Gezelim Görelim
Gezelim görelim ama merak duygusu içerisinde, sevgi aşk halinde, maneviyat ve uhreviyat barındıran bir bilgelikte olursa gezintiler ne âlâ. Hem dünyayı tanıma hem de daha çok kendini bulma çabası diyoruz biz buna. İnsan doğduğundan beri hep yollardadır. Az veya çok seyahatlere çıkarız. Nesimî’nin dediği gibi; “yeri göğü düzen benim/ geri dönüp bozan benim/ cümle yazı yazan benim/ bu divana sığmazam” Türünden bir hareketliliktir bu. Ayrıca insan acemiliklerini gerilerde bırakıp sükûnet ve dinginliğe kavuşturan güzellikler barındıran gezintiler insana çok şey kazandıracaktır muhakkak. Her gezinti, gidiş ve dönüşleri de barındırmaktadır. “Tebdili mekânda ferahlık vardır” sözüne canlı bir örnek hüviyeti taşıyacaktır. Muhteviyatında arama, bulma hatta ve hatta kaybetme gibi birçok olguyu da beraberinde tutacaktır. Öyle ki bizler için özelde Türk-Müslüman kimlik felsefesinin kendine özgü bakışları da beraberinde yol alacaktır.
Yola çıkmak ve yolda olmak insanı olgunlaştıracaktır. Yol, yürüyeni terbiye edecek, her bir temaşa kâinatı, dünyayı ve insanı okuyan bir haslette olacaktır. Eğer insan amacını bilmez ise gezerek, deneyimleyerek öğrenilecek şeyler insanı kendisine esir de edebilecek, kendisi gibi olmaya ve düşünmeye de sevk edebilecektir. Her ne kadar gezme, kaybolmayı da içerisinde barındıran bir olgu olsa da gezmede niyet asıl olan ruhu bulma, kazanma ve öğrenme çabası olmalıdır. Shakespeare’inin “Neye yarar insan dünyaları kazanıp da ruhunu kaybettiyse” sözündeki gibi doğru istikameti görme asıl amaç olmalıdır.
Yer değiştirmeler, bir mola ile birlikte kimi zaman bir tercih kimi zaman da bir seçme malzemesi oluvermektedir. Fransa, Sorbonne Üniversitesinde doktorasını yapan ilk Türk, Nurettin Topçu’nun “İsyan Ahlakı” isimli eseri, 1934 yılında üniversite felsefe jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Nurettin Topçu hediye edilen tatil gezisini reddederek yerine, üniversitenin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay yıldızlı Türk Bayrağının dalgalanmasını arzu eder ve bu arzusu yerine getirilir. Bu da tatil ödülünün karşılığında güzel bir alternatif ödül olarak hafızalarda yerini alır.
Öze, doğaya ihanet eden insanın uygarlaşma ve iflah olma şansı yoktur elbette. Gezmek, tozmak demek har vurup harman savurmanın, israf etmenin bir aparatı olmamalıdır kesinkes. Bilakis zamane bir seyyah olup dünya denen geniş hinterlantta daha çok bilgeliğin izleri sürülerek yollara revan olunmalıdır. Her bir yol alış arayana bulduracak, ilim, irfan ve hikmet olgularını besleyen olacaktır. Yola çıkışlarda yaşanılan her bir güzellik, insanı beşeri ve ilahi aşka sevk edecek birer istasyon olacaktır. Dünyaya hikmet nazarıyla bakan insan, ressamların, fotoğrafçıların rol modeli, başöğretmeni olan Allah’ın tabiat sanatı daha belirgin görülebilecektir. Her ne kadar gözleri, gizemleri görmek için işin doktoru olmak gerekse de zaman içerisinde göz perdeleri de aralanacaktır.
En büyük yanılsama, üretim ve tüketim anlayışına çılgınca yaklaşan günümüzün insanında olmalı. “Tüketim toplumunda, şeyler kendi anlamlarını yitirir. Onlar sadece bir kodun işaretleri, bir statü göstergesinin parçalarıdır. Biz şeyleri değil, ilişkileri tüketiriz.” diyen Jean Baudrillard, tüketimin boyutlarına dikkat çekmektedir. Varsın kimileri tatilini otellerde, açık büfelerde, deniz ve kumlarda görsün. Asıl olan hayatın dış gerçekliği ile iç gerçekliği arasındaki bağı görebilmekte. Bütün bunlar insan için hayatında gül ve düş büyütme vasıtaları olduğunu bilebilmekte. Her şeye rağmen gezmeyi, tozmayı kolay görmemek gerek çünkü bakma ile görme arasında ki uçurum farkını bu aktiviteler belirlemektedir.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Ağustos 2026, Sayı 153




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder