Yatılı Okul Yılları (Seksenler - Meteoroloji Meslek Lisesi) – İlkay Coşkun
Lise yılları, çocukluktan gençliğe geçişle beraber daha çok ergenlik dönemini içinde barındıran dört yıllık geniş bir zaman dilimini içermektedir. Bu yıllar hele yatılı okunduğu zaman dolu dolu vakitleri barındırmaktadır. Aynı zamanda çokça mücadeleleri de içerisinde taşımaktadır. Gerek derslerdeki zorluklar gerekse de üniversiteye hazırlık yıllarının içinde olması bu yılların önemini oldukça artırmaktadır. İnsan, bu geçmiş günleri yani maziyi düşündükçe bir sürü hatırası ayaklanmaktadır. Öyle ki lise yılları hayatında yaşadığımız bazı detaylar hep hatırımdadır. Bu yıllarda yaşanılanlar, insanın yüreğinde ırmaklar gibi göllenmektedir. Özellikle bazı lise arkadaşlarım o yıllardaki yaşadıklarını bu gün yaşıyormuş gibi anlatmaları beni bir hayli heyecanlandırıp hayrete düşürmektedir.
“Liseyi kazandı” belgesinin elime geçmesiyle, babamla Ankara’ya ilk yolculuğumuz ve okul kaydımın yapılmasını dün gibi anımsıyorum. O yıllarda Ankara’da yakın kimsemizin olmamasından dolayı veli olarak bir köylümüzün imzasının alınması... Yatılı okula girişle birlikte zorunlu dört yıllık hizmet için gerekli olan imzaların ve kefillerin bulunması gibi meşakkatli ama bir o kadarda heyecanlı bir çabanın sonunda okul kaydının yapılması ile devam eden bir süreç. İlk heyecanlar, ilk gri pantolonlar, mavi gömlekler, üç yüzü aşkın öğrencinin tek tip giyinmesi, terzilerin elbise ölçülerimizi almaları bu gün gibi hatırımda. Okulda, aylık olarak azda olsa maaşımız dahi vardı. Her ay, çantayla görevlinin gıcır gıcır harçlıklarımızı dağıtması ne güzellikti. Sabahları askeri içtima gibi avluda toplanmalarımız, okul müdürümüzün uzun uzun nasihatleri, yaramazlık yapanların kusurlarının ifşa edilmesi, saç kontrolleri, giysi kontrolleri derken tam bir seremoni idi yaşadıklarımız. Öyle ya yatılı okullar, insan temelli malzemenin daha da şekil aldığı güzide eğitim kurumlarıydı sonuçta.
Özellikle yatılı okulun ilk yıllarında ağlamalar, sızlamalar ile beraber özlem halinin duygudaşlığını daha derin yaşamaktaydık. “Aşil’in topuğundaki zayıf nokta” benzeri nazenin bir durumdu bu. Hatta yorgan altı ağlamalarına şahitliğimiz olmuştur. Dört yıl boyunca her tatil ve bayram öncesi sevdiklerimize kavuşacak olmanın gönenciyle neşelenirdik. Sabah bir, akşam iki ders etüdümüz vardı. Genelde üst sınıftan öğrenci arkadaşlar, sınıfın başında belletmenlik yapar, nöbetçi hoca, koridorlarda fink atarken ders çalışmamız sağlanırdı. Bu etütlerdeki gizli sohbetler, çizgi roman okumalar, ders çalışıyor numaraları, uyumalar ve başka nice kaytarmalar vardı hepimizde. Pür dikkat ders çalışan arkadaşlarımız her zaman olmuştur. Onların hakkını da yemeyelim.
Teneffüslerde ve akşam dersten sonraki boş zamanlarda okul bahçemizde volta atardık. Döne döne geniş okul bahçesini bilmem kaç kez sohbet ederek turlamışızdır. Önümüzden geçen zengin arkadaşlarımızın tank gibi yürüyen koca koca pahalı ayakkabılarını dilimize dolayarak sohbetler ederdik. Ana tema okul, ders, anılar, kızlar vs. olurdu herhalde. Tellerle çevrili idi bahçemiz. Üst katta yatakhaneler, alt katta sınıflar ve sosyal bazı mekânlar, spor salonu, konferans salonu vs. mekânların olduğu yan binalar vardı. Okulu çevreleyen tel örgülü duvarlarda gösterdiğimiz cambazlıkların, yiğitliklerin haddi hesabı yok gibiydi. Hatta tel örgülere karşı ün yapmış arkadaşlarımız vardı. Dışarı kaçışlarımız, yoklamalarımız, nöbetçi hocalarla, nöbetçi arkadaşlarımızla mücadelelerimiz vs. nice curcunanın biriktirdiği anılar.
Üst sınıflara terfi ettikçe sigara içenler çoğalırdı. Sigara içenlerin, hocalarla köşe kapmacaları, zaman zaman yapılan sigara aramaları, özellikle tuvaletlerde sigara içenleri yakalamalar ve arkasından yaşananlar. Ben, hiç sigara içmediğimden dolayı pek sıkıntı yaşamadım ama sigara içilen ortamlarda bulunmam nedeniyle ufak tefek sıkıntılar yaşamışımdır. Bu anlamda okul bahçesinin bazı kör noktalarında sigara içenleri, hafiye hocalarımızın kovalamacaları her zaman olmaktaydı. Çarşı izninde öğretmenlerimizin, sigara içenleri görmeleri ve bunun sonucunda yaşanılan trajikomik olaylar...
Seksenli yılların ikinci yarısına denk gelen zamanlarda, biraz da özenti haliyle olsa gerek gelişen bir futbol ve break dans hali vardı üzerimizde. Milli takımımız ve spor kulüplerimiz o yıllarda dışarı da yeni yeni başarılar kazanmaya başlamışlardı. Heyecanlı bir şekilde topluca maçları televizyonda izlerdik. Eğer yendiysek, okul tel örgülerine yönelip en azından bazılarımız okulun dışına kendimizi atardık. Nöbetçi hocalarının bizleri zapt etmede gösterdikleri gayretlerini gözlerimizin önüne getirelim. Bu yıllarda başlıca eğlence aracımız televizyondu tabi ki. Meşhur televizyon dizilerimiz ve televizyonu kapma noktasındaki kavgalarımız hep olurdu. “Hayat Ağacı” isminde yabancı bir televizyon dizimiz vardı mesela. “Küçük Ev” dizimiz, Pamela Anderson, Samantha Fox daha kimler kimler yoktu ki. Pazar günleri öğle saatlerinde başlayan Hikmet Şimşek Şefliğinde başlayan klasik Müzik programı ve toplu bir şekilde televizyondan kaçışlarımız…
Bu kadar hareketli, ele avuca sığmayan erkek lisesinde dayak olayları da yok değildi elbette. Bu konuyu bipleyerek diğer güzel konularımıza geçelim istiyorum. Enerjik, ele avuca gelmeyen biz gençler için yemek, yemekhane her zaman önemliydi. Sabahları kahvaltıda ağzı, dili kavuran metal bardaklarda ikinci bardak çayı içebilmek için çok çaba sarf etmişizdir. Sekiz kişilik masalara on-on iki bardak gelen demlikler konulurdu. Sekiz kişilik margarin yağı, reçel, bal, peynir, zeytin günlere göre paylaştırılırdı görevli öğrenciler tarafından. Bu paylaştırmalar zaman zaman çok da adil olmazdı. Sekiz kişilik masada ikişer kişi beraber kahvaltı yapardı. Yanınızda olan arkadaşınız kahvaltıda yemekleri seçerek yemesi birçokları için önemli bir avantajdı. Öğlen ve akşam yemekleri sıra ile alınır ve istediğimiz yere otururduk. En güzel günümüz rosto, tavuk, köfte gibi daha çok et yemeklerinin olduğu günlerdi. Bazı zamanlar, kalan yemekleri sonlarda tekrar alma fırsatımız doğardı. Ekmek arasına koydurduğumuz yemekleri, köfte vs. daha sonra yemek için sınıftaki küçük kişisel dolabımıza koyardık.
Ankara Hipodromunda Kenan Evren selamlamaları ve asker gibi öğrenci yürüyüşlerimiz olurdu. Darbeci Kenan Evren karşısında isteklice yürürdük her 19 Mayıslarda. Ankara’da yaşayıp da Gençlik Parkı serüveni olmayan insan yok gibidir o yıllarda. Hafta sonları Gençlik Parkı’na gidip de son paramızı lunaparkta harcadığımızdan, bir saati aşkın Keçiören okul yolunu yürüdüğümüz zamanlar olurdu. Kız öğrencilerinden tamamen arındırılmış erkek lisesini yatılı okumanın avantajı ve dezavantajları fazlasıyla vardı elbette. Kız arkadaş edinme dürtüsünü dört yıl süresince hep yaşamışızdır.
Okulda mekânların bile orijinal isimleri vardı. Eksibir (-1) mesela. Girişin bir altında olan bir yer. Orada banyo yapardık, elbiselerimiz yıkanır ve ütülenirdi. Bu orijinal ismi kim bulmuş bilmem ama orayı biz hep böyle nitelendirirdik. İç çamaşırlarımız, gömleklerimiz ve sair giysilerimiz birbirine karışmasın, kolayına bulalım diye annelerimizin, isimlerimizi elbiselerimize işlemesi ne güzellikti. Öğretmenlerimizin tamamına yakınının lakapları vardı. Birçoğunun taklitleri yapılırdı. Öğrencilerinde bir kısmının en azından takma isimleri vardı. Bana ‘Arafat’ derlerdi mesela. Yaser Arafat o yıllarda çok meşhurdu. Zaman zaman yaptığım felsefi konuşmalardan dolayı mı yoksa azda olsa çalışkan olmamdan mı bilmiyorum ama bu isimle anılırdım. Bunlar gibi daha nice anılar, nice yaşanmışlıklar... Liseyi yatılı okuyanlara bu yazdıklarım hiç yabancı gelmeyecektir. Bunlar benim gibi mülayim, sus pus bir öğrencinin yaşadıkları. Haşarı, yaramaz bir öğrencinin yaşadıklarını siz tasavvur edin artık. Ama her şeye rağmen güzel yıllardı vesselam. Arkadaşlarla o günleri zaman zaman yâd ettiğimiz, buluştuğumuz zamanlarda anıları bir bir faş ettiğimiz çok oluyor.
Bizim nesil, her türlü olumsuzluklara rağmen küçük şeylerle mutlu olmayı becerebilen, küçük imkânlarla hayalleri büyütebilendi. Gözleri parlayan zeki öğrencilerdik. Bizler ki mücadelelerin omuzları üzerinde yükselmeyi başardık. Geçmiş yıllardan sonra bu yıllara bakıyorum da daha çok gayretli, çalışkan arkadaşlarımız çok güzel yerlere geldiler. Doçent, profesör olan arkadaşlarımız oldu. Eskilerin “zarfa değil mazrufa bakın” dedikleri iç güzellik ve testinin içinde ne var ise dışına taşması böyle olsa gerek. O yıllarda gerek heyecanlarımızla, gerekse de keyifli yanlarımızla kafa konforumuzu sağlam tutmasını başardık. İlk gençlik çağlarımızda, yatılı okul yıllarında hayatlarımıza hücum eden hezaran yük bizler için yaşam yakıtı oldu sanki. Bu güzellikleri yaşatan bütün arkadaşlarıma sağlıklı güzel bir hayat dilerim.
İlkay Coşkun
Kültür Çağlayanı Dergisi
Sayı 96, Ocak Şubat 2026
-Hasan Sedat Tepe'ye Ağıt-
(Sagu)
sevdikleri hüzne kattı
güneş, yıldız olup battı
ayrılık gelip de çattı
...gittin on dokuz Mart günü
...rüyada kal Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
iki bin yirmi dört sathı
mekanın bilinen yatı
matemin var katlar katı
...gittin on dokuz Mart günü
...duanı al Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
gonca gül açmadan soldu
ağıtlar sineye doldu
hakemliği yarıda kaldı
...gittin on dokuz Mart günü
...selamı sal Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
hayat çilesiyle bitti
son nefes Kıbrıs'ta yetti
kalbiyle yürüdü gitti
...gittin on dokuz Mart günü
...ayleye dal Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
sevenler yasa boyandı
yeniden kimler uyandı
can anan nasıl dayandı
...gittin on dokuz Mart günü
...anneye bal Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
gurbet bu, vuslatı nerde
bir gün açılacak perde
nefesin bittiği yerde
...gittin on dokuz Mart günü
...kapıyı çal Sedattepe
...doğrulup kalk Sedattepe
.....
İlkay Coşkun
19.03.2026
Not: Balıkesir Meydan Meteoroloji Müdürlüğü personeli ve triatlon hakemi olan 52 yaşındaki arkadaşımız Hasan Sedat Tepe, 19 Mart 2024 tarihinde tatil amaçlı bulunduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (Girne) geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir.
----------
-Sağlık Afiyet Yusuf-
saç sakal beyazladı
bel ayak ayazladı
devreler niyazladı
sağlık afiyet Yusuf
çok havalıdır yeri
dost ve sözünün eri
yıllar çabuk ve seri
sağlık afiyet Yusuf
ömür asırlık yola
yârin yoldaşın ola
buluşma sanki mola
sağlık afiyet Yusuf
şen ve şakrak bu serde
dermanı olan derde
açılsın ışık perde
sağlık afiyet Yusuf
Yusuf doğmuş biline
sevmeyenler siline
dilim dilim diline
sağlık afiyet Yusuf
İlkay Coşkun
15.05.3026
-Evmez Hüseyin-
zamana evmeyip öne itse de
tekinsiz dünyayı aldı Hüseyin!
makam mevki mazi olup gitse de
havadan ve sudan sildi Hüseyin!
Konya yolunun hem sağı hem solu
yalakalık bilmeyen doğru yolu
kötüye kızan, iyiliğin kolu
yağmurda sağanak, seldi Hüseyin!
her bir devre kıymet koymaz engine
Levent'i, Hasan'ı dengi dengine
kızmış kızarmış tutuşur cengine
Dadaloğlu olup daldı Hüseyin!
Cim Bom ve Konya ile yol gitse de
yense, hiç yenilmez etse de
Fener, Beşiktaş kaybolup bitse de
Ali Sami Yen'e saldı Hüseyin!
can’ın ağzı, adrenalin ense de
Karaman'ın yiğit kolu sense de
yumruğu ters ve geleni yense de
merhameti ile kaldı Hüseyin!
İlkay Coşkun
16.05.2026
Sayın Doktor Levent
işin organize kayıta değer
böyle bir huyun var doktor Levent!
koleksiyonun var gören baş eğer
madalyadan payın var doktor Levent!
hava durumu sunarsın telaşta
dışarı çıkmazsın yağmurda yaşta
yeşil enerji, Türk bayrağın ta başta
Ankara'dan yayın var doktor Levent!
Türkoğlu Atatürk mensup soyuna
gül ekmişsin gönlündeki bağına
sen gidersin devrelerin suyuna
Ankara'da dayın var doktor Levent!
Yerler soğur bazen baharı özler
Fener bizi yaktı bağrımız sızılar
topa acıyoruz dostum bak bizler
sahalarda oyun var doktor Levent!
mesleğinden geçmez dostundan geçmez
dostluğu kavidir asla vazgeçmez
selam alır selam verir boş geçmez
Muhabbete çayın var doktor Levent!
başın verir kötülüğü silene
tenezzül eylemez yalan dolana
Zorluk mu var bilinmezi bilene
adında ‘sayın’ var doktor Levent!
İlkay Coşkun
17.05.2026
-Abdullah Uğur Uysal-
dualı dili uysal ve uğurlu
yetim ve öksüze bakar Abdullah!
aktivist ve Müslüman'ca duyarlı
saltanat ve tacı yakar Abdullah!
mücadele üzre engelde yesen
koşturmaca hız, suratlıca esen
ecel ağını örmüş bak desen desen
dünyada makam kim takar Abdullah!
tek hakikat yolundadır ışığın
zahitlerin ziyasında aşığın
abes ve hayallerde boş kaşığın
su yolunu bulup akar Abdullah!
dimdik olup Allah'a boyun eğdi
sinelere sözün ok gibi değdi
tembellik, uyku ve boş işler neydi
nefs gazasında is kokar Abdullah!
işinden emekli, hayatın serin
hacılığın var, tefekkürün derin
bağış olsun sana dermanın ferin
bizi aymazlıktan çıkar Abdullah!
İlkay Coşkun
18.05.2026
-Motor Tutkunu Enes Aydın-
göğü yaran çınar iken
zirve ve boralı Aydın
çağlayan ve pınar iken
motorları sıralı Aydın
planlar baharı kıştan
Isparta'da yaşar baştan
tekerlek çıkarır taştan
dağ bayır buralı Aydın
Isparta'nın düzü dağı
misk-i amber gülü yağı
meydandadır gönül bağı
çöl ile aralı Aydın
kaptan pilot, olmaz çırak
gittiği yollar çok ırak
uçamaz demeyi bırak
saçları taralı Aydın
doğruluk gittiği izdir
maşallah denecek sözdür
nazarı değmeyen gözdür
bu işin kuralı Aydın
Enes'e yetmiyor beyit
yolları donat ve eğit
mal para önemsiz teyit
yazılı turalı Aydın
İlkay Coşkun
19.05.2026
-Oğuz Ali Avcı-
kaç üniversite bitirdin bilinmez
mühendis ve hava tahminci başısın
okuduğun kitaplara akıl ermez
...bilgelikte cahillerin kar kışısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
dostu yoldaşı karşılarsın el ile
özgürlüğü yaşarsın gonca gül ile
rüyayı taşıyansın esen yel ile
...bu kadar yükü bırak beden taşısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
yeni fikirlerinle devrimler aşan
marş olup gönle andımız gibi coşan
çağlar açıp yepyeni çağlara koşan
...bu ocağın başköşe fikir taşısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
hak hukuk yiyen ezim ezim ezilir
emekçinin hakkı boğaza dizilir
kara mizah dünyanın resmi çizilir
...devrimcilerin eskimeyen yaşısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
çare arayan hasta dermanı sende
sert mizacında sevgi harmanı sende
yeni kavgalarda yol fermanı sende
...sen bu sevdaların göz nuru kaşısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
dünya hayalin ulaşsa artık hakka
düzelecek belki sistem dakka dakka
kapitalizmin ağzındaki son bakla
...alın teri silmiş emekçi aşısın
...hem Atatürkçü hem de Talat’cısın
İlkay Coşkun
19.05.2026
Murat Kurnaz
ilk emekli hür general
çalışıp duranlardan o
tilki değil ama Kurnaz
parayı bulanlardan o
gayretle iş ağı ördü
boşuna uğraşa kördü
geleceği bu gün gördü
karayı görenlerden o
tembelden uzağa kaçar
kesesine kadar açar
imkânı yerinde saçar
arayı bulanlardan o
aklın kullanmayı bilir
akılsıza büyük gelir
bir ömür menzilde kalır
yarayı saranlardan o
Allah’ın sevgili kulu
rızık da helaldir yolu
ambarı ağzıyla dolu
narayı duyanlardan o
işveren oldu emeli
öncesi sağlık demeli
hak taamını yemeli
darayı sayanlardan o
İlkay Coşkun
20.05.2026
Yurttabir Özel
dünyayı gezer sağlığı yerinde
kadir kıymetsize, yol uzak gelir
hayatı güzel, sızısı derinde
arayan olmuştur, bul uzak gelir
Yurttabir bir tane dünya da Özel
başarısı hem sayısal hem sözel
nakışı letafet, nazenin tüzel
özde şifacıdır, bal ufak gelir
güneşte olsa hava, boran ve sis
hayat öyle müptela öyle habis
bizi hasta eder kem göz kötü his
yangından kurtulmuş kül ufak gelir
ülkede sorunlar var katar katar
haksızlığı görünce nevri atar
huzuru için üzümlü bağ satar
menevişli bahçe, gül ufak gelir
ne güzellik görse onla avunur
yetim öksüz gibi yüreği kavurur
Hakkı tanımaza eser savurur
seni kaybetmişe, zül ufak gelir
sözü bilmeyen bilesin densizdir
giysisi elbisesi hep yensizdir
kendi gamsız, seni üzen sensindir
Hakk üzere yolun, kul ufak gelir
İlkay Coşkun
20.05.2026
-Ergin Ulutaş Hoca-
insanla barışık bilim
merakla sorana gitti
toplumla karışık ilim
talebe yorana gitti
Ergin Hoca işe mahir
batından daha çok zahir
hem evvel hem de ahir
çileye erene gitti
yer küre içini döktü
zelzele yüreğin söktü
hat boyu belini büktü
felaket serene gitti
çürük bina fayda etmez
zelzeleye inşa yetmez
bilinmeze yolu bitmez
ikazı yerene gitti
dağ ova fayını serdi
yer kabuğa sırrın erdi
kırılanlar başın derdi
sağ salim durana gitti
bilim çaba, yokuş ile
kıymettir uyurken bile
aşk ve sevgi bir de çile
merhamet verene gitti
İlkay Coşkun
20.05.2026
Murat Dilli
tuttuğu altın, kaybını bul eyler
tatlı dili seven dillidir dilli
köyünü ilçe ilçesini il eyler
Maraş Göksun öven dillidir dilli
düşmanıyla zehr dostuyla bal içer
bülbülünde ses, gülün de al seçer
akan çeşm-i siyahın naza geçer
vuslata eren dillidir dilli
başarı ve mutlu olmak ereği
çıtkırıldım ve yufkadır yüreği
paça sıvamadan geçmez dereyi
kıraç ve kevenli, dillidir dilli
imkân bu gelip ve geçer yel ile
müdürdür çalışır sırtın bel ile
yaşa değmez yağmur ile sel ile
hayr hasenat veren dillidir dilli
doğru nedir yanlış nedir bilendir
yanlışa başını eğmez silendir
derdin büyüğü kuşkonmaz çilendir
kem küm ağzın geven dillidir dilli
sözü esirgemez adıyla imler
diliyle över yerine göre resimler
akraba ve hısım dedin betimler
çocuk torun even dillidir dilli
İlkay Coşkun
24.05.2026
-Mustafa Kılboz-
Kürşad yiğidi soran o
boy olup toylandın Kılboz
sporcu kalbin yoran o
...maç futbol oylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
ata töresiyle yaşar
Veyl ırmağın böyle taşar
ta Ergenekon'dan aşar
...yurt deniz koylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
kalp sevgi ilen dolmalı
kırk çeri gibi olmalı
ayrık otları yolmalı
...mevsim ve aylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
oba ocak boy boy sayan
cenk meydanı var git dayan
milletim gafletten uyan
...cansıza huylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
sancağına yemin sözü
hilal uğrunadır özü
Türk milletinin tek tözü
...Kuran'dan haylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
damla damla pınar oldu
gözesini sınar oldu
büyüyüp de çınar oldu
...toy düğün soylandın Kılboz
...Türk olup boylandın Kılboz
İlkay Coşkun
25.05.2026
-Hüseyin Karaduman-
bakmayın Karaduman soyadına
yağmuru yeli çeker Karaduman
her zaman dostların düşer yâdına
muhabbet dili çeker Karaduman
gür edasıyla şad-ı hurrem sesler
özverilik ve diğerkâmlık besler
tatlı anlatım mavi gözün süsler
kem göze mili çeker Karaduman
neler söylenmiş aşk sevda üstüne
şifrelenmiş mana mana üstüne
aksın yansır ayna ayna üstüne
haline tülü çeker Karaduman
nedir hayat nedir büyük manası
belki tasayı unutma gayesi
hastalık var ama bir de çaresi
tutan el, eli çeker Karaduman
insanlık dediğin gözün yaşı silse
ruhun bedenin toplanıp da gelse
huzur tarafınca hep yüzün gülse
vuslatın yılı çeker Karaduman
sarfınazar edenlerden yakınır
başın yarılsa sırrını sakınır
arayan bulur, sağ ve sol bakınır
hak yola, kulu çeker Karaduman
sevgi saygı ve güzellikler örsün
karşılığında hep insanlık görsün
ahval inşallah ömür billah sürsün
menzile yolu çeker Karaduman
İlkay Coşkun
26.05.2026
İlkay Coşkun- Gönül Dostu
ili Yozgat amma Sivas mekânın
sözü sohbetiyle birdir İlkay Bey
haz eylemez gönülleri yıkanın
insanlar gönlünde yârdir İlkay Bey
sinesinde sevda ile gezendir
yüreğinde dost sevdası kazandır
sevdasını ferman ile yazandır
şairler gönlünde yerdir İlkay Bey
dünyada var mıdır acaba dengi
göğsün iman dolu bellidir rengi
kalemi elinde mısrada cengi
kültüre hizmette pirdir İlkay Bey
gördüğümü yazdım döktüm kaleme
ismini zikrettim sundum âleme
Mevla’m düşürmesin seni eleme
cümle insanlığa kârdır İlkay Bey
başka ne söylenir böyle bir dosta
sinelere mesken gönülde posta
şairliğini dersen usta mı usta
karanlık geceye nurdur İlkay Bey
Âşık Refik yazar derde dert katar
İlkay Coşkun için yürekler atar
herkesin kalbinde bir aslan yatar
dostların gönlünde vardır İlkay Bey
Refik Kutlu (Kul Refikî) /Sivas
26.02.2009
-Dursun Bozkurt-
memura senet bittabi her sözün
çoluğu ve çocuğu doyuran o
adrenalin ve heyecan da özün
bölge müdürü olup buyuran o
futbol ve Fener'de kaldın kalalı
mazi ve eskilere daldın dalalı
içten samimiyet bildin bileli
iyiliği kötüden sıyıran o
sevmeyen sinelere oktur artık
uzaklık ile gurbet yoktur artık
Karadeniz hemşeri çoktur artık
Boyabat ismin bize duyuran o
görünen de manayı arardı hep
kirliliklerle dünya daraldı hep
melankoli hayalin sarardı hep
doğrucu ve dürüstü kayıran o
dinginliğe yol almaktır gayesi
felaha ulaşmanın tek manası
yoktur belki bunun başka çaresi
her olumsuzu, rüyaya yoran o
insan bu, fırka fırka ayrı ayrı
çalışma ve çaba gerisin gayrı
yanında torpilin olmuyor hayrı
doğruluğu yanlıştan ayıran o
İlkay Coşkun
28.05.2026
-Lokman Çalış-
ırmak gibi çağlar akar
iş güç yılmaz Lokman Çalış
doğru yolun hakka gider
yerin dolmaz Lokman Çalış
Perşembe ilçe sana dar
Erzurum'da izlerin var
lale sümbül gelir bahar
gülün solmaz Lokman Çalış
çıktın dağ bayır karları
gözettin yetim darları
dünya telaşı zorları
sensiz gülmez Lokman Çalış
Allah der çağlayıp akar
hayrına hasenat takar
yazmaya melekler bakar
ecel salmaz Lokman Çalış
sevaplar gün gün katlanır
hak etmeyenler atlanır
acı dediğin tatlanır
dilde kalmaz Lokman Çalış
bu dünyaya gelen gider
eşik kapı selam eder
ölen ten borcunu öder
ruhun ölmez Lokman Çalış
şimdi durgun akar kanı
irfan, feraset her yanı
yaşarsın can içre canı
sensiz olmaz Lokman Çalış
İlkay Coşkun
29.05.2026
-Musa Işıklı-
devlette eski müdür, hayatta paşa
memuriyette 'sayın' oldu Işıklı
dünya tecrübesiyle geldi bu yaşa
şaşmayan sözü beyan oldu Işıklı
Uşak ilinden adını salar yurda
böyle bir cevher bulunmaz asla burda
asıl hakkın yedirmez kuş ilen kurda
pirüpak dosta ayan oldu Işıklı
dik durur haksızlığa eğmez başını
atik çeviklikle genç eyler yaşını
kızmaz oynatmaz asla gözün kaşını
deryadil sözün duyan oldu Işıklı
sevgi seli böğründe dönüşür sele
daim sevdiklerini bırakmaz ele
itminana erecek duasın dile
derdin kenara koyan oldu Işıklı
Allah izni, kör kalmaz ocağı közü
gelip geçer tasa, aydınlanır yüzü
hak ile hemdem ayrıca zeyrek sözü
geceye ziya giyen oldu Işıklı
kula kulluk asla, sade hakka tapar
doğruyu tez sezip eğrilikten sapar
yüceden yüce penaha gönül yapar
'ahvalin nedir' diyen oldu Işıklı
İlkay Coşkun
30.05.2026
-Mehmet Günal-
şivesi ve lafı toktur
doğru iz de gider Günal
işten yana yüzü aktır
orta hız da gider Günal
istemezi atar rafa
hızlıca geçirir safa
vakit ayırmaz boş lafa
mübah haz da gider Günal
pansiyon işleri coştu
mekân Nevşehir'de koştu
sadece uykusu boştu
harlı köz de gider Günal
çiçeği yalangı bulur
sevinç mütemadi olur
gerisin de matah ulur
doğru öz de gider Günal
ömür, hâl içinde hâldır
dünya kimisine baldır
gel istiare ye kaldır
otuz cüz de gider Günal
Günal, çaba çile neydi
mertliğin namerdi eğdi
sükûnet huzura değdi
kaygan buz da gider Günal
İlkay Coşkun
30.05.2026
-Mehmet Selçuk Boztepe-
insan dediğin kadir kıymet bilse
gözyaşın sileni getir Boztepe
rahmetinin behresi ilen gülse
yâdında kalanı getir Boztepe
visal-i aşk mekânlarında anlar
livâü'l hamd sancağında canlar
nasibine düşsün hamam ve hanlar
yolunu bulanı getir Boztepe
gerçekten öte tevekkeli sezmiş
kaç pinhan manasın yolunu çizmiş
hayatlarımız ne de büyük gizmiş
tek parça dileni getir Boztepe
yorgunluktan çözülse dizin bağı
tırmanmak gerekir en yalçın dağı
hayat ehvenişer, çepçevre ağı
hürriyet salanı getir Boztepe
canın pare ciğergâh kırış kırış
dünyayı gezelersin karış karış
birde durup türlü insanla yarış
Yozgat'tan güleni getir Boztepe
feveran eyle canın doya doya
hüsnükabul bulasın düğün toya
derdin tasan haykır gökteki aya
kıymetin bileni getir Boztepe
İlkay Coşkun
31.05.2026
-Aziz Sözer-
yolculuğun var bilimin izinde
okulda birinci, şan Aziz Sözer
kargış kadar soğur cahil sözünde
işinin âlimi, can Aziz Sözer
tenis ve kayak öyle güzel an ki
Denizli değil Ankaralı sanki
arkadaşı Levent en baş kanki
dostlarına yüzün dön Aziz Sözer
Merkez Bankası Uzmanın da adın
huzur mutluluk, ağzındadır tadın
zaman süpürse, tek kalsa da yâdın
kendi başına devlet han Aziz Sözer
döküldü saç sakal azaldı zaman
gençliğe taravete vermez yaman
gri ve opak ilerliyor bak aman
şen şekrak gerisi zan Aziz Sözer
ruhun Kızılay'da, ne ayak ne baş
gözünde hüzün izi, bağrında taş
er dolusu bade dostun la yoldaş
zamane bizleri an Aziz Sözer
hem bilinç hem bulunç sendeki töre
fayrap yemedin indirmedin yere
ışık olup dönenirsin serpe sere
eşi ve oğluna tan Aziz Sözer
İlkay Coşkun
31.05.2026
-Alpay Kaptan-
kadir kıymet bilendir, satıcı değil
şişe ve bardak gibi doldun be Kaptan
ağzı doludur ama geveze değil
maziye bakıp bakıp daldın be Kaptan
her dost meclisi sana sırrını açtı
efkârı dağıtmak başında ki taçtı
gezdi dolaştı ve hüzünlerden kaçtı
felekten yana türkü çaldın be Kaptan
sevilmezi terslemek büyük hitabın
'sevgiden taraf', çok satandır kitabın
bir de bakmışsın tamam olmuş etabın
hakkaniyet üzere böldün be Kaptan
sigara tüttürdüğün o günden beri
muhabbet bağındadır gönül rehberi
hepsi sanki bir olmuş askeri eri
İzmir'in sıcağında saldın be Kaptan
düğünde oynamaz için yerin dardır
kötülük gelmesin iyilik hep vardır
herkesin tek şansı elinde ki kârdır
dalgalı gür saçın yoldun be Kaptan
senin hüznün bizlere uzak mı uzak
mutlu mesut yaşamı göklere yazak
hayatın sana kurmuş olmasın tuzak
kendini kendinde sek buldun be Kaptan
İlkay Coşkun
31.05.2026
-Ömer Karagöz-
düşmanın tatlı, dostun acı söyler
yoranlar bahtiyar diyor Karagöz
ten içinde aşk bilmem nasıl eyler
yârenler bahtiyar diyor Karagöz
her bir işin heyecanıyla doldu
köyün kasaban vuslat ilen kaldı
latif, muayyen zamanlara daldı
soranlar bahtiyar diyor Karagöz
Denizli ova ummanında yüzer
olsa olsa gıpta eylemez nazar
dağ bayır seninle salınıp gezer
derenler bahtiyar diyor Karagöz
çoğu baba gibi köyündedir mola
düşülmüştür meskûn mahal bir yola
çocuklar elbet girecektir kola
duranlar bahtiyar diyor Karagöz
dünya da kam alacaksın bilesin
daim yüzün tebessümde gülesin
sessiz el pençe huzura gelesin
dürenler bahtiyar diyor Karagöz
hem mühendistir hem köylü pazarda
elinde kazma ve kürek kazar da
saban da sürer kalemle yazar da
sürenler bahtiyar diyor Karagöz
İlkay Coşkun
31.05.2026
-Erdal Yılmaz-
on yıllarını harcadın işine
han ve saray, kuruldun Erdal Yılmaz
kalbin yasladın çocuk ve eşine
can ve ciğer örüldün Erdal Yılmaz
gönülden gönüle yunasın gelir
her bir güzelliğe konasın gelir
ta Uşak ilinden sunasın gelir
çınar olup yarıldın Erdal Yılmaz
kulübün Beşiktaş kalp gönül mola
hayata anlam, güzellikler ola
takım müzesi kupa ile dola
futbol ve maç karıldın Erdal Yılmaz
mutluluk içinde yaşarsın günü
yol aldığın hayat menzilin önü
ilk emekli bilinen mühim yönü
uzayıp da kırıldın Erdal Yılmaz
zaman gordion düğümünü ördü
ibreti âlem çoğunluğa kördü
kim neyi sakladı kim neyi gördü
gram gram vuruldun Erdal Yılmaz
umutların gökçek, doğar içine
gönenci toplayıp sığar içine
kırkikindi çise yağar içine
tek tek nefes yoruldun Erdal Yılmaz
İlkay Coşkun
01.06.2026
-Bayram Doğan-
sevdikleri kıymet, ışık ve çıra
kimi güneş kimi ay Bayram Doğan
bitmedi çaba, badire sıra sıra
cenkte ok taktikte yay Bayram Doğan
zorluğun elbet çaresi bulunur
kayıpların için saç baş yolunur
gol yiye yiye 'kova' da olunur
yediğin gollere vay Bayram Doğan
uykusuz gecelerinden sor seni
sade vatan millet için yor seni
menfaatçi asıl yalnız kor seni
liyakatsiz koltuk zay Bayram Doğan
senin ki arzu ümit arası akış
yaşamla kurmuşsun sanki bir nakış
deli deli sorular yan yan bakış
bazen de boşlayıp bay Bayram Doğan
sohbet muhabbet aradığın sözdü
çay içilecek kadirlikte yüzdü
cabası hikmet ve munis bir özdü
temelsiz zeminden kay Bayram Doğan
kalpte ne var ise o gelir dile
insanı bozan şey desise hile
tevellüt elliyi geçmişken bile
insan yıldırana say Bayram Doğan
İlkay Coşkun
02.06.2026
-Kemal Uğur-
sevdikleriyle içten hayat yaşar
yârin çıktı yoluna Kemal Uğur
sevinç ve muhabbette arşı aşar
güneş doğar gülüne Kemal Uğur
doğum Aydın, Çanakkale hayatı
Meteoroloji’dedir saltanatı
tiyatro, hakemlik dörtnala atı
takat gelsin dalına Kemal Uğur
keçisakalı, pos bıyık yüz izi
arkadan geliyor bak sütçü sözü
arkadaş için asıl olan özü
beyaz düştü teline Kemal Uğur
elvan elvan rengârenktir dünyası
gördüğü hep adrenalin rüyası
sevgi muhabbet içinde hülyası
arzun çıksın falına Kemal Uğur
kesilmesin asla bereket suyu
enine boyuna derin bir kuyu
namın sürüsün asırlar boyu
çöp batmasın eline Kemal Uğur
esprili insanlar çıksın karşına
sevinci neşene, pazarı çarşına
vur davulcu vur da değsin arşına
şükür olsun haline Kemal Uğur
İlkay Coşkun
03.06.2026
-Murat Ünver-
kıymeti altındır yirmi dört ayar
gül rayiha ve ıtırın var Ünver
Bandırma vatanın doğduğun diyar
çarşı ve pazar hatırın var Ünver
olmadı asla kimseye cefası
turist rehberliği zevki sefası
devletten emekli, hizmet vefası
kalem ve kâğıt, satırın var Ünver
istikamet üzre, taşımaz keli
ama binde bazen akıllı deli
tahayyülü keza kendince veli
dua edilen yatırın var Ünver
kızıp gönüllense de silmez asla
sevgisini bütün tutar dilmez asla
çok değer biriktirmiş bilmez asla
hanlar hamamlar natırın var Ünver
munis ama bazen haşlayan olur
kadir kıymetsizi tuşlayan olur
meyvesiz ağacı taşlayan olur
iğne çuvaldız batırın var Ünver
ufak tefek denilir bakmayın siz
yürek boyu çok uzun bükmeyin siz
çınar olmuş serpilmiş yakmayın siz
koşulacak yük katırın var Ünver
İlkay Coşkun
03.06.2026
-Engin Kavuncu-
efendilikte taa adamın dibi
verdiği sözü candan tutar Engin
cahille işi olmaz dilsiz gibi
istesin âlime laf satar Engin
bakma esmer diyene, kalbi aktır
sözünün önü ve arkası paktır
menzil üzre giden doğru ayaktır
bir vakit dursa bir vakit koşar Engin
muhabbet ortamı tavşankanı dem
abı hayat içirin sanki zemzem
gönlü Fener, bir de milli takım hem
yense sevinir yoksa beter Engin
diğer yüzü yüreğinde sızıdır
ne yaşarsa alnındaki yazıdır
koşturmaca İstanbul'un hızıdır
bazen de ağır sözü yutar Engin
insanı tanımanın mühim yolu
ne siması ne bacağı ne kolu
olsun yeter merhamet, sevgi dolu
saygısızlığa çarpı atar Engin
laf cambazlarına daim karnı tok
kötülere atsın, ok üstüne ok
gönüllenip üzülmeye gerek yok
hak hukuk tanımaza çatar Engin
hayatı tecrübesi ile bilir
planı programı ile kalır
sözüne dakikliği ile gelir
an’a, mekâna değer katar Engin
İlkay Coşkun
03.06.2026
-Erdal Turan-
Derince’den esiyor rüzgârın yelin
gönülden gönüle akasın Erdal
Sakarya'dan gelip çağlasın selin
dostuna güzel söz yakasın Erdal
ömürden ay sene, pay olur gider
tüm alışkanlıklar huy olur gider
kayıpların tez den vay olur gider
titizlinip biraz durasın Erdal
memuriyet maaş imkân, aş oldu
kavga kötü, hatır gönül hoş oldu
sana kalan huzur, gerisi baş oldu
sevdiğine canın veresin Erdal
doğruluk dürüstlük arımız bizim
çalışma ve çaba varımız bizim
Meteoroloji'de yerimiz bizim
ilim irfan üzre eresin Erdal
bu şiirin güfte ve beste olsa
şarkı türkü efsane seste olsa
sevdiklerin gül çiçek deste olsa
tevazu istemez deresin Erdal
bir ömür yaşayıp da doya doya
bakarsın bulut ve gök sema aya
ve kavuşasın panayırla toya
benim duam da çok keresin Erdal
İlkay Coşkun
03.06.2026
-Halil Erbay-
dostların kadir kıymet, samimiyeti bilir
yoğa değil vara benziyor adamım Halil
hiç olmadık iş olacaksa elinden ne gelir
anlık yağan kara benziyor adamım Halil
Manisa'da dolaştın hem de çok alıştın
kendin oğulların ve eşin için çalıştın
doğan gün şafak yeni insanlarla buluştun
çağ ötesi sıra benziyor adamım Halil
her 'adamım' dediğine şans kapısı çalsa
mazideki kıymet kadar hatır gönül alsa
zamana doymayan değeri gönlünde kalsa
kolay değil zora benziyor adamım Halil
kayıplarımız içindeki varımız bizim
özel dostlarla buluşulan yerimiz bizim
hem yanan hem yakılan yanımız bizim
alev alev kora benziyor adamım Halil
nasipsizin evine kar üstüne kar düşer
bilir kendini bileni hicap ve ar düşer
pervane gibi kelebek olup da nar düşer
alev değil nura benziyor adamım Halil
ne yazık ki dünya da her şey gitmiyor hoşa
gereksiz yaşanmıyor sade beyhude boşa
hem latif munis hem de arif baştanbaşa
koşar değil dura benziyor adamım Halil
İlkay Coşkun
04.06.2026
-Mehmet Kirazoluğu-
soy ismi Kiraz-oluğu bak, ayan
nüfus memurun hatasına yormalı
alt sınıflara korkusunu yayan
Çinçin mahlesinden Mehmet olmalı
...
kusur affolunur eylenir helal
bizim olan sanki nazlı bir hilal
muhabbet yârenlik harici melal
mazi diyerek geçmişe dalmalı
deme gelinmişse ikramı elden
kalbe gelen söz dökülür dilden
yepyeni başlangıçlar gonca gülden
çay ve kahve, bardak sıcak dolmalı
anlatımlara nasihat söz yetmez
dünyanın gahlesi bu günden bitmez
dertmiş tasaymış olsa memnun etmez
damağında felekten gün bilmeli
hayat bizlere çok acılar taktı
yerine göre hüzün ile baktı
belki Mehmet'te çok sine yaktı
türkü türkü yürek pası almalı
buna da şükür deyu duaya açıp
her rasat, tahminde göklere uçup
bir gün elbette dünyadan göçüp
ahiretlikten taraf dost kalmalı
İlkay Coşkun
04.06.2026
-Musa Deveci-
devrem, şanın Ege’lerde yürümüş
ben sana bir şiir yazmışım çok mu?
her tarafı aç sefalet bürümüş
bilemem senin memurların tok mu?
Aydın Koçarlı'dan bak çıkmış yola
Cimbom’u, halı sahası bir mola
işin gücün rast, başın dolu ola
senin satrançtaki hamlen rok mu?
kâğıtta gözü kaldı kimi müdürün
söylenmedik sözü kaldı müdürün
ne özü ne özeli kaldı müdürün
siz de tahammül ödeneği yok mu?
hep emir demiri keser dediler
müdürümüz bazen eser dediler
hem deşer hem de asar dediler
baş olan, büyük adam hep dük mü?
işine ne tapa, ne geri ite
memurdan istenen yanında yata
makam değil her şeyden daha öte
müdürün silahı sapanı ok mu?
her kusuru görmeyen olur elbet
kul hakkı yemeyen olur elbet
illa ki sevmeyen olur elbet
sıcak koltuklar, alttan yanan kok mu?
İlkay Coşkun
04.06.2026
Not: Devamı gelecek...






.jpg)

.jpg)


































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder