Koşa Koşa İnsan
Hayatı Toparlayan Rutin
Hayatımızda basit ve sıradan rutinlerin ne çok kıymeti harbîyesi varmış meğer. Bunu köye gidişlerde, yaşlı başlı amcaların sıraya girerek ‘hoş geldin’ demelerinden ve çocuk halimle koltuklarımın kabararak karşılık vermemden hatırlarım. Şimdilerde de köye gidişlerim olmakta ama birkaç kişinin dışında varlığımın farkında bile olunmaması yüreğimi burkmakta. O zamanların imece, kubaşma, değiş-tokuş gibi birçok uygulamalarını hatırlarım ve bu günlerimle kıyaslarım. Yine o yılların şehir hayatı içerisinde her bayram komşu ve dostların birbirlerinin evlerine gidiş gelişlerini düşünüyorum. Bu uygulamaları sıradan görsek de bu halleri şimdilerde arar durumdayız. Geçmişin çoğu anında yaşadığımız tatlı ve hoş rutinlerimizdi bunlar.
Nasıl ki toplama bir millet olunmuyorsa; şehirlerden, kasabalardan, yurtdışından süreli gelişlerle de köycülük ve mahallelik olmuyormuş. Toplama halk ile köy ve mahalle kurulamıyor olduğunu en çarpıcı şekliyle anlıyoruz. Ruh ve aidiyet duygusu gerektiriyormuş. “Taş yerinde ağırdır” sözüne şimdi daha çok anlam veriyorum. Bütün bunlar insana yoldaş, daha ekmel uygulamalardı. Çoğu etkileşim, uzam kazandığı yerde bir bütünlük sağlamaktaydı. Hepsi de toplumu oluşturan bir dinamik ve senkronik duygudaşlıkla yol almaktaydı.
Kadim bir bilgeliğin ve kültürün şahitliği üzerinde, dünün hatıraları zihinlerimizde birer birer sökün etmekte. Dün de yaşanılan çoğu uygulamalar, biteviye ve kimi rutinlerle beraber çokça ruhu beslemekteydi. Hayatın yanında sağlam bir duruşa takat oluyordu. Kimilerine göre durgun, sessiz ve münzevi zamanları çağrıştırmaktadır. Daha az adrenalin içerse de daha çok huzurun kaynağı niteliğindeydi. Yani rutinlik, bir sıradanlık değildi elbette. Sıradanlık, mücrim bir görüntü verse de daha çok olumlu bir rutinlik ile bazı alışkanlıklar birlikte bir devri daimîliği imlemekteydi.
Kan Çarpması
Tıpkıları ve aynıları içerisinde yaşadıklarıyla susturulmuş insanıdır. Başını hoş tutan bir suskunluk değildir bu. Olsa olsa daha çok vurgun yemişlik. Ama bir tarafında hep avuntu taşımaktadır. Hayata yenile yenile devam etmenin bir suskunluğu böyle olsa gerek. Bir şeyi hep yanlış yapma korkusuyla baştan yenilmişlik hali. Mahir bir terzi gibi güçlendirilmemiş bir hayat. Olsa olsa çıtkırıldım hüznü ve daha çok da suskunluğu yaşıyor olmalı. Ne bir pirden el almış ne de bir müritten güngörmüş olmalı. Belki de en zor olan darmadağınık kanatlarıyla mücadelesidir.
Vefayı da göz ardı edecek bir hoyratlık cenderesine girmiş olmalı. İyiliğe iyilik, kötülüğe kötülük düz mantığını dahi uygulayamayan bir geri duruş. Kendine güvenmenin yıkıntısını yaşıyor olmalı. Azlıktaki görgüsü, çağları aşacak yanılsaması olmalı. Bütün faraziyelerde reddi miras yenilgili bir hal eşliğinde. Dünün kadifiye edilmiş bugünün viranesinde oyalanmıştır. Bir inat tabarî hevesi gütse de cürmü kadar yer yakacağının hodbinliği içerisinde. Açtın gözünü boğaza düğümleyip yumdun sözünü. Üslup u beyan aynıyla insan olacaktın. Biriktirdiği sis, barut ve telaşa memuru da olsa hayal kırıklığı ve tesanüt oyunu yaşadıklarıyla kalacaktır. Deniz düşü kurup çölde oturmak böyle bir şey olsa gerek. Yarın ölüm, gül suyu olsa da her taştan korkan bir testi olmayı kendisine yakıştıracaktır. Hakeza kaybetmenin yetimliğini yaşıyor olmalı böylelikle.
İlkay Coşkun
Kültür Ajanda Dergisi
Ocak 2026, sayı 146
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder