“Şimdi Ne Olacak” Hakkında Derkenar
“Şimdi Ne Olacak”, Yazar Mehmet Kahraman’ın, Şubat 2025’te, Çıra Edebiyat etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu deneme kitabıdır. Otuz dört yazının yer aldığı kitap, yüz elli sekiz sayfa hacmindedir. Çok çeşitli konulara temas edilen kitap içeriğinde öğretmenlik, eğitim, gönül, birey, toplum, tüketim çılgınlığı, hayat, savaşlar, sıkıntılar, bilim, dil, şiir, kimi şair ve yazarların kitapları konu edinilmektedir. Yazar, bütün bu kapsamlı konularda düşünmeye sevk eden farklı fikirler serdederek, konuları daha şümullü irdelememize imkân sağlamaktadır.
Ayrıca yazar, edebi kimi konulara farklı ve hermenötik açılardan da bakar. Yazarın bunlara yönelik söyleyecek sözleri vardır. Şöyle ki “Savaş, evet savaş, bir diriliş savaşı. Bir bengisu savaşı. Bengisuyla diriliş ve bu dirilişe çağırış savaşı. Ölüş için değil, oluş için savaş” (s.21) Yazarın çok kıymetli bulduğum başka bazı tespitleri de şu şekildedir; “Bilgi çağında asıl, bireysel donanım çağı özelliği öne çıkacak” (s.11), “ya, söz konusu olan varlık, küçüklüğünden değil de gözümüzün gönderdiği ışınları yeniden gözümüze göndermediği için algılayamıyorsak?” (s.71), “En kısa bir tanımla eleştiri, bir tutarlılık araştırması olarak anlaşılmalıdır” (s. 109) Gibi.
Mesela yazar hayata, eşyaya bakışı şu şekilde ele alır ve sorgular. “Bir insan, konuştuğu yüz cümlenin sekseninde eşyaları söz konusu ediyorsa, bu insanın kafası ve yüreği yüzde seksenlik bir oranda eşyalarla dolu demek değil midir? İşte hayat bizi böyle böyle çalıyor.” (s.42) Yazara göre yaşamak, öylesine, gelişine göre yaşamak değildir. Savaşlardan beri, nesnelerden daha derin yaşamak daha güzel bir edim olacaktır. Yazılarda alıntı kimi şiirlere ve içeriği destekleyici sözlere de yer verilmektedir. “Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız.” (s. 21- şair sözü), “Hangi günü gördün akşam olmamış” (şair sözü), “Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir/ Kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa/ Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa/ O şehirden öç almanın vakti gelmiş demektir.” (İsmet Özel’in ‘Esenlik Bildirisi’ şiirinden), “Gönlü olan çoban tekeden süt çıkarır/ Gönülsüz köpek sürüye kurt getirir”, “Ben hiçbir yere sığmam ancak mümin kimsenin kalbine sığarım.” (Kutsi Hadis), “Şair, toplumundan iki yüzyıl ilerde ve ötede” (Sezai Karakoç)
Yazar hem bazı kavramlara yeni açılım getirmekte hem de yeni mülahaza ortamları oluşturmaktadır. Bunların birkaçına değinecek olursam; mesela Fuzuli’nin Leyla vü Mecnun mesnevisini bütün yazım tekniğiyle ve anlatımıyla birlikte bir roman türü olarak görmektedir. Hatta Şeyh Galib’in ‘Hüsn ü Aşk’ını da bir roman özelliği gösterdiğini savunur. Bu bağlamda roman tarihimizin bilinenin aksine çok daha gerilerden geldiğini söyleyerek, batı romanından iki üç yüzyıl daha öncesinden başladığı tezini ortaya atar.
Yazar, anlatımlarında farklı ve arkaik kimi kelime kullanımlarıyla da okura sözlük kullandırmaktadır. “Biteviye (sürekli, durmadan), uvertür, öleyazmak, hasredmek (tahsis etmek), tekemmül (tamamlanma), mahut (bilinen), enikonu (iyiden iyiye), tarassut (gözetleme), dereke (aşağı derece), taklar (şenliklerde çiçekli kemer), kadidleşmek (aşırı zayıflamak), musahabe (görüşme, söyleşi), agora (antik Yunan'da meydan, pazar yeri) gibi.
Son tahlilde yazar, “Şimdi Ne Olacak” kitap isminde olduğu gibi anlatımlarında sık sık sorgulamalarda bulunur. Devamında sualleri sorar ve cevaplar bulmaya çalışır. Anlatım dahlinde eleştirilerini de serdeder. Getirdiği çoğu eleştiri, mütenasip değerlendirme güzergâhındadır. Maalesef ki savaşlar, zamanın yıkıcılığı, batılılara öykünmeler gibi çok çeşitli sorunlarla iç içe yaşamaktayız. Hatta kimi galat-ı fahişler ile kimi galat-meşhurlara varıncaya kadar fikir jimnastiğinde bulunmak gerekir. Aynı bunlar gibi dünyamızda inşa edilmiş olan kanonik yapılara karşı itirazlar hep olagelmektedir. Bütün bu anlatılanlarda ki öz, düşünce dünyasını büyütmek için duyguları köklendirmek ve gönül zenginliğini artırmak gerektiğinin altını çizer. Ve bunun yol ve yöntemleri gösterir bizlere. Bunun için de insanın hem içine doğru hem de çevresine doğru uzun bir yolculuğa çıkması gerektiğine inanır. İnsana hep eksik olduğunu hatırlatan ve oburluğa sevk eden modern denen bu dünya ile de baş etmek ancak böyle böyle mümkün olacaktır. Bir taraftan da düşmemek için ilerlemesi gereken bir bisikletli gibi olunması gerektiğinin de altı çizilir. İyi okumalar.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Ekim 2026, sayı 155





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder