Ayrılık Yürüyüşü
”Ayrılık Yürüyüşü” Yazar Tunay Özer’in Çıra Edebiyat etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu deneme-anlatı türündeki eseridir. Ekim 2025 tarihinde çıkan kitap, yüz altmış sayfa hacmindedir ve yirmi yedi deneme yazısından müteşekkildir. Dört bölüm de tasniflenmiş yazıların bölüm başlıkları; “Sırtımdaki Zaman, Büyü Bitmez, Küçük Resme Bakmak, Ağacın Ölümü” şeklindedir. Kitap ismi olan “Ayrılık Yürüyüşü” kitapta yer alan aynı isimli bir deneme yazısından gelmektedir.
Yazarın anlatımları çocukluğundan, mazi anlatımlarından günümüze değin uzunca bir yolculuğu ihtiva etmektedir. Çocukluğun, insanın ana vatanı olduğunu gerçeğinin ne kadar çok önemli olduğunu biliriz. Yazar da anlatımlarına bu dönemlerden başlar. Yazarın hayatı, Ağrı Patnos’ta başlar ve İstanbul’a kadar uzanan bir salınım gösterir. Yazar, kitabını bir nevi anı yazısı ve hikâye tarzı şeklinde kurgulamıştır. Bu anlatımları, sahici bakış açılarıyla çevrelenmiş bir hayat bütünü olarak tanımlayabiliriz. Yani deneme yazısı formatına uygun, birinci tekil şahıs anlatımlarıyla öyküleştirilmiş bir dille kaleme alınmış denemeler diyebiliriz. Anlatım yazarın hayattan, anılarından ve çevreden alımladıklarıyla temellük etmektedir. Başka bir ifadeyle anlatımlar gerçekçidir. Kurgusal ve kuramsallıktan öte daha çok ampirik bir duygudaşlık üzre yol almaktadır. Dikkatimi celp eden bir durum da, anlatımlarda benzer kelime tekrarlarına bolca yer verilmesidir. Mesela bir çiçek ismi verildiğinde diğer birçok çiçek isimleriyle birlikte konu ele alınır. Ayrıca yazarın bazı yazılarını şiirleriyle de desteklediğini görmekteyiz.
Çocuklukla beraber anne, baba, kadın, eş, aile, öğrencilik, eğitim, virüs dönemi, hayat, ölüm, zaman, küçük enstantaneler, rutinler, dergi, şiir, yazım konusu gibi birçok konuya değinildiğini görmekteyiz. “Her insanın bir geçmişi bir de geçmemişi vardır” anlayışındaki gibi hem zahiri hem de batini yönü imleyen geniş bir perspektiftedir. Var olmanın ve var kalmanın gerekliliği taşınır bir yerde. Aykut Ertuğrul’un dediği gibi “Bir adın ve bir hikâyen varsa, hatırlayan insanlar olduğu sürece yaşamaya devam edersin” Bunlarla beraber yazar duyarlılığı, sevgiyi metafizik bir kanat gibi üzerinde taşımaktadır. Bütün maddi, görünür cihetlerin yanında derakap vicdan, adalet, duygudaşlık, insan olma hasletleriyle iç içedir. Bütün bunlarla beraber, hayatla insan arasında hep bir döngüzel alışveriş hali yaşanmaktadır. Nietzsche’nin dediği gibi “Hayatın bize adadığını, biz de hayata saklarız” değil mi? Sonuçta hayat, iyi yaşama çabasının yanında ölümü de kavrama çabası değil midir? Yani Batılıların “Güne hükmet, anı yaşa” manasına gelen “carpediem” dedikleri olgunun yanında bir ölüm gerçeğini göz ardı etmemek gerekliliğini de bilmeliyiz.
Deneme/anlatı yazım türünün içeriğinin çok geniş bir çerçevede olduğunu biliriz. Bir mektup yazısını, bir araştırma, inceleme yazısını, bir makaleyi dahi deneme/anlatı türüne pekâlâ eklemleyebiliriz. Bu kitapta da denemelerin bir yüzünün öyküye, anı yazısına yaslanmış olduğunu söylemiştik. Daha çok şairliğinin önde olduğunu gördüğümüz yazarın birçok şiir kitabı bulunmaktadır Ama yazarın, deneme yazım türünde de çok başarılı olduğunu derinlikli, özenlikli ve etraflıca anlatımlarında görmekteyiz. Yazara, doğduğu yer olan Ağrı Patnos ile farklı dönemlerde vakitlendiği yerler ve şu anda yaşadığı yer olan İstanbul mekânlık etmektedir. Ankara, Van, Hakkâri gibi yerleri de bunlara dâhil edebiliriz. Doğudan batıya doğru nasıl ki şehirler büyümeye başlıyorsa aynı şekilde hayatlar da daha farklı şekillere evirilerek ve büyüyerek yoluna devam etmektedir. Öyle ya görünen dağın uzağı ve yakını olmayacaktır değil mi?
Bütün bu deneyimler, yaşanmışlıklar, tahliller, hayata dair birçok serlevhayı da ortaya koymaktadır. “Aşk bir kristal gecedir, kırıldığında cam kesikleri oluşturur”, “”Kuşkuculuk, incinmiş ruhların sadizmidir” (s. 11), “İnsanın evi kendini anlatabildiği yerdir”, “Yaşam uzun bir ölümdür”, “Doğu’da kadınlar ölümü hissettiğinde ellerine kına yakarlar”, “Sevdiğim şeylere ölüm penceresinden bakıyorum artık” Gibi. Deneme yazılarından okuduğumuza göre yazarın yazılarını desteklemek adına gerek gönül, ruh dünyamızdan gerekse de batı bakış açılarından örnekler verdiğini de görmekteyiz. Yazılarında yer verdiği bazı güzel alıntı sözlere bir bakacak olursak; “Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra/ çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik.” (Şadî-î Şirâzî), “Tekrar, hazdır” (Edgar Allan Poe), “Büyük sevgi eylemleri alışkanlıklarla, küçük iyilikler yapanlar tarafından gerçekleştirilir.” (Victor Hugo), “Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatıradır” (Louise Glück), “En çok şeyi sessizlikte duyarız” (Lao Tzu) Gibi.
Bu yazılanlarda genel anlamda varlığa, özel anlamda insana, doğaya, tüm canlılara, değerlere ve kültürlere yönelik bir hassasiyet taşındığını görmekteyiz. Ne şehir hayatına bir özenti, ne de taşra ve köy hayatına sarfınazar bir hal taşınmaktadır. Yazar ziyadesiyle, kalbe dönük bir yaklaşımdadır. Mamafih, kitap içeriğindeki bütün bu deneme yazıları arasında senkronik bir duygudaşlık hali kendisini hissettiriyor. Bu yazılanlar, insanımızın arifane yönünü, medeniyetimizin kültürel değerlerimizin ve coğrafyamızın kadim hub cemalini ortaya çıkarıyor adeta. Böylelikle bu anlatımlar da konuların muhasebe ve muhavere hallerini de temaşa ediyoruz. Maalesef ki acıların, hüzünlerin ve savaşların yaygın olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Huzurun ve barışın mahdut olduğu bir yer Anadolu. Bütün bu anlatımlarda hayatın temaşa ve inkişaf halini de okumaktayız. İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Mayıs 2026, sayı 150

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder