Kış Kitabı
“Kış Kitabı” Yazar Adem Turan’ın Çıra Edebiyat etiketiyle, Ocak 2026’da okurlarıyla buluşturduğu deneme kitabıdır. Yüz dört sayfa hacmindeki eser, “Kış Hâlleri” ve “Kış Günleri” başlıklarında iki bölümde tasniflenmiş olduğunu görüyoruz. Her iki bölümde de elli civarında yazı yer almaktadır. Kitap ismi olan “Kış Kitabı” Merhum gazeteci Ahmet Kekeç tarafından isim olarak verilmiş ve kitap, Ahmet Kekeç'e ithaf edilmiştir. Benim de okuma sıram da başka kitaplar olmasına rağmen, anlamlı olması babından ve kitabı daha iyi özümseme ile beraber hissiyatımın yüksek olacağını düşüncesiyle, Şubat ayının soğuk günlerinde okumayı yeğledim.
Kitap isminden de anlaşılacağı üzere, deneme yazıları hem kış mevsimi üzerine hem de kış ayında yazılmış olan yazılardan müteşekkildir. Eserin ana ehramının tepesinde kış mevsimi bulunmaktadır. Yazıların içeriğini en iyi şekil de Şeref Akbaba, takdim yazısında şöyle özetlemiş. “Gündelik hayatın içinden kesitler ve tarihi anekdotlar içeren metinler” olarak nitelendirmiş. Devamında da “Metinler, kış sertliğiyle değil berraklığıyla konuşur" şeklinde devam edilmektedir.
Kış; suyun dallardan, yapraklardan çekildiği zamanlardır. Kış, bungunluğu ile beraber pencerelere ve kapılara hücum eden soğukları taşımaktadır. Ama daha çok bereketi, sımsıcak yuvaları barındırır. Griliği, sisi, boranı da taşısa da bahara açılan bir kapı hüviyetindedir. Kış, yorgun kalabalıkları bünyesinde misafir eder bir taraftan. Kış, karla birlikte yaşanılan en güzel masal mevsimidir. En azından bir zamanın çocukları için uzun kış gecelerine gelen devler, cüceler, sultanlar, şehzadeler, eşkıyalar ve yol kesen haramilerle dolu güzel masalları barındırır. Çay servisleri eşliğinde muhabbetin zirve yaptığı günleri içerisinde her zaman taşımaktadır. Sonuçta çay, muhabbetin en muhteşem tetikçisidir. En azından bir dönemlerde maşınga da denilen kuzine sobaların hayatımızda olduğu güzel zamanları hatırlatır. Aynı zamanda kış, bütün nebatat ve canlılar için bir silkelenme ve ığralanma zamanlarıdır. Kar bereketin yanında, mesela Afrika için “kar getirmiş kadar oldun” sözü gibi büyük bir kıymettedir. Kış, uyku halindeki bitkileri, hayvanları ve hatta insanları temizleyip paklayıp bahara hazırlamaktadır değil mi? Ayrıca bu kış zamanları, içimizdeki yaraların ve güzelliklerin fokur fokur kaynadığı zamanlardır bir taraftan.
Eserde dikkatimi celp eden bir kaç hususu burada serimlemek istiyorum izninizle. Yazar, anlatımlarının önemli bir bölümün de çocukluğuna doğru bir yolculuğa çıkmaktadır. Öyle ya çocukluk çağı her insanın ana yurdu değil midir? Öyle ya çocukluk tilmizleri olmayan bir saflıkta yaşanır. Bu yolculuklarında cenk hikâyeleri, gazavatnameler, Siyer-i Nebi anlatımları, Hz. Ali ve Hz. Osman’ın şehadetlerinin anlatımları uzun kış gecelerine yoldaşlık yapmış olduğunu görmekteyiz. “Ağbi, yeğnileşmek, bağçe, dığıl dığıl” gibi bazı kelimelerin kullanımı da dikkat celp etmektedir. Kış mevsiminin muhayyile ve melankoli haline de bolca vurgular yapılmaktadır şeklinde uzunca bir liste yapmamız mümkün.
Yazar, yazılarında birçok tanıdık yazarla yaşadıklarından ve yol arkadaşlıklarından da bahisler vardır. Bu isimlere bir bakacak olursak; “Şeref Akbaba, Şakir Kurtulmuş, Hüseyin Akın, Ahmet Kekeç, İbrahim Eryiğit, Hüseyin Atlansoy, Mehmet Tepe, Metin Önal Mengüşoğlu, Cihan Aktaş, Arif Ay, Bilal Can, Ethem Erdoğan, Recep Garip, Özcan Ünlü, Müstakim Haksal” gibi isimleri ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim.
Kış anlatımlarında yer yer bilgi kırıntılarıyla da karşılaşmaktayız. Mesela 22 Aralık- 30 Ocak tarihleri arasında yaşanılan kırk günlük zaman dilimi ‘zemheri’ veya ‘erbain’ zamanları olduğu notu düşülür. Zemheri kelimesi de, Arapçada kış anlamına gelen ‘zem’ kelimesi ile Farsça ‘uğultu’ anlamına gelen ‘harir’ kelimesinin birleşiminden geldiğini öğreniyoruz. Başka bir bilgi de 31 Ocak’ta başlayıp elli gün sürdüğüne inanılan, atalarımızın nitelendirmesiyle ‘hamsin’ günleridir. Tabiatı çok iyi tahlil eden akîl ve bilge vasıfları olan atalarımız bunun gibi birçok tespitlerde bulunmuşlardır. “Erbain tepeden gelir, hamsin yandan vurur”, “Akyel esti mi korkulacak bir şey kalmaz. Kışın işi bitmiştir” şeklinde. Yazar, “Kış Günleri” kitap bölümün de kimi tarihi yaşanmışlıklara, anekdotlara da yer vermektedir. Bunlara bir örnek verecek olursak; 16 Aralık 2008 tarihinde Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi’nin George W. Bush’un basın açıklaması sırasında “Bu sana veda öpücüğü köpek” demesi ve ayakkabılarını başkana fırlatma hadisesidir. Bunun gibi kışın yaşanmış birçok hadiseyi biz okurlara hatırlatmaktadır.
Son tahlil de yazar diyeceklerini yormadan, samimi ve içten bir anlatımla söylemektedir. Denemelerin daha çok öyküleştirilerek ele alınmış olduğunu söylesek yeridir. Kış anlatımlarında yer verilen birçok ismin olması ve olaylar üzerinden şekillenmesi hikâye tadını vermektedir. Yazar, bilinçaltı olarak, kış anlatımları üzerinden okurun, kabuğu aşıp da öze ulaşmasını ve görmesini de arzulamaktadır. Kış hem doğum gibi bilinmezden bilinene taşırken hem de ölüm gibi bilinenden bilinmeyene taşınan gizemleri de içinde barındırmaktadır. Misal, tohumun çürüyerek bir nevi ölümünü de tohumun tekrar hayat bulmasının da evrelerine benzetilebilir. Görüntüde, dalından koparılmış bir dalın çürümesine şaşırmamakla beraber, her kış ayıyla, her mevsimle beraber yara yara da olsa yâre ulaşılması arzu edilir.
İlkay Coşkun
Şehir Defteri Dergisi
Nisan 2026, sayı 22





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder