Türkçe Sevdamız
Dünyanın dört bir yanında Türkçe konuşan birine rastladığımızda sıcacık bir duygu salınır yüreğimize. Dinimiz ortak olmasa dahi illaki aramızda ortak bir şeyler bulmaya çalışırız ve buluruz da. Dil ortak paydamız da kültürümüzün, düşünce ve algımızın yakınlığına şahitlik ederiz. Türkçemiz, ortak bir bayrağımız ve sancağımız oluverir birdenbire. Yazı dili olarak bin beş yüzlü yılları, konuşma dili olarak da beş binli yılları devirmiş bir medeniyetin temsilcileriyiz. Eski bir medeniyet dili olan Türkçemiz aynı zamanda bir imparatorluk dilidir de. Dünya da her ne kadar iki yüz yirmi milyon Türkçe konuşan insan olduğu söylense de gerçek rakamın bundan çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Dünya da Türkçeyi konuşur sayısı bakımından beşinci sırada olduğunu ve daha ön sıralara da yükselebileceğimizi de görmemiz gerekiyor.
Dil, güzel sözü ve düşünceyi betimler. Yaşantılara, kültürlere sözcülük yapar. Ağızlar ballı, laflar bereketli olsun istenir. Öyle ya dünyanın sonuna değin kimi kelimelerin yaşayabileceğine inanılır. Bu kadar uzun yaşayabilme ne büyük bir kısmettir. Bu bağlamda yaşayan bir varlık olarak dil, var olma metedololojisinin içerisinde önemli bir yere sahiptir. Âşık Veysel’in, “Ben giderim, sazım sen kal dünyada” sözünde ki türküler, sözler hepsi de dilimizin birer ürünü değil midir? Dil değince Türkçe değince Türkçenin süt dişleri olarak bildiğimiz Yunus’u unutmamak gerekir. “Keleci (söz) bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz/ Sözü pişirip, işini sağ ede bir söz/ Söz ola kese savaşı, yağ ile bal ede bir söz” Konfüçyüs'e göre dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamayacak, düşünceler de iyi anlatılmazsa işler hakkıyla yapılmayacaktır. Görevler de gereği gibi yapılmazsa töre ve düzen de olmayacaktır. Adalet bozulacak ve halk ne yapacağını şaşıracaktır. Yani birbirine bağlı zincirleme bir sona doğru gidilecektir. Eflatun'un dediği gibi “Düşünce dilden, dil düşünceden doğar” sözü gibi kıymete haizdir dil konusu.
Asya’nın geniş steplerinden, en kuzey ve doğudan başlayıp Balkanlar hatta Avrupa’nın içlerine değin uzanan Türkçemizin gönülde ve işte birlik için ne kadar kıymetli bir araç ve harç olduğunu görmemiz gerekiyor. Türkçe konuşanlar arasında farklılıkları da gözeterek dil ve alfabe birliğine yönelik hipotetik ortak bir tavır sergilemekte bu bağlamda önem arz etmektedir. Türk birliği ve milli birliğin de özünü ve esasını oluşturacaktır aynı zamanda. Hangi dil hangi ağız olursa olsun dilin aslına ve hakikatine uygun olan çalışmalar, müdahaleler daha kıymetli olacak ve kabul de görecektir. Dil, kendi kuralları çerçevesinde, kalem ve kelâm faaliyetleri ile geliştirilmelidir. Dil, sunilik yapaylık kesinkes kabul etmeyecektir. Dil konusunda fikri anlamda farklı yaklaşımlar vardır ve olacaktır da. Önemli olan bu fikirlerin genel kabul görmesi ve ayakları yere basan doğru tercihlerden olmasıdır.
Dil ve düşünce dünyamızda önemli yeri olan etimoloji çalışmalarının kıymetini iyi etüt edip kelime uydurma ile kelime türetme arasındaki farkı iyi görmemiz gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi dilde de uygulamanın kuramdan önce geleceğini görmeliyiz. Dile, literatüre sokulmaya çalışılan her kelimenin, dilcilerin, akademik çevrelerin, şair yazar ve kültür insanlarının süzgecinden geçmesi, benimsemeleri dilin de ömrünü uzun kılacaktır. Dilin uygulama alanlarını ve bunlardan alınan sonuçları iyi etüt etmemiz gerekiyor. Bir de yeni Türkçe öğrenenler, yemek kültürümüzü, müzik ve sinema gibi birçok değerimizi de beraberinde öğrenirler. Bizi biz yapan değerleri, düşünme, algı, bakış açısı ve dini hayat gibi birçok yünümüzü de öğrenmeye çalışırlar. Ancak bütün bunlar, dili öğrenmekle vuku bulmaktadır.
“Her şeyin başı dildir ve her şey dil ile vardır” demek kadar önemlidir lisan konusu. “Kamusa uzanan el, namusa uzanmıştır” diyen Cemil Meriç gibi daha üst perdeden bakmak gerekiyor belki de. Ve “Türkçem, benim has bayrağım” diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi dili bayraklaştırmak gerekiyor. Dile bakışımız, ata kültürüne, yaşantısına ve düşünce yapısına müntesip bir duyarlılıkta olmalıdır. Böylelikle geçmişle gelecek arasında bu bağı hep diri tutabilelim. Türkçe düşünen ve Türkçemizi yaşatanlara selam olsun.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Ekim 2026, sayı 155
.jpg)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder