8 Ocak 2025 Çarşamba

Benim Adım Süheyb

"Benim Adım Süheyb” Filistin Üzerine Bir Gençlik Romanı

"Benim Adım Süheyb" Yazar Halit Yıldırım'ın, Filistin’de yaşanan insanlık dışı olaylar kapsamında -bir gençlik romanı- mottosuyla yayın hayatına dâhil ettiği eseri. 2024 tarihinde, Yafes Kitap etiketiyle okurlarıyla buluşturulmuş. İki yüz yirmi dört sayfa hacmindedir. Dikkatimi en çok celp eden şey, roman dili ve anlatımının merak duygusunu hep canlı ve diri tutmasıdır. Anlatımda verilen her bir esrar aynı oranda çözümleme aşkınlığına taşındığını da söyleyebilirim.

Geleneğimizde de olan münazara uygulamasını romanın ana omurgasından birisini oluşturmaktadır. Futbol ve okçuluk diğer bir ana tema hüviyetindedir. Roman başkahramanı gencin, isim benzerliği üzerinden, Hz. Süheyb güzergâhında da bir yol alınmaktadır. Hz. Süheyb ile beraber Filistin ve Araplar konusuyla beraber daha geniş anlamda Müslümanların meselelerine dikkat çekilmektedir. Filistin ve Araplar üzerinden daha çokta Müslümanlara yönelik kimi iftiralara varan, yanlış muharref anlayışlara karşı cevaplar verilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Bir nevi roman tekniği ile maneviyat ve uhreviyat üzerinden de yol alındığına da şahitlik ediyoruz.

Süheyb, İstanbul'da ailesiyle beraber yaşayan Bafralı bir gençtir. Bir üniversitenin tarih bölümünde okumaktadır. Ayrıca futbol oynamakta ve okçuluğa ilgi duymaktadır. Futbol turnuvası vesilesiyle İstanbul'dan Çorum'a gelmesiyle roman apayrı noktalara taşınmaktadır. Süheyb-i Rûmî isimli Sahabenin Çorum'da medfun olması ve görülen rüyalar genç Süheyb’i heyecanlandırmaktadır. Süheyb’in yıllar önce anne ve babasının da yolunun Çorum’a düşmüş olduğunu öğrenmesiyle beraber roman daha da heyecan taşımaktadır. Süheyb'i "Tekke çocuğu” olarak nitelendiren annesinin Çorum'daki büyük sırrı nedir? Nilsu arkadaşının Süheyb’i Arap ismi olması sebebiyle istememesinin gerekçeleri nelerdir? Süheyb ismi yerine Süha ya da Suphi isimlerini neden önermektedir? Süheyb ismi üzerinden Arap ve Müslüman karşıtlığı yapılmasıyla devam eden serüven hangi noktalara taşınacaktır?

Roman başkahramanı Süheyb'in yanında romanda geçen diğer isimlere bir bakacak olursak; Süheyb'in on sene önce kaybetmiş olduğu babası Sinan Bey, annesi Selma Hanım, babaannesi Hasibe Hanım, dedeleri Laz Ahmet ve Hacı Hasan Efendi, halası Ayşe Hanım, arkadaşları Çorumlu olan Zeynep, diğer arkadaşı Nilsu, okçuluk hocası Esra Hanım, kantinci Hayri abi, Ferguson Tarık, Hıdırlık cami imamı Emir Efendi, Tarık abi, Kemal Bey, Ethem Erkoç Hoca, Aylin, Ömer, Yücel" gibi isimlerin öncelikli olarak sıralayabilirim. Ayrıca ilginç bir şekilde romanın yazarı Halit Yıldırım, eşi Nurhan Hanım, Yazar Nuray Alper ve Turhan Candan Bey gibi kimi isimlerin romana dâhil edilmesini söyleyebilirim. Romanda, Çorum'a dair çok özelliği de öğreniyoruz. Çorum leblebisine aşinalığımız var ama Çorum'un bir de zahter çayı vardır. Çoruminia, Hattuşa Boğazkale gibi yerleri de bunlara dâhil edebiliriz.

Genç Süheyb’in, Süheyb isminin ne anlama geldiğine dair bir ödev hazırlamasıyla devam eden bir süreç yaşanmaktadır. Daha da önemlisi, karşıt fikirlerde olan Zeynep ile Nilsu arkadaşların, Filistin konusuyla alakalı okul içerisinde bir münazaraya tutuşmalarıyla devam edecek haraketli zamanlardır bunlar. Son yaşanan Filistin zulmüyle beraber ülkemizin, Filistin'i desteklemesi veya desteklememesi fikriyatları doğmuştur. Müslümanlar arasında birlik oluşturma anlayışı ile Müslümanlık adına Araplaşma temayülüne dur demek isteyen diğer anlayışın karşılıklı bir münazarası desek de yeridir. Ülkemizdeki kimi çevrelerin, Türkistan'daki zulme bigâne kaldıkları gibi birçok konuya da açıklık getirilmeye çalışılmaktadır. Daha genel anlamda roman tekniği üzerinden dünya Müslümanlarının önemli bir bölümüne münhasır sıkıntılar işlenmektedir. Ama şu bir gerçek ki romanda da anlatılan her çağın zorluklarına rağmen her Müslüman hiss-i adavet taşımamaktadır.1492 yılında gemilerle İspanya'dan Anadolu'ya getirilip kurtarılan Yahudiler bunun en güzel örneğinden birisi olsa gerek. Açılması gereken bir parantez ise, insanımızda ki marazi merhametin bazen başımıza büyük işlerde açmasıdır.

Çorum, Hıdırlık mevkiinde mezarları veya makamları bulunan Süheyb-i Rûmî Hazretleri, Ubeyd-i Gazi, Kereb-i Gazi, Yusuf-u Bahri, Abbas Kûlâhî gibi değişik zamanlarda yaşamış ve mezarları bulunan zatlar hakkında bazı bilgilerin de romanda yer aldığını görmekteyiz. Süheyb'i Rûmî Hazretlerinin İslam'la şereflenen 37. Müslüman olduğunu öğreniyoruz. Bazı rivayetlerde Süheyb Hazretlerinin, İstanbul kuşatması dönüşünde Çorum önlerinde Bizanslılar tarafından şehit edildiğini ve Çorum'a defnedildiği söylenmektedir. Başka bazı kaynaklarda ise mezarının Medine'de olduğu, Çorum'da sadece makamının olduğu yönündedir. Ayrıca Süheyb isimli sahabe üzerinden gerek yaşadığı dönem gerekse de Filistin ve Übülle şehri özelinde bağ kurularak roman farklı mecralara taşınmaktadır. Merak duygusunu fazla törpülememe adına bu bölümleri kısa ve özet geçiyorum izninizle.

Roman anlatımlarında yaşanmış bazı tarihi vakalar üzerinden de fikirler serdedilmektedir. Bunların bir kısmı şu şekildedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'da on beş bin askerimizin gözlerini kör edenlerin Araplar değil, İngilizler ve İngiliz ordusunda ki Ermeniler olduğu vurgusudur. Bu konu ayrıntılı bir şekilde masaya yatırılmaktadır. Bunun yanında Osmanlıya isyan ettiği söylenen beş bin Arap askerin durumu, 1916 Kût'ül Amare Kuşatması, İngilizlerin, Arabistan Krallığı vaadine kapılan Şerif Hüseyin ile bu günkü yansımaları, tarihteki Nili örgütü ve liderleri Nili Sarah, 14 Mayıs 1948 de kurulan İsrail devleti ve devamında yaşanan süreçler, Araplar üzerinden yapılmaya çalışılan İslam düşmanlığı gibi birçok konuya değinilmektedir. Filistin üzerine son yaşadığımız İsrail zulmünü de içine alacak şekilde konu etraflıca ele alınmaktadır. Filistin'in sözde Ermeni soykırımını tanıdığı, Ermeni tehciri üzerine pul bastırdığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımadığı, Doğu Türkistan’da Uygurlara yönelik zulme kayıtsız kaldıkları gibi pek çok konuda eleştiriler yapılmaktadır. Bu roman vasıtasıyla, bütün bu eleştirilere teker teker cevaplar verilmektedir.

Roman başkahramanı Süheyb'in ilgi alanı olan futbol ve okçulukla alakalı bilgilendirici ve doyurucu anlatımlarla da yol alınmaktadır. Romanda okçuluk üzerine teorik birçok bilgininde verildiğini görmekteyiz. Bunların bir kısmı şu şekildedir. "Okçu demek kemankeş demektir. "keman" yay çeken demek, "keş"te çeken anlamına gelmektedir", “Yay yapan ustalara kemanger, ok yapanlara tirger denmektedir”, “Okun ucundaki demire temren denir. Kirişin yaya bağlandığı yerlere toz denir. Eğer kemankeş, yayı kuvvetli çekip tozu koparırsa buna da tozkoparan denmektedir. Okçuların piri, Sahabelerden Sa'd b. Ebi Vakkas olarak bilinir" gibi pek çok bilgiler verilmektedir.

Son tahlilde, büyük bir dilemmanın içerisinde olan insanlığa karşı biz Müslümanların sözünün ve katkısının gerekliliği daha çok hissedilmektedir. Başka bir taraftan bu anlatımlarla Türk-İslam medeniyetinin ve Müslüman hassasiyetinin felsefesinin yol ve yöntemlerini de taşımaktadır. Başka bir ifadeyle roman, Türk Müslüman felsefesince yol almaktadır desek yanlış olmaz. Günümüzde yaşanılan bütün dilemma ve sarmal hallerin karşısında sloganik olmadan, suya sabuna dokunarak gerçekçi katkıları sunabilmenin en doğru hareket olacağı vurgusudur. Bu durum biz Müslümanlara mütemadi bir mücadele ve gayret halini gerekli kılmaktadır. Öyle ki hakikate muttali olan Müslüman, doğruluk ve sıratı müstakim üzerine itminana böylelikle erebilecektir. Bu vurgularla beraber, bu güzel romanı başta gençler olmak üzere güncel ve tarihi konulara meraklı bütün okurlara tavsiye ederim. İyi okumalar.

İlkay Coşkun
Şehir Defteri Dergisi
Sayı 16, Nisan 2024


4 Ocak 2025 Cumartesi

Yazar Halit Yıldırım’ın Hikâyeciliği

Yazar Halit Yıldırım’ın Hikâyeciliği

Yazar Halit Yıldırım, 2024 yılında, Yafes Kitap etiketiyle “Anahtar”, “Misafir”, “Rötarda Makas Değiştiren Hayaller” ve “Geç Kalan İtiraf” isimlerinde dört yeni hikâye kitabı yayımladı. Yazar, son yıllarda birçok romanını da okurlarıyla buluşturdu. Cengiz Aytmatov’un; “Büyük duyguları anlatmaya yetecek kelimelere gerek yoktur” dediği gibi. Biz yine de gerek bu dört hikâye kitabı gerekse de yazarın yazmış olduğu diğer hikâye kitapları üzerinden yazarın hikâyeye bakışını ele alalım istedim.

Yazarın; “Zamandan Kaybolan Adam” romanının “Zamanda Kaybolan” hikâyesinden doğduğunu anlıyoruz. Ayrıca “Muska” isimli romanın da aynı isimli hikâyeden vücut bulmuş olduğunu görmekteyiz. Başka bir ifadeyle özellikle bazı hikâyelerin sonlandırılmadığını bir yer de romana giden güzergâhta bir bölüm hüviyeti taşımaktadır. Bu bağlamda, yazarın hikâyelerinin kritiğini yapmak, romanları hakkında da fikirler verecektir.

Hikâyeleri muhteva ve teknik olarak iki başlıkta ele alabiliriz. Öncelikli olarak Halit Yıldırım’ın hikâyeleri herkesin anlayabileceği tarzda yazılmış ve daha çok gelenekten beslenmiştir. Bu duygudaşlıkla gelenek, geleceğe ışık tutacaktır. Hikâyeler tema ve motif olarak maneviyat yüklü Anadolu'yu ve Anadoluluğu barındırmaktadır. Türk-İslam medeniyet olgusu ve kültürel sınırları (biyopolitiği) çerçevesinde anlatımlar şekillenmektedir. Hakikat, tarikat ve marifet güzergâhındadır yazılanlar. Yaşadığımız bu fani hayatta, şeytan çevrintisi olmaktansa derviş ermişi olmak daha iyi değil mi sonuçta. Ahlak, vicdan ve irfan mektebi çerçevesinde yol alınmaktadır. İslami şuur taşıyan hikâyeler de diyebiliriz bunlara. Kıssa ve menkıbeleri de içerisinde barındıran bir izlektedir. Bu kıssalarda esrar çözen aşkınlıklar taşınmaktadır. Daha çok da kurgunun yanında yaşanmışlık eylemleri var. Yer yer hikâye içinde, başka bir hikâye anlatımlarıyla da karşılaşmaktayız. Bu anlatımlarda konunun bir benzerinin, asıl hikâyeye rücu etmesi ayrı bir dikkati celp etmektedir. Bu bağlamda faydacı (pragmatik) bir bakış açısı kendisini hissettiriyor desek yeridir.

Hikâyelere “Çorum, Yozgat, Ankara, Sivas, Tokat, Kayseri, İstanbul” başta olmak üzere Anadolu’nun birçok şehri mekânlık yapmaktadır. Bu şehirlerimizde geçen yer isimleri ise özel olarak; “Cağaloğlu Yokuşu, Dikmen, Bağlum, Bentderesi, bazı cami ve türbeler” şeklinde birçok ayrıntılara yer verilmektedir. Bu bağlamda hikâyelerde mekân bütünüyle Anadolu'dur desek yeridir.

Hikâyelerde karakterler, genellikle lakaplarıyla ve meslekleriyle birlikte anılırlar. “Dr. Ahmet, Sürüngen Hakan, Hacı Asım, Şükrü Hoca, Nuri Abi, Bekçi Haydar, Hıdır Çavuş, Ahmet Reis, Üfürükçü Âdem, Muhtar Kerim Ağa, Yücel Bey” gibi bir kısmını örneklendirebilirim. Anlatımlar da cezbelenmiş karakterler de yer almaktadır. Kıssadan hisse çıkaran karakterlerdir bunlar. Böylelikle çok değişik konuların hikâyeleştirildiğini görmekteyiz. “Muska, rüya, dini ve sosyal yaşam, bağımlılıklar, seksen ihtilali, köyler arası mera davaları, denizcilik, hac, hastane, dergâh, minibüsçü, kamyoncu” gibi hayatın içinden birçok konu hikâyeler de geçmektedir.

Hikâyelerde dikkatimi celp eden bazı bölümleri buraya taşımak istiyorum. “İnsanoğlunun binlerce yıllık rüya ve bunu anlamlandırma mirasına saygı duymaya başlamıştı” (Anahtar, s.9), “Hayat, boşluk kabul etmeyen bir deverandır” (Anahtar, s.26), “Onun makamı hiçlik, varlık ile âşıklık olur mu?” (Misafir, s. 37) Hikâyeleri konu dâhilinde desteklemek adına kimi alıntı sözlere de çokça yer verilmektedir. Bu bağlamda hikâyelerin bir tarafında didaktik bir tavır vardır. “Ecel mukadderdir, tagayyür etmez”, “Kadere razı olmayan kedere duçar olur” (Anahtar, s.27), “Kem âlât ile kemâlât olmaz”, “Bilen buldu, bulan kâmil oldu” Bunun gibi birçok alıntı söze çoğu hikâyelerde yer verilmiştir. Bunlarla beraber, tasavvufta, inancımızda, kültürümüzde yeri olan birçok terim anlatımlarda işlenmektedir. Böylelikle; “Bilmek, bulmak ve olmak” mucibince derinlemesine anlatım genişletilmektedir. “Kün turaben, bel hüm edal, esfel-i sâfilin, tavaf, say, tayy-i mekân, tayy-ı zaman, Ashabı Kehf, Harut Marut” gibi birçok isim ve terim anlatımlara dâhil edilmiştir.

Halit Yıldırım hikâyelerinde merak duygusu hep diri tutulmakta ve enigmatik çağrışımlara sık sık başvurulmaktadır. Sonuçta ilginçliklerle, simgelerle mücehhez sırlı bir âlemde yaşıyoruz. Heyecanı, gizemi taşıyan bu güzel hikâyeler, kendi iç dünyasını onarmaya çalışan bir okur için yeni fikirler sunmaktadır. Hikâyelerde tezyinat, teşbih ve müteşabih hal kıvamındadır. Okurun gönlünü zenginleştiren temler barındırmaktadır. Hikâyeyi hikâye yapan amil, okuru etkilemesinde, cezbetmesinde ve doyurmasında saklı değil midir? Nasıl ki her insan aynı zamanı farklı yaşasa da hayat her insana farklı farklı yüzünü göstermektedir. Öyle ki biz de savaşların ve hüzünlerin yaygın; rahatın ve huzurun mahdut olduğu bir coğrafya da yaşıyoruz maalesef. Bu hikâyelere bütüncül olarak baktığımızda, Anadolu’nun ve coğrafyamızın zorluklarına da şahit oluyoruz.

Mustafa Kutlu’nun “Aydınımız dindar olmaktan korkar” sözünün karşısında Halit Yıldırım, İslamiyet'i, kadim değerlerimizi sabite yaparak, Müslüman bir aydın kimliğiyle hikâyelerini, şiirlerini ve diğer bütün edebi türdeki yazılarını yazmaktadır. Başka bir ifadeyle tasavvuf, ilahi aşk güzergâhı ve kadim değerlerimizin ışığında güzel hikâyelere kalem olmaktadır. Yazılanlar, ocakbaşı hatıralarının tesbihini çekme samimiyetinde ve güzelliğindedir. Bütün bu yazılanlar, dünyanın kirini yüreğe değdirmemenin çabalarından biri olsa gerek. Hal ve gönül inşası sağlam bu güzel hikâyeler zamana ve metalaşmamış okura, incilerini tezyinatla sunacaktır. Türk-İslam Medeniyetinin mührünün vurulduğu güneş ülkesi Anadolu'muzdan sımsıcak samimi güzel hikâyeler okuyacaksınız. Buyurunuz efendim. İyi okumalar.

İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Sayı 134, Ocak 2025





Bahar Esintisi

Bahar Esintili Gençlik

“Bahar Esintisi” Halkbilimci Şair Yazar Kadir Pürlü’nün ilk şiir kitabı. Kitap, şairin 1976-1981 yılları arasında Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu yıllarında yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. Eser, Cağaloğlu Yayınları etiketiyle 2024 yılında okurlarıyla buluşturulmuş. Yüze yakın şiirin yer aldığı kitap, yüz elli sayfa hacmindedir. Şair, kitabını eşi Gülten Hanım’a ve oğlu İsmail Melih’e atfetmiştir.

Şiirlerin geneli Ankara şehir temalarıyla yol alsa da Sivas'a dair bölümleri de yer almaktadır. Şiirlerde izleksel öğeler olarak “Ankara kent yaşam zorlukları, gurbet, özlem, gençlik aşkları, 70’li, 80’li yılların debdebeli halleri, bunlara karşı milli ve manevi perspektiften muarız duruşlar” şeklinde uzunca bir liste yapabiliriz.

Mekân olarak Ankara'da birçok yerin adı geçmektedir. “Kuğulu Park, Kurtuluş Parkı, Rüzgârlı Sokak, Varlık Mahallesi, Beypazarı Caddesi, Demetevler, Akköprü, Sıhhıye, Ulus, Çankaya, Kızılay, Hipodrom, Hacı Bayram” gibi yerleri öncelikli olarak sıralayabilirim. Bunlarla beraber Sivas'tan İstasyon Caddesi, Meydan Cami ve Sivas Tren Garı gibi önemli yerleri de dâhil edebiliriz. Mesela bir şiirinde tren garını şu şekilde imler şair; “Çığlık çığlığa ötüşürken trenler” (s. 109) Gibi. Bunların yanında başka ruh coğrafyamızdan Tuna, Eritre, Filistin, Afganistan gibi birçok yerinde şiirlere dâhil edildiğini görmekteyiz.

Kitapta hece ve serbest tarzda yazılan şiirlerin harmanlandığını görmekteyiz. Hece şiirlerinin çoğunluğu 11’li olmakla birlikte 8 ve 7 heceli şiirlerde mevcuttur. Azda olsa beyit türünden şiirlerle de karşılaşmaktayız. Aynı zamanda taşlama şiir türünün örneklerini de görmekteyiz. Şiirlerde “ırmak, rüzgâr, şehir, kent, kuş” gibi bazı isimlerin metafor düzeyinde kullanılışlarına şahit oluyoruz. Şiirlerde daha az kullanımda olan arkaik bazı kelimelerle de karşılaşmaktayız. “Tarh, ölgün, biteviye, suzînâk, zafiran suyu, kavlü karar” gibi bir kısmını sıralayabilirim. “Böğür, uğrun, yanış, anlıya, çalkanmak, çığrışmak, döğmek, Alaman, uyartmak” gibi birçok yöresel söyleyişin de şiirlerde yer aldığını söyleyebiliriz.

İzninizle şiirlerde kısa bir yolculuğa çıkalım. Kitabın girizgâhında olan “Gel” şiirinden bir bölüm; “Çiçekler açınca dere böğründe/ Sürüler otlarken yayla uğrunda/ Baharın büyülü yeşil bağrında/ Koyunlar kuzular yürüşürken gel/.../ Göllerin yanında uzarken sazlar/ Salarken turnalar türlü avazlar/ Ovanın üstünde yükselen tozlar/ Çıkıp bulutlara erişirken gel...” (s.14) Zor yıllara tercüman olmuş olan şiirlerden bir bölüm; “...Bu kardeş kavgası nedendir asıl/ Ne zaman bitecek duracak nasıl/ Azrail'i hatırlatan bir nesil/ İki eli kızıl kanda huzursuz/.../Çırpınır boşlukta gıdasız ruhun/ Bir işe yaramaz ne sunarsan sun/ Boş çıktı umudu gafil güruhun/ Aldatan da aldanan da huzursuz.” (s. 57) Hayatı sorgulayan şiirlerden; “Varlığı ve yokluğu/ Birliği ve çokluğu/ Eseri müessiri/ Her şeyi düşünürüm/ Ve dilini bilmediğim/ Haller kuşatır beni/ Gülmek desem değil/ Ağlamak desem değil.” (s. 88)

Her şair gibi şairimiz de yaşadıklarını, özlemlerini, acılarını, umut ve beklentilerini nakış nakış işlemiş şiirlerine. Duygularına, umut ve beklentilerine giydirilmiş giysiler gibi olmuş şiirler. Genç yaşta yazılan şiirler olmasına rağmen, uçarı olmayan, ayakları yere basan, vakur duruşlu şiirler okudum. Şairin bir şiirinden bir dörtlükle yazımızı nihayetlendirelim. “Güzellik bir nefes imiş/ Şan küçük bir heves imiş/ Gurur tuzak kafes imiş/ Kenarından geçme gönül” (s. 58) İyi okumalar.

İlkay Coşkun
04.01.2025