamandan Kaybolan Adam” romanının “Zamanda Kaybolan” hikâyesinden doğduğunu anlıyoruz. Ayrıca “Muska” isimli romanın da aynı isimli hikâyeden vücut bulmuş olduğunu görmekteyiz. Başka bir ifadeyle özellikle bazı hikâyelerin sonlandırılmadığını bir yer de romana giden güzergâhta bir bölüm hüviyeti taşımaktadır. Bu bağlamda, yazarın hikâyelerinin kritiğini yapmak, romanları hakkında da fikirler verecektir.
Hikâyeleri muhteva ve teknik olarak iki başlıkta ele alabiliriz. Öncelikli olarak Halit Yıldırım’ın hikâyeleri herkesin anlayabileceği tarzda yazılmış ve daha çok gelenekten beslenmiştir. Bu duygudaşlıkla gelenek, geleceğe ışık tutacaktır. Hikâyeler tema ve motif olarak maneviyat yüklü Anadolu'yu ve Anadoluluğu barındırmaktadır. Türk-İslam medeniyet olgusu ve kültürel sınırları (biyopolitiği) çerçevesinde anlatımlar şekillenmektedir. Hakikat, tarikat ve marifet güzergâhındadır yazılanlar. Yaşadığımız bu fani hayatta, şeytan çevrintisi olmaktansa derviş ermişi olmak daha iyi değil mi sonuçta. Ahlak, vicdan ve irfan mektebi çerçevesinde yol alınmaktadır. İslami şuur taşıyan hikâyeler de diyebiliriz bunlara. Kıssa ve menkıbeleri de içerisinde barındıran bir izlektedir. Bu kıssalarda esrar çözen aşkınlıklar taşınmaktadır. Daha çok da kurgunun yanında yaşanmışlık eylemleri var. Yer yer hikâye içinde, başka bir hikâye anlatımlarıyla da karşılaşmaktayız. Bu anlatımlarda konunun bir benzerinin, asıl hikâyeye rücu etmesi ayrı bir dikkati celp etmektedir. Bu bağlamda faydacı (pragmatik) bir bakış açısı kendisini hissettiriyor desek yeridir.
Hikâyelere “Çorum, Yozgat, Ankara, Sivas, Tokat, Kayseri, İstanbul” başta olmak üzere Anadolu’nun birçok şehri mekânlık yapmaktadır. Bu şehirlerimizde geçen yer isimleri ise özel olarak; “Cağaloğlu Yokuşu, Dikmen, Bağlum, Bentderesi, bazı cami ve türbeler” şeklinde birçok ayrıntılara yer verilmektedir. Bu bağlamda hikâyelerde mekân bütünüyle Anadolu'dur desek yeridir.
Hikâyelerde karakterler, genellikle lakaplarıyla ve meslekleriyle birlikte anılırlar. “Dr. Ahmet, Sürüngen Hakan, Hacı Asım, Şükrü Hoca, Nuri Abi, Bekçi Haydar, Hıdır Çavuş, Ahmet Reis, Üfürükçü Âdem, Muhtar Kerim Ağa, Yücel Bey” gibi bir kısmını örneklendirebilirim. Anlatımlar da cezbelenmiş karakterler de yer almaktadır. Kıssadan hisse çıkaran karakterlerdir bunlar. Böylelikle çok değişik konuların hikâyeleştirildiğini görmekteyiz. “Muska, rüya, dini ve sosyal yaşam, bağımlılıklar, seksen ihtilali, köyler arası mera davaları, denizcilik, hac, hastane, dergâh, minibüsçü, kamyoncu” gibi hayatın içinden birçok konu hikâyeler de geçmektedir.
Hikâyelerde dikkatimi celp eden bazı bölümleri buraya taşımak istiyorum. “İnsanoğlunun binlerce yıllık rüya ve bunu anlamlandırma mirasına saygı duymaya başlamıştı” (Anahtar, s.9), “Hayat, boşluk kabul etmeyen bir deverandır” (Anahtar, s.26), “Onun makamı hiçlik, varlık ile âşıklık olur mu?” (Misafir, s. 37) Hikâyeleri konu dâhilinde desteklemek adına kimi alıntı sözlere de çokça yer verilmektedir. Bu bağlamda hikâyelerin bir tarafında didaktik bir tavır vardır. “Ecel mukadderdir, tagayyür etmez”, “Kadere razı olmayan kedere duçar olur” (Anahtar, s.27), “Kem âlât ile kemâlât olmaz”, “Bilen buldu, bulan kâmil oldu” Bunun gibi birçok alıntı söze çoğu hikâyelerde yer verilmiştir. Bunlarla beraber, tasavvufta, inancımızda, kültürümüzde yeri olan birçok terim anlatımlarda işlenmektedir. Böylelikle; “Bilmek, bulmak ve olmak” mucibince derinlemesine anlatım genişletilmektedir. “Kün turaben, bel hüm edal, esfel-i sâfilin, tavaf, say, tayy-i mekân, tayy-ı zaman, Ashabı Kehf, Harut Marut” gibi birçok isim ve terim anlatımlara dâhil edilmiştir.
Halit Yıldırım hikâyelerinde merak duygusu hep diri tutulmakta ve enigmatik çağrışımlara sık sık başvurulmaktadır. Sonuçta ilginçliklerle, simgelerle mücehhez sırlı bir âlemde yaşıyoruz. Heyecanı, gizemi taşıyan bu güzel hikâyeler, kendi iç dünyasını onarmaya çalışan bir okur için yeni fikirler sunmaktadır. Hikâyelerde tezyinat, teşbih ve müteşabih hal kıvamındadır. Okurun gönlünü zenginleştiren temler barındırmaktadır. Hikâyeyi hikâye yapan amil, okuru etkilemesinde, cezbetmesinde ve doyurmasında saklı değil midir? Nasıl ki her insan aynı zamanı farklı yaşasa da hayat her insana farklı farklı yüzünü göstermektedir. Öyle ki biz de savaşların ve hüzünlerin yaygın; rahatın ve huzurun mahdut olduğu bir coğrafya da yaşıyoruz maalesef. Bu hikâyelere bütüncül olarak baktığımızda, Anadolu’nun ve coğrafyamızın zorluklarına da şahit oluyoruz.
Mustafa Kutlu’nun “Aydınımız dindar olmaktan korkar” sözünün karşısında Halit Yıldırım, İslamiyet'i, kadim değerlerimizi sabite yaparak, Müslüman bir aydın kimliğiyle hikâyelerini, şiirlerini ve diğer bütün edebi türdeki yazılarını yazmaktadır. Başka bir ifadeyle tasavvuf, ilahi aşk güzergâhı ve kadim değerlerimizin ışığında güzel hikâyelere kalem olmaktadır. Yazılanlar, ocakbaşı hatıralarının tesbihini çekme samimiyetinde ve güzelliğindedir. Bütün bu yazılanlar, dünyanın kirini yüreğe değdirmemenin çabalarından biri olsa gerek. Hal ve gönül inşası sağlam bu güzel hikâyeler zamana ve metalaşmamış okura, incilerini tezyinatla sunacaktır. Türk-İslam Medeniyetinin mührünün vurulduğu güneş ülkesi Anadolu'muzdan sımsıcak samimi güzel hikâyeler okuyacaksınız. Buyurunuz efendim. İyi okumalar.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Sayı 134, Ocak 2025






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder