23 Eylül 2026 Çarşamba

Uzak

“Uzak” Şiirleri Üzerine Derkenar

“Uzak”, Şair Yavuz Yedek’in Ağustos 2026’da Çıra Kültür etiketiyle matbuat âlemine dâhil ettiği ilk şiir kitabıdır. Şairin ifadesiyle eser, “ilkotuzüç” şiirden müteşekkildir ve elli altı sayfa hacmindedir. Ayrıca kitabın ismi olan “Uzak” aynı isimli şiirle kitapta misafir edilmektedir. Ayrıca, Yavuz Bey’in, babası olan Halk Ozanı Şair Gülnuri Yedek’in şiirlerini derlediğini biliyoruz.

Şiirler de daha çok insan, mesafe ve şehir olarak tematize edilen konulardan başka öne çıkan başka temler şunlardır; “çocukluk, özlemler, anne, kayıplar, hayatı sorgulama, eylül, güz, bahar, aynalar, ölüm, hayaller” şeklinde uzunca bir liste yapabiliriz. Mesela “Uzak” isimli ilk şiirin final bölümü şu şekilde nihayetlendirilmiş. “define avcıları şehri kazarlar/ kaçak/ insanın beyninde bütün kazılar/ bir de mezarlar mezarlıklarda/ insan, insanı gömer/ hayata en yakın anlar/ hasrettir bütün yollar sonsuzluğa/ ve şehirler puslu kalır aynalarda” (s. 8)

Şairin, “Gülistan” isimli şiiri hece, diğer şiirleri serbest formda yazılmıştır. Şiirlerdeki iç kafiye ile şiirlerin okuma ritmi; şiir okuma keyfiyetini bidayetle artırmaktadır. Şairin dili akıcıdır. Sözü yormadan, kasmadan söyler şair. Şiirlerin sesi çok yüksek olmasa da kısık da değildir. Şiirlerde yalınlıkla beraber derin bir anlam bütünlüğü dikkat celp etmektedir. Şairin çok fazla imgeye başvurmadığı görülmektedir. Bu yalınlıkla beraber, şiirlerin yükünü bizatihi şairin kendisinin almış olduğunu söyleyebiliriz.

Şiirlerin birinci tekil şahıs ve hitap üzerinden işlendiğini görmekteyiz. Kadim kültürümüzden ve klasik edebiyatımızdan gelen kimi isimlere göndermeler de bulunulmak da ve benzetmeler yapılmaktadır. “Habibi Kibriya, Hz. İbrahim, İsmail, Âdem ile Havva, Azrail, Hâbil, Hızır, Yunus, Veysel, Hacı Bektaş, Meryem, Molla Fariz, Züleyha, Korkut, Sevr Dağı, İstanbul, Mısır, Bedir, Hendek” gibi ilk aklıma gelen isimler olarak sıralayabilirim. Şiirlerde az da olsa farklı, az kullanımda olan bazı kelimelerle de karşılaşmaktayız. “Melâmi, (Tasavvufta bir sufî topluluk olan Melâmilik anlayışına bağlı olan kimse), henna (kına ağacı), depan (ileri, gelecek), karkat, (katgat’ta denen çalı türü bir ağaç), mahbûp (sevgili, sevilen kimse)” gibi sıralayabilirim.

Şair, yer yer şikâyetlerini ve serzenişlerini şiirlerine aksettirmektedir. “...işi gücünde herkes/ ölü eti yer saksıda çiçekler/ akvaryumu kedi içti/ muhabbet kafesten kaçtı/ huzura giden yaşlıların sedirine oturdu itler/ aldatmayı da aldattı/ insan olmayı atlatamayanlar/ mama kaplarında merhamet/ sadaka asansör düğmelerinde” (s. 31) Şairin şiir dilini daha iyi kavramamız adına, “Hızır” isimli şiiri buraya taşımak istiyorum izninizle. “susalım şimdi/ kurt sansın kendini uluyanlar/ biz demini almadan devirmeyiz küpleri/ ayık gezmek İbrahim’den mirastır/ şaşırmamak Hızır’dan/ Yunus’tan ısrarımız// devri bitti devirmenin/ suyu gitti değirmenin// Hacı Bektaş pir oluruz/ hem Melâmi sır oluruz/ bin dirilir bir ölürüz// susalım şimdi” (s. 9)

Bir edep göstergesi de olan ‘az konuşmak, susmak, sessiz olmak’ tasavvufta da yer almaktadır. Birçok şiirde bu telkinle karşılaşmaktayız. Şair, sesi alçaltıp kısarken, sözü yüceltip yükseltmeyi amaç edinmektedir. Şair sık sık “susalım şimdi” telkinlerinde bulunur. Mesela “Suskun” şiirinin bir bölümü şu şekildedir; “sessiz kalmaktır/ hayat/ sessizlik güçtür, bu yüzden/ güçlüler susar/ bilir/ tarumar eder insan, bildiğini/ tüketir/ bundandır susan güçlüdür/ sömürülmemiş/ küçülmemiş.” (s. 12) Şair susmayı sultan mertebesinde de görmektedir. “ve bütün dillerde susmayı/ öğrendiğinde/ başlarsın konuşmaya/ sen marifetli hür bir sultansın” (s. 19) Hatta şair suskunları bir sınıf olarak da addeder. “büyücüler, şairler ve suskunlar” (s. 30) Bunlar gibi çoğu şiirinde “susmak, sessiz olmak” önemli bir meziyet olarak karşımızda duruyor.

Şiirler, gidişleri, uzaklıkları içerisinde barındıran bir ömrün hikâyesini anlatıyor gibi. Şehirlerde yaşayan modern insanın kaoslarını yansıtan, topraktan, maziden uzaklaşmalarına serzenişler içerir. Göç olgusu ile beraber, insanın kendisinden, doğduğu yerlerden uzaklaşmasını ve arayışlarını izleyerek uzağa gidişleri tasvir ediyor. Çocukluk olgusu ile beraber, çocukluk aklından daha çok hayal vurgusu taşınıyor. Yolda olmuşluktan ziyade gidilen yere varmış olma üzerindedir anlatımlar. Bütün bu şiirler serimlenirken, şairin öznel gerçekliğine yönelik ipuçlarını da bulmaktayız.

Son tahlilde şair, modern bir söyleyişte ve sufi bir duyarlılıktadır. Her ne kadar şiirlerde tasavvuf umdeleri, öğretileri çok belirgin bir şekilde yer almasa da insanın tekâmülünde büyük yere sahip olan hikmet, irfan ve tasavvufun izleriyle karşılaşmaktayız. Şair, aklın ve yüreğin hükümferma ettiği bir anlayışla doğrudan hak ve adalet üzerindedir. Bu minvalde şairin ümidi ve şükrü her daim yakınında bulundurduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca şair, dünyayı bir yenilgi makamı olarak da görmektedir. Şiirler, Allah’a kulluk bilinci ile Müslümanca bir duruşu da karşılamaktadır. “ya bedi’ essemavati ya Hayy ya kayyum”, “öp beni alnımdan sen öp seccadem” gibi ifadelerden. Bu bağlamda şairin şiirlerini yer yer rindane bir tavırda olduğunu da söyleyebiliriz. İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.

İlkay Coşkun
02.11.2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder