10 Ağustos 2026 Pazartesi

Mulhouse’un Sirenleri

Mulhouse’un Sirenleri

“Mulhouse’un Sirenleri” Şair Mehmet Yıldız’ın, Çıra Edebiyat etiketiyle, Haziran 2026’da okurlarıyla buluşturduğu şiir kitabıdır. Altmış dört sayfalık eser, yirmi beş şiirden oluşmaktadır. Üç bölümde tasniflenmiş şiirlerin bölümleri şu şekildedir; “Masal Bitti, Uyanınca Hatırlanan ve Bu Şehir.” İlk bölümde, kaybedilen anneye duyulan özlem, geçici hayat ve ölüm olgusu işlenmektedir. İkinci bölümde genel olarak Mulhouse yangını, son bölümde de acı çeken şehirlere yer verilmektedir.

“Mulhouse’un Sirenleri” ismi nereden geliyor bir bakacak olursak; Mulhouse, doğu Fransa'da bir sanayi şehridir. Bu şehirde, 1 Ekim 2017 tarihinde kundaklama sonucu çıkan ev yangınında altı can kaybedilir. Bu altı canın üçü çocuk ve bu altı canın da dördü Türk asıllı soydaşımızdır. İlgili şiirlerde sarih olarak bu olaya değinilmese de gerek yangın ve ölüm anlatımları gerekse de Mulhouse ismi direk bu menfur hadiseyi çağrıştırmaktadır.

Teknik olarak şiirlere bir bakacak olursak; Eserde hece ve serbest tarzda yazılmış şiirleri karışık bir şekilde okunmaktayız. İmgelerin çok az kullanıldığı daha rafine mısralar diyebiliriz. Başka bir ifade ile imge fetişizmi taşımayan daha anlaşılır şiirler bunlar. Nakarat, tekrar mısraları şiirlerin bütünlüğünü sağlayan bir harç mesabesinde olduğunu görmekteyiz. Şiirlerde ses, anlam ve iç kafiye uyumu yerindedir. Hem şiirin ne dediği önemli hem de mazrufta esas kıymetin önemini görmekteyiz. Hemen hemen bütün şiirlerde ahenk unsurları şiir sesini daha yüksekte tutmaktadır. Ahenk unsurlarından mülhem şiirlerdeki okuma ritmi kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

“Her çocuğun hikâyesi bir anne ile başlar” mottosu şiar edinilmiş sanki. Bu şekilde başlar şiirler. Anne ve şehir olgusuna etraflıca değinen şair, Nazım Hikmet’in şu sözünü bizlere hatırlatmaktadır. “İki şey var ancak ölünce unutulur, anamızın yüzüyle, şehrimizin yüzü.” Şiirlere, kuşlarla çevreli, çiçeklerle bezeli yer yer pastoral bir gömlekte giyindirilmiş gözüküyor. “Karınca, Ağustos böceği, sığırcık, çekirge, ebabil kuşu, zümrüdü anka, gonca gül, ıhlamur ağacı, hercai menekşeler vs. Bu anlatımlar ile beraber daha çok yeniden doğuş ve bahar imgesi betimlenmektedir adeta.

“Züleyha, Hacer, Kevser, Yusuf, Hüseyin, Ali, Zülfikar, İbrahim, Musa, Habil, İsrafil, Karun, Hamza, Tim (Filistinli Çocuk), Lili, Robinson, Windsor Kalesi” gibi isimlerle karşılaşıyoruz. Bunlarla birlikte Filistin, Kudüs, Gazze, Bosna, Kaf Dağı, Yeşilırmak, Ayasofya, Babil, Saint - Etienne, Avenue Colmar, Eiffel, Seine Irmağı" gibi isimlerle devam edilmektedir. “Yedi beyza, yedi kulplu kazan, yedi kollu şamdan, yedi boynuzlu oteller, yedi başlı canavar, zümrüdü anka, bezmi elest” gibi klasik edebiyatımızda kullanılan birçok benzetmelere de yer verilmektedir. “Teheccüt, fiske, makosen, metropol, bilboard, rezidans, xr cihazı, fenomen, ebter (eksik, noksan)” gibi az kullanımda ve güncel kelimelerle de karşılaşmaktayız.

Şairin şiir dilini daha iyi kavramamız için şiirlerde bölüm bölüm de olsa bir yolculuğa çıkacak olursak; “Gemi kırılmış dizgin tutmaz atlarım/ Kimse tutamaz ben bu uçurumdan atlarım/ Benim her çığlığa şahlanan atlarım vardı/ Benim anne duasından kanatlarım vardı/ Kimse tutamaz ben bu uçurumdan atlarım.” (s. 14, Parlayan Ölü Atlar, son bölüm) “Kapanır okullar fabrikalar/ Parklar bahçeler kapanır/ Güller mahzun kalır dallarda/ Kapanır berberler kahveler/ Bütün camiler Ayasofya olur/ Kapanır güneşe bakan perdeler/ Takvimler mahpus kalır evlerde.” (s. 36, ‘Virüs’ şiirinden bir bölüm) “Mulhouse’un orta yeri kilise/ Zangoç kendini asmış çan kulesinde/ Cafe Mozart’ta bir yaşlı madame/ Kahvesini yudumluyor umarsız/ Issız Saint-Etienne’in hüznüne/ Tüm mabetler mahzun durur çarşıda/ Bir arka plan resmidir/ Yeni yetme fenomenlere” (s. 42, ‘Mulhouse’un Sirenler-1’ şiirinden) “Adın şifrem olsun da/ Açılsın sır küpünün kilidi/ Başımı döndüren bu gezegende/ Ben de bir anlam bulayım artık” (s. 47, ‘Uyanınca Hatıralar 2’, şiirinden) Son olarak başka bir şiir bölümü de şu şekildedir; “Bu kar bu yağmur geceden/ Bu enkaz bu feryat geceden/ Sen uyurken ne hayatlar karardı/ Senin karanlığın bile geceden” (s. 49, ‘Uyanınca Hatırlanan 4’, şiirinden) Aynı zamanda “Uyanınca Hatıralar -4” şiirinin son bölümünde Fecr Suresinin 24. Ayetine yer verilmektedir. “Yâ leytenî kaddemtu li hayâtî” Meali şu şekildedir; “Ah, keşke bu hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım!" der.

Son tahlilde, şiirler de ritim ve lirizm kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Şiirlerin bir tarafında sezdiren ve öğreten bir uç hep gözüküyor. Gelenekten beslenen ama bildiğimiz halk tipi şiirlerden olmayan şiirler. Şiirlerin özünde bilme ve görme ile gönlün mahbesinde şekillenmiş duyumsamalar bütünü desek yerinde olacaktır. Bu bağlamda şiirlerdeki anlatım sabit kadem bir dil üzerinde yol almaktadır. İyi okumalar efendim. Buyurunuz.

İlkay Coşkun
10.08.2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder